Başlık 2: Bir Babanın Üzüntüsü ve Mutluluğu
Soğuk bir kış günüydü. Kış mevsimi iyiden iyiye kendini hissettiriyordu. Dışarıda sağanak bir yağış vardı.
Nazlı nazlı yere düşen kar tanecikleri, doğaya beyaz gelinlik giydirmiş gibiydi. Yeryüzünde oluşan görsel güzellik, göz kamaştırır nitelikteydi.
Dışarıda böylesine soğuk ve yağışlı bir atmosfer hâkimken, Celal Bey ve Nebahat Hanım ikilisinin evini ısıtan, yuvasını ışıtan, gönlünü şenlendiren dünyalar tatlısı bir bebeği dünyaya gözünü açmıştı.
Göz bebeğinde sevgi ve mutluluk meltemi beliren minicik bebek, endamıyla anne ve babasının gönlünde taht kurmuştu.
Aradan geçen bir haftanın akabinde, eve davet edilen aile yakınlarının huzurunda bebeğin kulaklarına ezan, kamet ve dua okunmuş, hazirunun “Âmin” faslıyla birlikte Ahmet ismi verilmişti…
Ahmet’in yavaş yavaş dünyaya adapte olması ve gülücükleriyle çevresine neşe saçmasıyla birlikte, ebeyni de mutluluktan uçuyordu.
Evlerinde sevgi yumağı günbegün büyürken, aynı zamanda aksilikler de beraberinde geliyordu:
Anne Nebahat Hanım çok sağlıklı değil, “Siroz” hastalığıyla mücadele ediyordu. Hasta olması münasebetiyle minik Ahmet, anne sütünden yararlanamıyordu.
Bunun üzerine babası Celal Bey, bebek maması alımına yönelir yönelmesine de, bir yandan da maddi imkânları oldukça elverişsizdir.
Çünkü Ahmet’in doğduğu yıllarda bebek maması biraz lükse kaçıyor, imkânsızlıkların kol gezdiği ailelerin bütçesini zorluyordu.
Dünyaya gelen her insan bir şekilde imtihan süzgecinden geçiyor ama sanki Celal Bey’in imtihanı daha da zordu:
Maddi imkânsızlıkların yanı sıra, uzun süre devam eden eşinin ve babasının hastalıkları dolayısıyla da hayli yoruluyordu…
Celal Bey’in bütçesinin elvermediği bir zaman diliminde, bir vesileyle tedavi amacıyla gitmiş olduğu halden anlayan doktor, yardım elini uzatır:
Minik Ahmet’in sağlıklı beslenmesi için yazdığı ilaç reçetesine, heyet raporu kapsamında bir koli bebek maması cümlesini de ekler.
Bunun üzerine doktora mutluluğunu ifade eden Celal Bey, teşekkürlerini belirtir ve ilk işi eczaneye gitmek olur.
Eczacıdan almış olduğu bebek mamasının kolisini bisikletin koltuk arkasına indirdiği gibi, heyecanla evinin yolunu tutar.
Aksilik bu ya; eve vardığında, bisikletin arkasına göz atan Celal Bey, paketin olmadığını görünce, tarifsiz bir şaşkınlığa düçar olur.
Kendisini toparladıktan hemen sonra, yolda düşürdüğünü düşünerek, geldiği güzergâhtan tekrar yola revan olur, tedirgin ve kaygılı bir düşünceyle ufak ufak yol alır.
Bulamayınca yeniden eczaneye varır, sıkıntılı bir halet-i ruhiye ile durumu izah eder. Eczacı ise, Celal Bey’e mutluluktan havaya uçacak haberi verir:
“Senin yolda düşürdüğün mamayı, hayırsever bir vatandaş buldu ve bize getirdi. Buyurun emanetiniz sizindir…”
“Allah sevdiği kuluna önce merkebini kaybettirir sonra buldurur” deyiminin en yalın tabiri bu olsa gerek.
Selam sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…
Bilal KARADAĞ