Nemrut’ta 68 günde 151 çekirge: Asıl mesele ne?

Nemrut’ta iki operasyonda 151 çekirge ele geçirilirken yaklaşık 3,5 milyon TL ceza uygulandı. Olay, biyolojik kaynakların stratejik değerini gündeme getirdi.

GÜNCEL - 28-08-2026 14:43

Adıyaman’daki Nemrut Dağı bölgesinde yalnızca 68 gün arayla gerçekleştirilen iki ayrı operasyonda beş yabancı uyruklu kişinin topladığı toplam 151 çekirge ele geçirildi. Olaylar kapsamında yaklaşık 3,5 milyon TL idari para cezası uygulanırken, kamuoyuna açıklanan bilgiler olayların bir “casusluk faaliyeti” olduğunu ortaya koymuyor. Ancak Nemrut’tan alınan çekirge örneklerinin daha önce uluslararası genetik araştırmalarda kullanılmış olması, konunun birkaç böceğin toplanmasından ibaret olmadığını gösteriyor.

“İki yabancı Nemrut’a çıktı, birkaç çekirge topladı ve milyonluk ceza yedi” şeklinde okunup geçilebilecek bir olay değil bu.

Çünkü bir canlı örneğinin değeri, pazarda kaç liraya satılabileceğiyle ölçülmüyor. Modern biyoteknoloji çağında küçücük bir doku parçası; DNA dizileri, türler arasındaki akrabalık ilişkileri, popülasyonların geçmişi, çevresel koşullara uyum mekanizmaları ve biyokimyasal özellikler hakkında araştırma materyaline dönüşebiliyor.

Nemrut’taki olayın gözden kaçırılmaması gereken boyutu da tam burada başlıyor.

68 GÜNDE İKİ OPERASYON, 151 ÇEKİRGE

PERRE Haber Ajansı’nın 19 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı “Nemrut’ta izinsiz çekirge toplayan 2 kişiye 1,4 milyon TL ceza” başlıklı haberde, Nemrut Dağı Milli Parkı’nda izinsiz tür toplayıcılığı yapan iki yabancı uyruklu kişinin yakalandığı duyuruldu.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Adıyaman İl Emniyet Müdürlüğünün koordinasyonunda gerçekleştirilen operasyonda 16 çekirge ele geçirildi. Çekirgeler yeniden doğal yaşam alanlarına bırakılırken, iki kişiye toplam 1 milyon 398 bin 490 TL idari para cezası uygulandı.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da operasyon görüntülerini sosyal medya hesabından paylaşarak “Biyokaçakçılara göz açtırmıyoruz” mesajını verdi.

Ancak bu, bölgede kısa süre içerisinde yaşanan ilk olay değildi.

PERRE Haber Ajansı’nın 12 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı “Nemrut Dağı’nda 135 çekirge toplayan 3 yabancı uyruklu şüpheli yakalandı” başlıklı haberde, Nemrut Dağı kırsalında üç yabancı uyruklu kişinin 26 poşete doldurulmuş 135 çekirgeyle yakalandığı kamuoyuna duyurulmuştu.

Doğa Koruma ve Milli Parklar ekiplerince gerçekleştirilen operasyonda üç kişiye toplam 2 milyon 97 bin 735 TL idari para cezası uygulanmış ve haklarında yasal süreç başlatılmıştı.

İki olay birlikte değerlendirildiğinde, yalnızca 68 gün içerisinde aynı coğrafyada beş yabancı uyruklu kişinin toplam 151 çekirge toplarken yakalandığı ve yaklaşık 3,5 milyon TL idari para cezası uygulandığı görülüyor.

Bu tekrar, Nemrut’un biyolojik kaynaklarına yönelik ilginin münferit bir meraktan mı ibaret olduğu, yoksa belirli türlerin ve popülasyonların bilinçli biçimde mi hedeflendiği sorusunu gündeme getiriyor.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise şu: Bu soru, tek başına bir “casusluk” iddiası anlamına gelmiyor. Kamuoyuna açıklanan bilgilerde böyle bir bağlantıyı kanıtlayan bir delil bulunmuyor.

MİLYONLUK CEZA ÇEKİRGELERİN FİYATI DEĞİL

Kamuoyunda en fazla merak edilen konulardan biri, “16 çekirge için neden 1,4 milyon TL ceza kesildi?” sorusu oldu.

Oysa uygulanan ceza, çekirgelerin piyasa değerine göre hesaplanmadı.

30 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2872 Sayılı Çevre Kanunu Uyarınca Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ kapsamında, biyolojik çeşitliliği tahrip edenler ile nadir veya tehdit altındaki türlerin korunmasına ilişkin yasaklara aykırı davrananlara 2026 yılında kişi başına 699 bin 245 TL idari para cezası uygulanması öngörüldü.

