Gazeteci-Yazar Bilal Karadağ, Adıyaman’ın geçmişteki komşuluk ilişkilerinden ve mahalle kültüründen esinlenerek kaleme aldığı köşe yazısında, günümüzde giderek azalan insan ilişkilerine dikkat çekti. “Bir Sandalye Daha” başlıklı yazısında 6 Şubat depremlerinin ardından Adıyaman’da yaşanan dayanışmayı da hatırlatan Karadağ, okuyucuları komşuluğa, sohbete ve birbirine zaman ayırmaya davet ediyor. 

Gazeteci-Yazar Bilal Karadağ’ın, eski Adıyaman’ın komşuluk kültüründen yola çıkarak kaleme aldığı “Bir Sandalye Daha” başlıklı köşe yazısının tamamını sizlerle paylaşıyoruz:

"Bir Sandalye Daha"

"Bir Sandalye Daha Geçenlerde bir kahvehanenin önünden geçerken yaşlı birkaç amcanın oturduğunu gördüm.
Önlerinde çaylar...
Kimi gazetesini okuyordu, kimi sessizce etrafı seyrediyordu.
Belli ki konuşacak çok şeyleri vardı ama aceleleri yoktu.
Birbirlerini dinliyorlardı.
O görüntü bana eski Adıyaman'ı hatırlattı.
Hani insanların kapı önlerine sandalye attığı, akşam serinliğinde komşularıyla oturup saatlerce sohbet ettiği Adıyaman'ı...
Bir tabak yemeğin komşuya gönderildiği...
Birinin evinde düğün varsa bütün mahallenin seferber olduğu...
Bir cenaze varsa kapısının önünün insanlarla dolduğu...
Bir çocuk hastalansa herkesin "Geçmiş olsun" demek için kapısına uğradığı Adıyaman'ı...
Sonra düşündüm.
Acaba biz o sandalyeleri neden kaldırdık?
Yoksa sadece sandalyeleri değil, birbirimize ayırdığımız zamanı da mı kaldırdık?
...
Eskiden bir komşunun kapısını çalmak için önemli bir sebebe ihtiyaç duymazdık.
"Bir çayını içmeye geldim" demek yeterdi.
Şimdi ise birbirimizi telefonlardan arıyoruz.
Hatta bazen aramaya bile üşenip bir mesaj gönderiyoruz:
"Nasılsın?"
Cevabını beklemeden de telefonun ekranını kapatıyoruz.
Eskiden insanlar birbirinin yüzüne bakardı.
Şimdi birbirimizin çevrim içi olup olmadığına bakıyoruz.
Eskiden "Ne yapıyorsun?" diye sorardık.
Şimdi "Ne paylaşmış?" diye merak ediyoruz.
Eskiden insanın derdini dinlerdik.
Şimdi hikâyesine bakıyoruz.
...
Belki de çağımızın en büyük yalnızlığı budur.
İnsanların arasında olup insan bulamamak...
Kalabalıkların içinde yaşayıp kendini yapayalnız hissetmek...
Telefon rehberinde yüzlerce isim olup, başın sıkıştığında arayacak birini bulamamak...
Ne acı değil mi?
Oysa insanın bazen büyük şeylere ihtiyacı yoktur.
Bir sandalye yeter.
Yanına oturacak bir dost...
Bir bardak çay...
Bir "Nasılsın?" sorusu...
Ve gerçekten cevabını dinleyecek bir kulak...
...
Biz Adıyamanlılar bunun değerini aslında çok iyi biliyoruz.
6 Şubat bize çok şey öğretti.
Bir gecede evlerimizi kaybettik.
Sokaklarımızı kaybettik.
Sevdiklerimizi kaybettik.
Ama o büyük yıkımın ortasında birbirimizi bulduk.
Enkaz başında hiç tanımadığı insan için dua edenleri gördük.
Bir tencerede pişen yemeği onlarca kişiyle paylaşanları gördük.
Kendi çadırı dar olduğu halde kapısını başkasına açanları gördük.
Bir battaniyenin altında hiç tanımadığı insanla ısınanları gördük.
Çünkü felaket bize şunu hatırlattı:
İnsan, insana muhtaçtır.
...
Bugün şehir yeniden kuruluyor.
Binalar yükseliyor.
Yollar yapılıyor.
İş yerleri açılıyor.
Sokaklar değişiyor.
Ama bir şehrin sadece binaları yeniden yapılmaz.
Mahalleleri de yeniden kurulmalıdır.
Komşulukları da...
Dostlukları da...
Muhabbeti de...
Güveni de...
Çünkü şehir dediğimiz şey yalnızca beton değildir.
Şehir, birbirinin kapısını çalan insanlardır.
Birbirine "Geçmiş olsun" diyebilen komşulardır.
Bir cenazede omuz omuza duranlardır.
Bir düğünde aynı halaya girenlerdir.
Bir çocuğun başını okşayanlardır.
Bir yaşlının poşetini taşıyanlardır.
...
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey biraz daha fazla bina değil.
Biraz daha fazla yakınlık.
Biraz daha fazla sohbet.
Biraz daha fazla komşuluk.
Biraz daha fazla "Nasılsın?"...
Ve belki de kaldırdığımız o sandalyelerden birini yeniden kapımızın önüne koymak.
Bir sandalye daha...
Bir dost için.
Bir komşu için.
Yoldan geçen yaşlı bir amca için.
Çay içmek isteyen biri için.
Derdini anlatacak birini arayan bir insan için...
Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştirmek için büyük şeyler yapmanız gerekmez.
Yanına oturmanız yeter.
Dinlemeniz yeter.
"Ben buradayım" demeniz yeter.
...
Bir gün akşamüstü evinizin önüne bir sandalye koyun.
Bir çay demleyin.
Yanınıza da bir sandalye daha koyun.
Belki bir komşunuz gelir.
Belki eski bir dostunuz...
Belki uzun zamandır görmediğiniz biri...
Belki de hiç tanımadığınız biri...
Ama o boş sandalye size bir şeyi hatırlatsın:
Hayat, paylaşınca güzeldir.
Şehir, insanıyla güzeldir.
Mahalle, komşusuyla güzeldir.
Ve insan...
İnsana iyi gelir.
Belki bugün hepimizin ihtiyacı olan şey biraz daha fazla teknoloji değil...
Biraz daha az yalnızlık.
Biraz daha az mesafe.
Biraz daha çok muhabbet.
Bir sandalye daha...
Bir çay daha...
Bir gönül daha...
Ve birbirimize ayıracağımız biraz daha zaman.
Çünkü bazı yaralar hastanede değil...
Bir insanın yanında oturularak iyileşir.
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle..."

Kaynak: Adıyaman Manşet