Kalbimiz Ne Zaman Yoruldu?

Bilal KARADAĞ

23-08-2026 12:05

Başlık 2: Kalbimiz Ne Zaman Yoruldu?

Bazen insan durup kendine sormalı…

Ben ne zaman bu kadar yoruldum?

Sadece bedenini değil, kalbini de düşünmeli.

Çünkü insanın bedeni dinlenince toparlanıyor. Birkaç saatlik uyku, biraz sessizlik, biraz huzur yetiyor çoğu zaman.

Ama kalbin yorgunluğu başka…

Onun uykusu yok.

Onun ilacı bazen bir güzel söz, bazen samimi bir tebessüm, bazen de hiç beklemediği bir anda uzanan sıcak bir el.

Geçenlerde sokakta yürürken insanlara baktım.

Herkes bir yerlere yetişme telaşında…

Kimi telefonuna bakıyor, kimi karşıdan karşıya geçiyor, kimi alışveriş poşetlerini taşıyor.

Yüzler aynı…

Ama sanki gözlerde eski bir ışık yok.

Herkesin bir derdi var.

Kiminin evinde geçim sıkıntısı…

Kiminin içinde anlatamadığı bir kırgınlık…

Kiminin telefonunda cevap bekleyen bir mesaj…

Kiminin kalbinde yıllardır taşıdığı bir yara…

Ve çoğumuz birbirimizin yanından geçip gidiyoruz.

Belki de asıl yorgunluğumuz burada başlıyor.

Birbirimizi görmeden yaşamaya başladık.

Eskiden bir komşunun kapısı çalındığında “Bir ihtiyacın var mı?” diye sorulurdu.

Şimdi aynı apartmanda yıllarca yaşayan insanlar birbirlerinin adını bile bilmiyor.

Eskiden bir büyüğümüz yolda yürürken karşılaştığında selam verirdi.

Şimdi göz göze gelmemek için telefonlarımıza bakıyoruz.

Eskiden bir arkadaşımızın yüzündeki hüznü fark ederdik.

Şimdi “Nasılsın?” diye soruyor, cevabını beklemeden yolumuza devam ediyoruz.

Belki de kelimelerimiz çoğaldı ama samimiyetimiz azaldı.

Çok konuşuyoruz…

Ama az dinliyoruz.

Çok görüyoruz…

Ama az fark ediyoruz.

Çok biliyoruz…

Ama birbirimizi anlamaya daha az çalışıyoruz.

Peki…

Kalbimiz ne zaman yoruldu?

Belki hayat zorlaştı.

Belki geçim derdi arttı.

Belki insanların omuzlarındaki yük çoğaldı.

Bunların hepsi doğru.

Ama bütün bunların arasında birbirimize iyi gelmeyi neden bıraktık?

Bir tebessümün maliyeti yok.

Bir selamın bedeli yok.

Bir yaşlının poşetini taşımak için zengin olmaya gerek yok.

Bir çocuğun başını okşamak için makam sahibi olmak gerekmiyor.

Düşene el uzatmak için güçlü olmamız gerekmiyor.

Bazen insanın yapabileceği en büyük iyilik, sadece karşısındakini incitmemektir.

Adıyaman bunu çok iyi bilir.

6 Şubat sabahı hepimiz aynı acının içinde uyandık.

O gün kimsenin kimliğinin, makamının, cebindeki parasının bir anlamı kalmamıştı.

Hepimiz insandık.

Aynı korkunun içindeydik.

Aynı enkazın başında bekledik.

Aynı soğuğu hissettik.

Aynı ekmeği bölüştük.

Aynı suyu paylaştık.

Hiç tanımadığımız insanların acısına ortak olduk.

Birbirimizin yarasına merhem olmaya çalıştık.

O günlerde Adıyaman'ın sokaklarında çok güzel bir şey gördük:

İnsanlığın hâlâ ölmediğini…

Bir battaniyeyi iki kişi paylaşanları gördük.

Evindeki yemeği tanımadığı insanlara dağıtanları gördük.

Kendi çocuğunun elinden tutarken başka bir çocuğun başını okşayanları gördük.

Enkazdan çıkan bir insanın sevincini kendi yakını çıkmış gibi yaşayanları gördük.

Çünkü büyük felaketler bazen insanın elinden çok şeyi alır.

Ama aynı zamanda insana, elinde kalan en değerli şeyin ne olduğunu da gösterir.

