Adıyaman Manşet Haber Sitesi
Adıyaman Manşet Haber Sitesi
KÖŞE YAZISI

Kazananı Olmayan Bir Sınav

Celil KOCATAŞ Celil KOCATAŞ Yazarın tüm yazıları
28-03-2026 23:46 2 dk okuma 440
Paylaş:

Dünyanın farklı köşelerinde, bambaşka niyetlerle uzayıp giden üç ayrı sıra… Görünürde her biri farklı bir telaşın peşinde ama aslında hepsi tek bir hikâyeyi anlatıyor bize: Modern zamanların o yorgun insanlık hâlini.

Bir tarafta İran… Söylentiler muhtelif; kimine göre abartı, kimine göre acı bir gerçek: İnsanlar ellerindeki üç beş parça altını devlete teslim etmek için kuyrukta. Kriz kapıya dayandığında bireysel birikimin yerini kolektif bir kaygıya, belki de çaresiz bir aidiyete bıraktığı o an. Söylenti bile olsa, bir toplumun refleksinin nasıl bir gecede değişebileceğinin en somut, en hüzünlü fotoğrafı bu.

Öte yanda Gazze… Orada sıralar bir yatırım aracına ya da dövize açılmıyor; doğrudan "hayata" açılıyor. Bir parça ekmek, bir lokma umut, bir yudum su için bekleyen anneler, çocuklar… Ayaklarının altındaki çamur mu yoksa kuru toprak mı, bunun hiçbir önemi yok. Çünkü orada mesele kâr-zarar hesabı değil, sadece nefes alabilmek. Açlığın hüküm sürdüğü yerde ekonomi kitapları susar, sadece insanlık konuşur. Ya da konuşması gerekir…

Ve dönüp kendimize bakıyoruz; Türkiye… Kuyumcuların önünde altın fiyatlarındaki en ufak bir oynamayı kollayan o meşhur kuyruklar… Dışarıdan bakınca "yatırım telaşı" gibi görünen bu tablonun altında, aslında derin bir "genel hayat pahalılığı" sancısı yatıyor. Vatandaşın derdi sadece altın biriktirmek değil; derdi, her gün biraz daha eriyen maaşını, market rafında her hafta değişen etiketlere karşı koruyabilmek.

Bugün Türkiye’de asıl "sıra", artık sadece kuyumcuda değil; semt pazarlarının ucuzluk saatinde, indirimli ürün marketlerinin kapısında ve ay sonunu getirme kaygısının gölgesinde bekliyor. Mutfaktaki yangın, pazardaki ateş ve kiraların bel büken ağırlığı; insanımızı yarını güvence altına almak için amansız bir refleks geliştirmeye zorluyor. Bu bir hırs değil, belirsizlik denizinde boğulmamak için tutunulan bir dal aslında.

Üç ülke, üç ayrı gerçeklik ama tek bir ortak payda: Belirsizlik.

Kimi elindekini feda etmek için sırada, kimi hayatta kalabilmek için, kimi ise sadece yarınını kaybetmemek için… Peki, bu tablodan bir "kazanan" çıkar mı?

Aslında bu bir yarış değil. Çünkü kulvarlar eşit değil, dertler aynı değil. Biri açlıkla, biri varoluş kriziyle, biri de her sabah mutfağına düşen zamlarla mücadele ediyor. Böyle bir manzarada "kazanmak" kelimesi bile anlamını yitirip büzüşüyor.

Belki de sormamız gereken asıl soru şu: Bu karmaşanın içinde kim "insan" kalmayı başaracak?

Günün sonunda altın da, ekmek de, ekonomik veriler de bir noktaya kadar… Ama vicdan, işte o her şeyin üstünde. Asıl kazanan; ne kasasını en çok dolduran olacak, ne de en uzun sırada sabırla bekleyen.

Asıl kazanan; bu büyük gürültünün, geçim derdinin o sağır edici telâşının içinde, başkasının acısını hissetmeyi ve kendi vicdanını kaybetmeyen olacak

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Adıyaman Manşet Haber Sitesi yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Celil KOCATAŞ — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.