Bu tutar iki kişi için 1 milyon 398 bin 490 TL’ye, üç kişi için ise 2 milyon 97 bin 735 TL’ye ulaşıyor.

Dolayısıyla devletin korumaya çalıştığı şey, 16 veya 135 çekirgenin ticari satış bedeli değil. Korunan; biyolojik çeşitlilik, yerel popülasyonlar, ekosistem dengesi ve canlıların taşıdığı genetik kaynaklara izinsiz erişimin önlenmesi.

BİYOKAÇAKÇILIK NEDİR?

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, biyokaçakçılığı yabani canlıların veya bunlara ait parçaların yetkili makamların izni olmadan doğadan toplanması ve yurt dışına çıkarılması; genetik kaynaklar ile geleneksel bilginin yasa dışı yollarla elde edilerek ticarileştirilmesi ve ortaya çıkan faydaların adaletsiz biçimde paylaşılması çerçevesinde tanımlıyor.

DKMP’nin resmî verilerine göre Türkiye’de 2007-2023 yılları arasında tespit edilen 86 biyokaçakçılık vakasında 21 farklı ülkeden 156 kişi hakkında işlem yapıldı.

Ele geçirilenler arasında orkide ve yabani buğday türlerinden kelebeklere, farklı böceklerden engereklere, semenderlerden mantarlara kadar çok çeşitli biyolojik materyaller bulunuyor.

Genel Müdürlük, biyokaçakçılıkla mücadelenin amaçlarından birinin Türkiye’ye ait genetik kaynaklardan doğabilecek ekonomik, sosyal, bilimsel, teknolojik, tıbbi, ticari ve kültürel faydaların ülke menfaatine kullanılmasını sağlamak olduğunu belirtiyor.

Türkiye’de bilimsel araştırma yapmak veya biyolojik örnek toplamak bütünüyle yasak değil. Ancak araştırma izni, proje onayı, taahhütname ve gerektiğinde materyal transfer anlaşması gibi prosedürlerin tamamlanması gerekiyor.

Sorun bilimsel araştırma yapılması değil; biyolojik kaynağa izinsiz erişilmesi ve materyalin devletin bilgi ve denetim zincirinin dışına çıkarılması.

BİR ÇEKİRGE NEDEN BİLİMSEL DEĞER TAŞIR?

Bir canlı örneğinin bilimsel değeri, hayvanın kendisiyle sınırlı değil.

O canlıdan elde edilen doku; DNA dizileri, popülasyon genetiği, kalıtsal farklılıklar, çevresel koşullara uyum, üreme biyolojisi, proteinler, enzimler ve başka biyokimyasal özellikler hakkında araştırmacılara veri sağlayabiliyor.

Modern laboratuvar tekniklerinde bazen bir canlıya ait çok küçük bir doku parçası bile DNA izolasyonu ve gen dizileme çalışmaları için yeterli olabiliyor.

Fiziksel örnek daha sonra ortadan kalksa bile elde edilen genetik veri dijital ortamda saklanabiliyor, çoğaltılabiliyor ve farklı araştırmalarda yeniden kullanılabiliyor.

Nemrut’taki olayları önemli kılan noktalardan biri de bu bilimsel gerçeklik.

Operasyonların ardından ele geçirilen çekirgelerin Saga ephippigera olduğu ileri sürüldü. Saga cinsi, Palearktik bölgenin büyük yırtıcı çekirgeleri arasında yer alıyor ve Anadolu’da dikkat çekici bir tür çeşitliliğine sahip.

Ancak Tarım ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Bakan İbrahim Yumaklı tarafından yapılan açıklamalarda ele geçirilen 151 çekirgenin kesin bilimsel tür adı paylaşılmadı.

Kamuoyuna açıklanmış bir taksonomik teşhis raporu da bulunmuyor.

Bu nedenle yalnızca görüntülere bakarak çekirgelerin tamamını Saga ephippigera olarak tanımlamak veya “Türkiye’ye özgü endemik tür” şeklinde sunmak bilimsel açıdan doğru olmaz.

Buna karşılık Saga türlerinin Nemrut’taki varlığına ve genetik araştırmalardaki yerine ilişkin bilimsel kayıtlar bulunuyor.

NEMRUT’TAN ALINAN ÖRNEK DAHA ÖNCE DNA ÇALIŞMASINA GİRDİ

Nemrut’taki çekirgelerin bilimsel değerine ilişkin en dikkat çekici kayıtlardan biri, 2012 yılında yayımlanan uluslararası bir moleküler araştırmada yer alıyor.