Biz o günlerde bunu öğrendik:

İnsanın insandan başka sığınağı yok.

Peki bugün?

Aradan yıllar geçti.

Şehir yeniden kuruluyor.

Binalar yükseliyor.

Yollar yapılıyor.

Hayat yavaş yavaş normalleşmeye çalışıyor.

Ama bir şehrin sadece binaları yeniden yapılmaz.

İnsanların kalpleri de yeniden inşa edilmelidir.

Çünkü beton binalar bizi yağmurdan korur.

Ama birbirimize karşı merhametli değilsek, o binaların içinde yine yalnız kalırız.

Bir evin salonu ne kadar büyük olursa olsun, içinde sevgi yoksa insana dar gelir.

Bir sofrada ne kadar çok yemek olursa olsun, paylaşacak kimse yoksa o sofra eksiktir.

Bir insanın telefonu ne kadar akıllı olursa olsun, arayacak kimsesi yoksa sessizdir.

Belki de hepimiz biraz yorulduk.

Kırıldık.

Daraldık.

Küstük.

Hayattan beklentilerimizi azalttık.

İnsanlara güvenmekte zorlandık.

Ama kalbimizi tamamen kapatmayalım.

Çünkü insanın başına gelen her kötü şey, onu kötü bir insana dönüştürmek zorunda değil.

Tam tersine…

Çektiğimiz acılar bizi daha merhametli yapabilir.

Yaşadığımız kayıplar bizi daha anlayışlı kılabilir.

Kırıldığımız yerlerden başkalarını kırmamayı öğrenebiliriz.

Bir gün bir yaşlı insan size aynı şeyi ikinci kez anlatırsa, sabırla dinleyin.

Belki onun ihtiyacı anlatacak bir hikâyeden çok, dinleyecek bir kalptir.

Bir çocuk size bir soru sorduğunda telefonunuzu bir kenara bırakıp gözlerinin içine bakın.

Belki o çocuk, hayatı boyunca hatırlayacağı küçük bir sevgi arıyordur.

Bir dostunuz uzun zamandır aramıyorsa, “Neden aramıyor?” diye kızmadan önce siz arayın.

Belki onun sessizliği gururdan değil, yorgunluktandır.

Bir insan hata yaptığında hemen hüküm vermeyin.

Çünkü herkesin kimseye anlatmadığı bir mücadelesi vardır.

Ve unutmayalım:

İnsanları sadece yaptıkları hatalarla değil, taşıdıkları yüklerle de değerlendirmek gerekir.

Bugün hepimizin biraz daha sabra ihtiyacı var.

Biraz daha anlayışa…

Biraz daha merhamete…

Biraz daha güzel söze…

Biraz daha samimi dostluğa…

Ve belki en çok da birbirimize…

Çünkü hayat zaten yeterince zor.

Bari birbirimizin hayatını daha da zorlaştırmayalım.

Bir insanın gününü değiştirmek için büyük işler yapmamıza gerek yok.

Bazen bir “Geçmiş olsun” yeter.

Bazen bir “Nasılsın?” yeter.

Bazen sessizce yanında durmak yeter.

Bazen de sadece…

“Ben buradayım.” demek yeter.

Belki de kalbimiz yorulmadı.

Belki kalbimizi çok uzun zamandır dinlendirmedik.

Kendimize kızdık.

Başkalarına kızdık.

Hayata kızdık.

Geçmişe kızdık.

Olmayan şeylerin yasını tuttuk.

Oysa hayat, elimizden gidenlerle birlikte elimizde kalanlardan da ibaret.

Hâlâ seviyorsak…

Hâlâ özlüyorsak…

Hâlâ bir başkasının derdine üzülüyorsak…

Hâlâ bir çocuğun gülüşü içimizi ısıtıyorsa…

Hâlâ bir iyiliği gördüğümüzde mutlu oluyorsak…

Demek ki kalbimiz tamamen yorulmamış.

Demek ki hâlâ umut var.

Öyleyse gelin, kalbimizi biraz dinlendirelim.

Kırgınlıklarımızı biraz azaltalım.

Öfkemizi biraz susturalım.

İnsanları hemen yargılamaktan vazgeçelim.

Birbirimize daha çok selam verelim.

Daha çok hal hatır soralım.

Daha çok paylaşalım.

Daha çok affedelim.

