Neşet Ertaş 14 yıldır gönüllerde

Bozkırın sesini Türkiye’ye taşıyan Neşet Ertaş, ölümünün 14. yılında eserleri ve kendine özgü saz tavrıyla milyonların hafızasında yaşamayı sürdürüyor.

KÜLTÜR - SANAT - 26-09-2026 14:23

Köy düğünlerinde babası Muharrem Ertaş’ın yanında sazla tanışan Neşet Ertaş, yıllar içinde Anadolu’nun acısını, aşkını, gurbetini ve yoksulluğunu milyonlara ulaştıran usta bir sanatçıya dönüştü. “Garip” mahlasıyla yazan Ertaş, bağlamadaki kendine özgü tavrı ve bozlak yorumuyla Türk halk müziğinde kendine özgü bir iz bıraktı.

1938 yılında Kırşehir’in Kırtıllar köyünde dünyaya gelen Ertaş’ın sanat hayatı, babası Muharrem Ertaş’ın peşinden gittiği köy düğünlerinde başladı. Bozlak geleneğinin önemli isimlerinden Muharrem Ertaş, oğluna yalnızca saz çalmayı değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir müzik kültürünü de öğretti.

Çocuk yaşta ritim çalgıları ve kemanla tanışan Ertaş, daha sonra hayatının ayrılmaz parçası olacak bağlamaya yöneldi. Henüz 14 yaşındayken TRT Ankara Radyosu’nda Muzaffer Sarısözen yönetimindeki “Yurttan Sesler” programında bozlak okudu.

1957 yılında İstanbul’a giden Ertaş, ilk plağını babası Muharrem Ertaş’a ait “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” eseriyle çıkardı. Plaklar, radyo programları, düğünler ve konserlerle devam eden sanat hayatında sesi kısa sürede Kırşehir sınırlarını aşarak Türkiye’nin dört bir yanına ulaştı.

Bozkırı Türkiye’ye taşıdı

Neşet Ertaş’ın sanatındaki fark yalnızca güçlü sesi ve bağlama tekniğiyle sınırlı kalmadı. Babasından aldığı geleneği kendi hayatı, dili ve duygularıyla yeniden yorumlayan Ertaş, bozlak kültürünün geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıtlarında da Ertaş’ın Abdal tarzı çalma ve söyleme geleneğini farklı bir boyuta taşıdığı, söz ve müziği kendisine ait çok sayıda eser ortaya koyduğu belirtiliyor.

Ertaş’ın türkülerinde aşk kadar ayrılık, gurbet kadar yoksulluk, insan kadar toprak da yer aldı. “Garip” mahlasıyla kendi yaşadığı acıları ve hayat tecrübelerini toplumun ortak duygularına dönüştürdü.

Bozlak onun sesiyle geniş kitlelere ulaştı

Bozlak, özellikle İç Anadolu, Güney Anadolu ve Toroslar çevresinde Avşar ve Türkmen toplulukları arasında gelişen bir uzun hava türü olarak biliniyor. “Bozlamak” sözcüğüyle ilişkilendirilen tür; yiğitleme, güzelleme, ağıtlama ve kerem bozlağı gibi farklı biçimlerde icra ediliyor.

Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Neşet Ertaş, bu geleneğin öne çıkan isimleri arasında yer alıyor. Neşet Ertaş ise bozlağın yerel karakterini koruyarak geniş kitlelere ulaştırdı.

“Gönül Dağı”ndan “Ah Yalan Dünya”ya

Neşet Ertaş’ın geride bıraktığı eserler arasında “Gönül Dağı”, “Ah Yalan Dünya”, “Neredesin Sen”, “Gönül Yarası”, “Zülüf Dökülmüş Yüze”, “Niye Çattın Kaşlarını” ve “Mühür Gözlüm” gibi hafızalara kazınan eserler bulunuyor.

Ertaş’ın repertuvarındaki eserlerin tamamı kendisine ait değildi. Bazı eserleri babası Muharrem Ertaş’tan veya geleneksel repertuvardan alan sanatçı, birçok eseri ise kendi yorumuyla geniş kitlelere ulaştırdı.