Hakemli PLOS ONE dergisinde yayımlanan “Re-Visiting Phylogenetic and Taxonomic Relationships in the Genus Saga” başlıklı çalışmanın örnek tablosunda “Seph09” koduyla kaydedilen Saga ephippigera örneğinin toplandığı yer, “Türkiye, Adıyaman-Malatya il sınırı, Nemrut zirvesi” olarak gösteriliyor.

Araştırmaya ulaştırılan materyal, canlının yalnızca karın bölgesinden alınan bir doku parçasından oluşuyordu.

Buna rağmen örnekten DNA elde edildi; mitokondriyal COI ve 16S rRNA dizileri üzerinden moleküler inceleme yapıldı. Elde edilen diziler karşılaştırmalı analizlerde kullanılarak Saga türleri arasındaki evrimsel ve taksonomik ilişkiler araştırıldı.

Bu kayıt, “Bir çekirgenin laboratuvar için ne değeri olabilir?” sorusuna verilebilecek en somut örneklerden biri.

Nemrut zirvesinden alınan küçük bir biyolojik doku, uluslararası bir araştırmanın materyaline, genetik veri tabanlarının parçasına ve bir tür grubunun evrimsel geçmişine ilişkin bilimsel araştırmanın unsuruna dönüşmüş oldu.

2021 yılında yayımlanan başka bir moleküler araştırmada ise Anadolu’daki Saga ephippigera, Saga syriaca ve Saga hakkarica örnekleri üzerinde DNA izolasyonu, PCR, saflaştırma ve çift yönlü gen dizileme işlemleri gerçekleştirildi.

Araştırmacılar, 16S rDNA dizilerini kullanarak bu tür grubunun moleküler filogenisini inceledi ve Saga ephippigera soyunun yaklaşık 400 bin yıl önce ayrıştığı sonucuna ulaştı.

Kısacası Nemrut’tan toplanan bir çekirge laboratuvara ulaştığında artık yalnızca bir böcek değil; DNA dizisine, karşılaştırılabilir bilimsel veriye ve bir popülasyonun geçmişini anlamaya yarayan araştırma materyaline dönüşebiliyor.

GENETİK KAYNAKLAR NEDEN STRATEJİK?

Genetik kaynaklar günümüzde tarım, ilaç geliştirme, hastalık araştırmaları, biyoteknoloji, çevre bilimleri ve endüstriyel üretim gibi birçok alanda kullanılabiliyor.

Bir canlıdan elde edilen DNA dizileri, proteinler, enzimler, metabolitler veya canlıyla birlikte yaşayan mikroorganizmalar yeni araştırmaların başlangıç materyalini oluşturabiliyor.

Ancak bu genel bilimsel imkân, Nemrut’ta yakalanan kişilerin ilaç, patent, ticari üretim, askerî araştırma veya başka bir özel amaçla hareket ettiğini göstermiyor.

Kamuoyuna açıklanan deliller böyle bir sonuca ulaşmak için yeterli değil.

Bununla birlikte biyolojik örneklerin neden devletlerin koruma ve denetim alanına girdiğini anlamak açısından olay önemli.

Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü, doğada bulunan genetik kaynakların kendilerinin değil, bu kaynaklardan yararlanılarak geliştirilen buluşların patent konusu olabileceğini belirtiyor.

Örgütün 2024 yılında kabul ettiği Genetik Kaynaklar ve Bağlantılı Geleneksel Bilgiye İlişkin Fikrî Mülkiyet Antlaşması da genetik kaynaklara dayanan buluşlarda kaynağın geldiği ülkenin açıklanmasına yönelik patent yükümlülüğü getiriyor.

Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki çalışmalar ise artık yalnızca fiziksel örnekleri değil, genetik kaynaklardan elde edilen dijital dizi bilgisini de fayda paylaşımı açısından ele alıyor.

Dolayısıyla biyolojik bir örnek yurt dışına çıkarılıp dizilendiğinde mesele yalnızca “kaçırılan böcek” olmaktan çıkıyor.

Fiziksel örnek ortadan kalksa bile ondan elde edilen genetik veri kalıcı hale gelebiliyor ve kaynak ülkenin denetimi dışında bilimsel veya ekonomik değere dönüşebiliyor.

BİYOKAÇAKÇILIK CASUSLUK MUDUR?

Nemrut’ta yakalanan kişilerin herhangi bir devlet, istihbarat servisi, şirket, üniversite veya araştırma kuruluşu adına çalıştığını gösteren kamuya açık bir kanıt bulunmuyor.

Yabancı uyruklu olmak veya biyolojik örnek toplamak, bir kişiyi kendiliğinden “ajan” yapmaz.

Resmî kurumlar da yaşananları “casusluk” olarak değil, “biyokaçakçılık” ve “izinsiz tür toplayıcılığı” çerçevesinde değerlendirdi.

Bununla birlikte olay, güvenlik kavramının nasıl değiştiğini göstermesi bakımından önemli.