Çünkü günün sonunda hepimizin ihtiyacı aynı:

Biraz huzur…

Biraz sevgi…

Biraz güven…

Biraz da insanlık.

Ve belki yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, hayatımızda biriktirdiğimiz malları, makamları, paraları değil…

Kimin kalbine dokunduğumuzu hatırlayacağız.

İşte o yüzden bugün kendimize bir soru daha soralım:

Kalbimiz ne zaman yoruldu?

Belki cevabı bulduğumuz gün, iyileşmeye de başlayacağız.

Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…

Bilal KARADAĞ

bkaratag02@gmail.com

DİĞER YAZILARI Unuttuğumuz Selam 01-01-1970 03:00 Bir Sandalye Daha 01-01-1970 03:00 Askıda Vicdan 01-01-1970 03:00 İstanbul Sözleşmesi Kaldırıldı Ama Ailedeki Sorunlar Neden Bitmedi? 01-01-1970 03:00 Zor Günümüzde Yanımızda Olan Herkese… 01-01-1970 03:00 Aynı Yer... Aynı Gülhane... Ama Başka Bir Hikâye 01-01-1970 03:00 Sessiz İşgal: Ahlak ve Maneviyatın Erozyonu 01-01-1970 03:00 Beton Yükseliyor Ama Vicdan Hâlâ Enkaz Altında 01-01-1970 03:00 Bayram Bitti… Peki Geride Ne Kaldı? 01-01-1970 03:00 DEPREMİN ARDINDA KALAN SES: SUSMAYAN YIKIM, SÜREN HAYAT 01-01-1970 03:00 Kural Çiğnemekte Üstümüze Yoktur 01-01-1970 03:00 Bir Babanın Üzüntüsü ve Mutluluğu 01-01-1970 03:00 Bayramlık Kundura 01-01-1970 03:00 Ne Çabuk Geçtin, Doyamadık Sana 01-01-1970 03:00 Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan 01-01-1970 03:00 Yaprak Dökümleri Hüzün Verir Bana 01-01-1970 03:00 Leyla İle Yusuf 01-01-1970 03:00 Gel Artık Baba 01-01-1970 03:00 Beni Affet Babacığım 01-01-1970 03:00 Ah O Eski Ramazanlar 01-01-1970 03:00 Kelepçe Çözdüren Besmele 01-01-1970 03:00 Şemsiyesi Çalınan Ümmet 01-01-1970 03:00 HELLO 01-01-1970 03:00 Önce Ahlak ve Maneviyat 01-01-1970 03:00 “Meclise Girerken Döneklik Başlıyor” 01-01-1970 03:00 Yaz Ayları Dostluğun Harman Olduğu Aylardır 01-01-1970 03:00 Ahlak ve Maneviyat Olmayınca 01-01-1970 03:00 Emaneti Ehline Vermek Gerekir 01-01-1970 03:00 Dejenere Oluyoruz 01-01-1970 03:00 Bayramlık Kundura 01-01-1970 03:00 Ağlayan Gelin 01-01-1970 03:00 Akbabaların Anlayışı Hep Aynı 01-01-1970 03:00 Olumsuzlukları Şiar Ediniyoruz 01-01-1970 03:00 Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan 01-01-1970 03:00 İnsani Yanlarımızdan Bir Şeyler Eksiliyor 01-01-1970 03:00 Baş Koyanlar Başkan Olurlar 01-01-1970 03:00 Dönekleri Seyretmekten Başım Dönüyor 01-01-1970 03:00 Mücahitler Müteahhit Olunca 01-01-1970 03:00 Sevgi Nedir? 01-01-1970 03:00 İstilaya Uğradık 01-01-1970 03:00 Cehennem Böyle Kazanılır 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyorsunuz? 01-01-1970 03:00 Siyasilerin Dili 01-01-1970 03:00 Beni Affet Babacığım 01-01-1970 03:00 Taklitçilikle Nereye Kadar 01-01-1970 03:00 Yeni Yıla Merhaba Derken 01-01-1970 03:00 Benim Favorim Fas’tı 01-01-1970 03:00 El Olmaya Eviriliyoruz 01-01-1970 03:00 Meğer Şehirleşememişiz 01-01-1970 03:00 Yaprak Dökümleri Hüzün Verir Bana 01-01-1970 03:00 Kara Sevda 01-01-1970 03:00 Güneydoğu’nun İncisi Olabilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Ağustos’u Sevmiyorum! 01-01-1970 03:00