6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün

Celil KOCATAŞ

01-02-2026 19:46

Başlık 2: 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün
6 Şubat 2023, Türkiye’nin yalnızca şehirlerinin yerle bir olduğu bir tarih değildir; o gün, bu ülkenin yıllardır yüzleşmekten kaçtığı gerçekler, bastırdığı suçlar ve görmezden geldiği vicdani çöküş, tüm ağırlığıyla enkazın altından dışarı fışkırmıştır. O sabah sadece binalar yıkılmadı, sadece yollar çatlamadı; güven duygusu çöktü, adalet inancı sarsıldı, “bize bir şey olmaz” rehaveti on binlerce insanın mezarına dönüştü.
Dört ilin fiilen haritadan silindiği bu felaket, “doğal afet” denilerek geçiştirilemeyecek kadar ağır, “kader” kelimesinin arkasına saklanamayacak kadar bilinçli ihmallerle örülmüş bir suç zinciridir. Çünkü doğa sadece sarsar; öldüren, insan eliyle yapılan yanlışlardır. Evet, o gün binalar yıkıldı.
Ama insanları asıl öldüren; yıllar boyunca çürütülmüş sistemler, görmezden gelinen raporlar, imzayla meşrulaştırılan usulsüzlükler, kâr hırsıyla görmezden gelinen mühendislik kuralları ve her seferinde “şimdi sırası değil” denilerek ertelenen hesaplaşmalardı. Beton dayanıksızdı ama ondan daha çürük olan, bu ülkenin vicdan terazisiydi. Deprem, bu gerçeği gizlemedi; sert, acımasız ve inkâr edilemez bir şekilde yüzümüze çarptı.
Enkazın başında çadır satanlar çıktı. Emanet edilen yardımları pazarlayan kamu görevlileri çıktı.
Komşusunun cesedi daha soğumadan evini soyanlar çıktı. Bir şişe suyu, bir lokma ekmeği fırsata çevirenler çıktı. Ama bunlar depremle ortaya çıkmadı. Deprem sadece ışığı açtı, karanlık zaten oradaydı.
On binlerce insan hayatını kaybetti. Binlercesi uzuvlarını yitirdi. Sayısız çocuk öksüz kaldı, sayısız aile eksildi, tamamlanması artık mümkün olmayan hikâyeler yarım kaldı. Ancak mesele sadece kayıpların büyüklüğü değil; asıl mesele, bu kayıpların büyük bölümünün önlenebilir olmasıydı. Yıllar boyunca atılan her usulsüz imza, yapılan her göstermelik denetim, görmezden gelinen her uyarı, alınan her rüşvet ve edilen her suskunluk; 6 Şubat sabahı birer tabuta dönüştü.
Hatay’ın Malatya’nın, Adıyaman’ın , Kahramanmaraş’ın camileri, kiliseleri, sokakları… binalar yıkılmadı; şehirlerin belleği, geçmişi, birlikte yaşama kültürü de kent hafızası da moloz yığınlarının altında kaldı ve aradan yıllar geçti ama deprem bitmedi.
Çünkü milyonlarca insan hala o gecenin içinden çıkabilmiş değil. Ayakkabılarını başucunda uyuyanlar var. En küçük seste irkilerek uyananlar var. Gittiği her mekanda ilk önce “kaçacak yer” hesabı yapanlar var. Çünkü adalet gelmedi. Çünkü gerçek bir hesaplaşma yaşanmadı. Enkazlar kaldırıldı ama suçlar kaldırılmadı; dosyalar kapandı ama vicdanlar rahatlamadı.
Ve tüm bu karanlığın içinde, bu ülkenin utancını tek başına sırtlanmak zorunda bırakılan bir başka kesim daha vardı: halkın kendisi. Devletin geciktiği, sistemin çöktüğü yerde insanlar vardı.
Evindeki son battaniyeyi tanımadığı birine uzatanlar vardı. Çocuğunun montunu çıkarıp başka bir çocuğun üzerine örten anneler vardı. Arabasında sadece ekmek ve su değil, umut taşıyanlar vardı.
Tenceresinde ne varsa paketleyip yola çıkanlar, sınırları, dilleri aşarak yardıma koşanlar vardı.Enkaza tünel kazarak gırne Zonguldak'lı madenciler vardı.
İlk günden itibaren canını ortaya koyan Haluk Levent vardı. Aylarca Malatya’da desteğini esirgemeyen Çalık Grubu vardı. Rönesans Grubu vardı. Hatay’da, Adıyaman’da, Kahramanmaraş’ta belediyeler, gönüllüler, isimsiz binlerce insan vardı. Eğer bu ülke tamamen çökmemişse, onların sayesinde çökmemiştir. 
6 Şubat bize çok net bir gerçeği gösterdi. Bu topraklarda aynı anda hem büyük bir vicdansızlık hem de büyük bir insanlık yaşıyor. Aynı toplumun içinde hem mezar kazanlar hem hayat kurtaranlar dolaşıyor. Ve bu çelişkiyle yüzleşmeden, bu aynaya bakmadan hiçbir şey düzelmez. Unutmak isteyen çok. “Geçti gitti” demek isteyen daha da çok. Ama unutmak, suç ortaklığıdır.
6 Şubat sadece bir yas günü değildir. Bir suç mahallidir ve bu suç mahallinde herkesin yeri bellidir. Ya enkazın altındakilerle berabersindir ya da o enkazı üretenlerle. Başka bir yerde durmak mümkün değildir.Her unutmaya çalıştığınızı da enkaz başında enkaz altındaki kızının elini tutan babayı hatırlayın

Celil KOCATAŞ
kocatascelil@gmail.com

DİĞER YAZILARI Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki Kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın Dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet Deposu mu, Yol Geçen Hanı mı? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü 01-01-1970 03:00 Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı 01-01-1970 03:00 Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor 01-01-1970 03:00 Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı 01-01-1970 03:00 Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları 01-01-1970 03:00 Görünenin Ardındaki Gerçekler 01-01-1970 03:00 Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! 01-01-1970 03:00 Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı 01-01-1970 03:00 Vatandaş Soruyor: Vekil, Başkan... Neden Bizi Ziyaret Etmedi? 01-01-1970 03:00 Depremler İntiharları Tetikledi Mi? 01-01-1970 03:00 Düğün Magandaları Yine İş Başında! Bir Silah, Bir Mermi, Bir Can…. 01-01-1970 03:00 Balık Çiftlikleri “Barajları Kirletiyor” Diyenler Haksız Mı? 01-01-1970 03:00 Z Kuşağının Evliliğe Bakışı ve Artan Boşanma Oranları 01-01-1970 03:00 Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? 01-01-1970 03:00  “Adı Festival” Festival Demeye Bin Şahit Lazım 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı 01-01-1970 03:00 Yıkılan Tarihi Yeniden İnşa Etmek 01-01-1970 03:00 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü 01-01-1970 03:00 Deprem Felaketinin Malatya’da Yaşam Üzerine Etkileri 01-01-1970 03:00