Stratejik bilgi artık yalnızca askerî tesislerde, savunma sanayisinde veya gizli devlet belgelerinde bulunmuyor. Tohumda, mikroorganizmada, tarımsal üründe, yabani bitkide, böcekte ve bunlardan elde edilecek genetik veride de bilimsel ve ekonomik değer bulunabiliyor.

Bu alan klasik istihbarattan çok biyogüvenlik, genetik kaynakların korunması, fikrî mülkiyet ve teknoloji güvenliği başlıkları altında değerlendiriliyor.

Bir “ajan faaliyeti” iddiasında bulunabilmek için görevlendiren kurum, finansman bağlantısı, iletişim trafiği, ele geçirilen materyalin gönderileceği laboratuvar, araştırma siparişi veya devlet bağlantısı gibi ek kanıtlara ihtiyaç var.

Nemrut olaylarında kamuoyuna böyle bir delil açıklanmış değil.

Şüphe araştırmanın başlangıç noktası olabilir; ancak kanıtın yerine geçirilemez.

YANIT BEKLEYEN SORULAR

İki olayın yalnızca 68 gün arayla aynı bölgede meydana gelmesi, bazı soruların resmî makamlarca açıklığa kavuşturulmasını gerekli kılıyor.

Ele geçirilen çekirgelerin kesin tür teşhisi yapıldı mı?

İki olayda toplama yapılan noktalar ve hedeflenen popülasyonlar aynı mıydı?

Şüphelilerin kullandığı ekipmanlarda bilimsel örnekleme veya uzun süreli muhafaza düzenekleri bulundu mu?

Yakalanan kişiler daha önce Türkiye’de araştırma izni için başvuru yaptı mı?

Toplanan canlıların götürülmesi planlanan ülke, üniversite, koleksiyon veya laboratuvar tespit edildi mi?

İlk olayda başlatıldığı açıklanan yasal süreç hangi aşamaya ulaştı?

İki olay arasında kişi, kurum, iletişim veya hedef tür bakımından herhangi bir bağlantı tespit edildi mi?

Bu soruların sorulması hiç kimseyi delilsiz biçimde ajan ilan etmek anlamına gelmez.

Tam tersine, söylentilerle gerçekleri ayırmanın ve kısa aralıklarla tekrarlanan olayların arkasında bir bağlantı bulunup bulunmadığını anlayabilmenin yolu şeffaf bilgidir.

NEMRUT İÇİN BİYOLOJİK KORUMA PLANI

Nemrut bugüne kadar daha çok Kommagene Krallığı’nın anıtları, Kral Antiochos’un dev heykelleri ve gün doğumu manzarasıyla tanıtıldı.

Oysa aynı dağın yalnızca taşları değil, canlıları da korunması gereken bir miras.

Arkeolojik alanı koruyan güvenlik yaklaşımının bölgenin biyolojik çeşitliliğini de kapsaması gerekiyor.

Nemrut ve çevresinde sürekli saha denetimi yapılması, ziyaretçilere birden fazla dilde canlı ve bitki toplamanın yasak olduğunun anlatılması, tur güzergâhlarındaki kontrol imkânlarının artırılması, yerel rehberlerin biyokaçakçılık konusunda eğitilmesi ve Adıyaman Üniversitesiyle iş birliği içinde bölgenin ayrıntılı biyolojik envanterinin hazırlanması değerlendirilebilir.

Nemrut’taki yerel popülasyonların kayıt altına alınması, bilimsel örneklerin Adıyaman’da veya Türkiye’de oluşturulacak referans koleksiyonlarında saklanması ve yerel DNA veri arşivlerinin kurulması, hem kaçakçılıkla mücadeleyi kolaylaştırabilir hem de Adıyaman’ın sahip olduğu doğal miras üzerindeki bilimsel söz hakkını güçlendirebilir.

Çünkü Nemrut’taki milyonluk cezayı çekirgenin fiyatıyla açıklamaya çalışmak, meselenin tamamını ıskalamaktır.

Devlet 16 çekirgeye 1,4 milyon TL değer biçmedi; biyolojik çeşitliliğe izinsiz müdahalenin bedelini belirledi.

Şu aşamada kanıtlanan şey casusluk değil, iki ayrı biyokaçakçılık ve izinsiz tür toplama vakasıdır.

Ancak olayların verdiği uyarı açık:

Nemrut’un üzerinde yalnızca tarihin taşlaşmış hafızası değil, Anadolu’nun canlı ve genetik hafızası da bulunuyor.

Birincisini korumak için bekçi görevlendirip ikincisini birkaç poşetle dağdan indirenlere bırakmak, geleceğin en değerli kaynaklarından birini göz göre göre kaybetmek anlamına gelir.

Kaynak: PERRE

Günün Diğer Haberleri