“Zahidem” ve “Neredesin Sen” gibi eserlerin hikâyeleri de Ertaş’ın hayatındaki önemli ayrıntılar arasında yer aldı. Sanatçı, bazı eserlerini farklı dönemlerde yaşadığı olaylardan ve kendi hayatından ilham alarak şekillendirdi.

Almanya yılları ve yeniden sahneye dönüş

1970’lerin sonlarında yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle Almanya’ya tedavi amacıyla giden Ertaş, uzun yıllar burada yaşadı. Çocuklarının eğitimi ve çalışma hayatı nedeniyle Almanya’da kalan sanatçı, Avrupa’da yaşayan Türklerin düğünlerinde ve konserlerinde sazını çalmayı sürdürdü.

Türkiye’ye yeniden dönüşü ise 2000 yılında İstanbul’da verdiği konserle gerçekleşti. Uzun süre gözlerden uzak yaşayan Ertaş’ın yeniden sahneye çıkması, yeni kuşakların da onun müziğiyle tanışmasına vesile oldu.

Ertaş, 2006 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü’ne layık görüldü. 2009 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında Türkiye’nin “Yaşayan İnsan Hazineleri” Ulusal Envanteri’ne dahil edildi. 2011 yılında ise İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından fahri doktora unvanı verildi.

Devlet Sanatçısı unvanını kabul etmedi

Neşet Ertaş’ın sanat anlayışını ortaya koyan önemli olaylardan biri de kendisine teklif edilen “Devlet Sanatçısı” unvanını kabul etmemesi oldu.

Ertaş, bu unvanı kabul etmeme gerekçesini herkesin devletin vatandaşı ve sanatçısı olduğu yönündeki düşüncesiyle açıkladı. Buna karşılık TBMM Üstün Hizmet Ödülü’nü, temsil ettiği kültüre hizmet eden geçmiş kuşaklar adına kabul ettiğini ifade etti.

Hafızalara kazınan sigara sohbeti

Neşet Ertaş’ın kamuoyunda hafızalara kazınan anlarından biri de 18 Eylül 2009’da dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile katıldığı televizyon programındaki sohbet oldu.

ATV’de yayımlanan programda sigara kullanımı ve “Dumansız Hava Sahası” uygulaması konuşulurken Ertaş, kendine özgü üslubuyla sigara kullanan vatandaşlara ilişkin görüşünü dile getirdi.

Ertaş’ın doğrudan ve samimi konuşma tarzı, sanat hayatı boyunca koruduğu halktan kopmayan tavrının da dikkat çekici örneklerinden biri olarak hafızalarda yer aldı.

Şöhreti büyüdü, dili değişmedi

Neşet Ertaş’ın sanat hayatındaki en belirgin özelliklerden biri, şöhretinin artmasına rağmen halkla kurduğu bağını korumasıydı.

Sahnedeki kimliğiyle günlük hayatındaki dili arasında büyük bir mesafe bulunmayan Ertaş, babasından aldığı Abdal ve bozlak mirasını taklit etmek yerine kendi yorumuyla yaşattı.

Bağlamayı yalnızca bir müzik aleti olarak değil, Anadolu insanının duygularını anlatan bir araç olarak kullanan Ertaş, geleneksel müziği yeni kuşaklara taşıyan isimlerden biri oldu.

25 Eylül 2012’de yaşamını yitirdi

Neşet Ertaş, kanser tedavisi gördüğü İzmir’de 25 Eylül 2012’de 74 yaşında hayatını kaybetti. Vasiyeti doğrultusunda Kırşehir’de, babası Muharrem Ertaş’ın mezarının yanına defnedildi.

Aradan 14 yıl geçmesine rağmen Neşet Ertaş’ın eserleri dinlenmeye, türküleri söylenmeye ve bağlama tavrı yeni nesil sanatçılar tarafından yaşatılmaya devam ediyor.

“Gönül Dağı”, “Ah Yalan Dünya”, “Neredesin Sen” ve daha nice eseriyle Anadolu’nun ortak duygularına seslenen Neşet Ertaş, ölümünün 14. yılında da sazı, sözü ve kendine özgü sanat anlayışıyla hafızalardaki yerini koruyor.

Kaynak: PERRE

Günün Diğer Haberleri