Başlık 2: Yaprak Dökümleri Hüzün Verir Bana
Aylardan Kasım olunca, hayatın rengi değişiyor. Çünkü hayat böyledir. Şimdi sararmış yapraklarla bezenmiş bir dünyayı tefekkür etme imkânımız doğuyor.
Vakit erişiyor. Vade doluyor. Kasım ayı da diğer aylar gibi hızla ilerliyor. Hayatın içinde bütün bunlar, bir geliş ve gidişin içindeki lazım olan enstrümanlarıdır.
Bunlar elbette lazım, çünkü bunlarsız hayatın kendisi, kendini devam ettiremez.
Yaprakların sararması bile başlı başına müthiş bir olay. Durup dururken sarartmıyor kendilerini. Bir oluşmanın kaçınılmaz halidir bu. Muhakkak bir nedene dayanmakta, boşu boşuna olmuş bir şey değildir.
Yaprakların büyük ekseriyeti daha dallarındayken sararıyor. Yani kendi evrelerini, kendi evlerinde tamamlıyor. Böylece bir hazırlığın içine giriyor, sonradan döküyor kendilerini toprağın kara bağrına.
Evet, “Topraktan geldik, toprağa gireceğiz” meseli bir kez daha böylece kanıtlanmış oluyor.
Yani emri ilahi bir defa daha tecelli ediyor gözümüzün önünde. Bunu ağaçların, bitkilerin hayatından açıkça müşahede etmekteyiz.
Bu tabii seyrini sürdürmekte olan olayda ağaçların pozisyonu değişik oluyor. Örneğin çınar yapraklarının sararıp solması ile incir yaprağının sararıp solması aşamasında farklılıklar mevcut.
Çınar yaprağı kendini hemen hemen tümüyle sarartırken, incir yaprağı öyle yapmıyor; incir yaprağı, sanki sevgiliye gönderilen kenarı yakılmış bir aşk mektubu gibi kenarından kendini karartıp, büzüştürüp toprağa bırakıyor…
Çınar ağacı, altında sararmış hışırtılarla bilinirken, incir ağacı yere düşmüş yarısından fazlası yeşil kalmış yapraklarla kendini ortaya koyuyor. Bu bana biraz inat ediyor gibi geldi ama sonradan akıl ettim ki, incir ağacının fıtratı böyledir. İncirin insana ne kadar faydalı olduğunu da unutmamalıyız.
Bahçemizdeki erik ağacının yaprakları, bu mevsimde huruç hareketi yaparcasına kalabalık bir şekilde yere düşmesi, hayrete düşürüyor beni. Onlar da tümüyle kendilerini sarartmış.
Bunu can eriği olarak tesmiye edilen erik cinsi için söylüyorum. Yoksa biraz ilersinde mor yapraklarıyla arzı endam eden diğer mor renkli meyve veren erik ağacı ise hala direniyor hayata. Belli ki ömrünü uzatmak istiyor.
Ölümden korkuyor desem değil, çünkü er veya geç solacağını o da biliyordur. Demek ki onun da fıtratı böyleymiş.
Okul bahçesinde çocuklar cıvıldayarak, hışırtılar çıkartan sararmış yapraklara basıp oynuyor. Zaman zaman da ayaklarıyla yaprak kümelerini havalandırıp koşuşturuyorlar. Sararmış yapraklarla minik çocukların nasıl hayatın vazgeçilmez gerçeğini sergilediklerini temaşa etmek de bana düşüyor sanki.
Ömrünü nihayete erdirmiş ve sararmış yaprakların apaçık görüntüler sunan ahvali, yani yaprak dökümleri hüzün veriyor bana. Bu hüznü farkına vararak yaşamak önemlidir elbet. Tıpkı hayat gibi.
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…
Bilal KARADAĞ
