Başlık 2: Aynı Yer... Aynı Gülhane... Ama Başka Bir Hikâye
Bazı görüntüler vardır...
İnsan onları sadece görmez.
İçinde yaşar.
Geçtiğimiz günlerde Ankara Gülhane Yerleşkesi'ndeydim.
Namaz vaktiydi.
Kampüs içerisindeki camiye girdim.
İçeride büyük bir heyecan vardı.
Yeni mezun olan doktor adayları, hocalarıyla birlikte mezuniyet duasına katılmıştı.
Kur'an-ı Kerim okunuyordu.
Eller semaya açılmıştı.
Dualar yükseliyordu.
Dikkatimi çeken ise başka bir şeydi.
O gençlerin arasında çok sayıda başörtülü doktor adayı vardı.
Beyaz önlüklerini giymeye hazırlanan genç kadınlar...
Bir yandan meslek hayatlarının ilk adımını atıyor, bir yandan da Allah'tan hayırlı bir ömür ve başarılı bir hekimlik diliyorlardı.
O an gözlerim ister istemez yıllar öncesine gitti.
Çünkü burası Gülhane'ydi...
Bir zamanların askeri hastanesi...
Bir dönem, başörtüsü yasağının en ağır hissedildiği yerlerden biri...
Buraya gelenler öğrenci değildi.
Anneydi...
Eşti...
Kardeşti...
Evladıydı...
Kimi oğlunu görmek için gelmişti.
Kimi eşini...
Kimi çatışmada yaralanan evladının başucunda bulunmak istiyordu.
Ama başındaki örtü sebebiyle içeri alınmayan insanlar oldu.
Yaralı evladına sarılamayan anneler...
"Ya başını açarsın ya da içeri giremezsin." denilen eşler...
Hastane kapısında gözyaşı döken insanlar...
Bugün bunları anlatınca gençlere inanılmaz gelebilir.
Ama yaşandı.
Hem de bu ülkede...
Hem de çok uzak olmayan bir geçmişte...
Aradan yıllar geçti.
Bugün aynı yerleşkede bir cami yükseliyor.
Ve o camide başörtülü doktor adayları, Kur'an tilaveti eşliğinde mezuniyet duasına katılıyor.
Kimse onların başörtüsünü mesele etmiyor.
Kimse "Bunu burada yapamazsınız." demiyor.
Kimse inançlarını yaşamalarını yadırgamıyor.
Ben o gün sadece bir dua programı izlemedim.
Zamanın nasıl değiştiğini gördüm.
Bir ülkenin hangi badirelerden geçtiğini düşündüm.
Ve içimden sadece şu cümle geçti:
"Nereden nereye..."
Hayat bazen insana aynı mekânı iki farklı zamanda gösteriyor.
Birinde yasak var.
Diğerinde özgürlük.
Birinde gözyaşı var.
Diğerinde dua.
Birinde insanlar inançları nedeniyle kapıdan çevriliyor.
Diğerinde aynı inançla meslek hayatına ilk adımlar atılıyor.
İşte o gün Gülhane Camii'nde gördüğüm manzara bana bunları düşündürdü.
Bu yazı kimseyi suçlamak için değil...
Kimseye öfke duymak için de değil...
Sadece hafızamızı diri tutmak için yazıldı.
Çünkü geçmiş unutulduğunda, yaşanan acılar da zamanla sıradanlaşır.
Oysa bazı hatıralar unutulmasın ki...
Aynı acılar bir daha yaşanmasın.
Caminin avlusundan ayrılırken dönüp son kez baktım.
Kur'an sesi hâlâ yankılanıyordu.
Başörtülü genç doktorlar aileleriyle hatıra fotoğrafları çektiriyor, yüzlerinde yılların emeğinin mutluluğu okunuyordu.
Belki onlar, bir zamanlar aynı yerde başörtüsü nedeniyle insanların yaralı yakınlarını bile göremediğini hiç bilmiyorlar.
Belki de bilmemeleri daha güzeldir.
Çünkü bazı acılar gelecek nesillerin değil, sadece tarihin yükü olarak kalmalıdır.
Ama biz...
Biz unutmamalıyız.
Unutmamalıyız ki özgürlüğün kıymetini bilelim.
Ve bir daha hiç kimse, ne inancı ne de kıyafeti yüzünden bir hastane kapısında mahzun bırakılmasın.
Bilal KARADAĞ
bkaratag02@gmail.com