Adıyaman Manşet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Gazeteci-Yazar Bilal Karadağ, “İnsan İnsana Emanettir” başlıklı köşe yazısında, insanların birbirlerinin hayatında bıraktığı izlere dikkat çekti. Karadağ, bir insanın kalbinin, onurunun ve umudunun da birer emanet olduğunu vurgulayarak, kırmak ve yargılamak yerine anlamaya çalışmanın, düşene el uzatmanın ve yorulana omuz olmanın önemini anlattı. Karadağ, yazısını “İnsan insana yük değil, insan insana emanettir” sözleriyle tamamladı.
Bilal Karadağ’ın “İnsan İnsana Emanettir” başlıklı köşe yazısının tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.
İnsan İnsana Emanettir
Geçen hafta
birbirimize
iyi gelmekten söz ettik.
Bir gönlü
incitmemekten,
yorulana
omuz vermekten,
dar zamanda
bir el uzatmaktan…
Belki de
bütün bunların ardında
unutmaya başladığımız
çok daha derin
bir hakikat var:
İnsan, insana emanettir.
Bu hayatta
hiçbirimiz
yalnız değiliz.
Bir annenin evladı,
bir evladın anne babası,
birinin kardeşi,
birinin dostu,
birinin komşusuyuz.
Ve bazen
hiç tanımadığımız
bir insanın bile
hayatına
dokunup geçiyoruz.
Farkında olsak da
olmasak da
birbirimizin
hikâyesinde
iz bırakıyoruz.
Emanet…
Ne güzel
ama ne ağır
bir kelime.
Emanet,
sahip olmak değil,
korumaktır.
İncitmemek,
hor görmemek,
yalnız bırakmamak,
düştüğünde
elinden tutmaktır.
Çünkü insanın
insana emaneti,
yalnızca canı değildir.
Kalbi de emanettir.
Onuru da…
Umudu da…
Bazen
size açtığı bir sırrı,
bazen döktüğü bir gözyaşı,
bazen de
kimseye göstermediği
yarası emanettir.
Ne yazık ki
çoğu zaman
bunu unutuyoruz.
Birbirimizi
kırıyoruz.
Yargılıyoruz.
Küçümsüyoruz.
Bazen bir sözle,
bazen bir bakışla,
bazen de
susmamamız gereken yerde
susarak…
Sonra dönüp
kendi hayatımıza
devam ediyoruz.
Ama bizim
birkaç saniyede
unutup gittiğimiz
bir davranış,
başka bir insanın
yüreğinde
yıllarca kalabiliyor.
Oysa
karşımızdaki insanın
hangi savaşı verdiğini
bilmiyoruz.
Gülümseyenin
içinde ne sakladığını,
suskun olanın
neleri anlatamadığını,
güçlü görünenin
geceleri hangi yükün altında
ezildiğini bilmiyoruz.
İşte bu yüzden
biraz daha
merhamet…
Biraz daha
anlayış…
Biraz daha
vicdan gerek.
Çünkü bazen
bir insana verebileceğimiz
en büyük iyilik,
onu anlamaya çalışmaktır.
Hayat
bize insanları
yalnızca tanımamız için
çıkarmıyor belki de.
Kimi
bize iyiliği öğretiyor,
kimi sabrı,
kimi vefayı…
Kimi de
bir insanın kalbine
dokunmanın
ne kadar büyük
bir sorumluluk olduğunu.
Bu yüzden
hayatımıza giren
hiç kimseyi
sıradan görmemek gerek.
Belki
bir günlüğüne,
belki yıllarca,
belki de
birkaç dakikalığına
yolumuz kesişiyor.
Ama o kısacık karşılaşmada bile
bir gönül kazanmak da
bizim elimizde,
bir gönül yıkmak da…
Unutmayalım…
İnsan
kırılabilir.
Yorulabilir.
Düşebilir.
Umudunu kaybedebilir.
İşte tam da
o anda
bir başka insanın
eline ihtiyaç duyar.
Belki bugün
o ele
başkası muhtaçtır.
Yarın
biz olabiliriz.
Çünkü hayat
kimin ne zaman
yorulacağını,
kimin ne zaman
bir omuza ihtiyaç duyacağını
önceden söylemiyor.
Öyleyse
birbirimize
daha dikkatli bakalım.
Bir kalbi
kırmadan önce
düşünelim.
Bir insanı
yargılamadan önce
dinleyelim.
Düşene
el uzatalım.
Yorulana
omuz olalım.
Susana
“Neyin var?”
diye soralım.
Ve bize
emanet edilen
hiçbir gönülden
ah almayalım.
Çünkü
bu dünyadan
bir gün
hepimiz gideceğiz.
Geride
evlerimiz,
eşyalarımız,
makamlarımız,
hesaplarımız kalacak.
Ama insanların
kalbinde bıraktığımız
izler
bizden sonra da
yaşamaya devam edecek.
Kim bilir…
Belki de
ömrün sonunda
asıl mesele,
ne kadar şeye
sahip olduğumuz değil,
kaç insanın gönlüne
iyi geldiğimizdir.
Bu yüzden
birbirimizi
yük değil,
emanet bilelim.
Kırmadan,
incitmeden,
yalnız bırakmadan
yaşayalım.
Çünkü
insan insana yük değil,
insan insana emanettir.
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle...
Bilal KARADAĞ
