Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde

Celil KOCATAŞ

04-02-2026 11:35

Başlık 2: Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde

Köy yerinde bayram her zaman takvim yapraklarına bağlı gelmez; bazen birinin ayağı kaydığında, bazen bir başkasının yükü ağırlaştığında, bazen de “oh be” denilen anlar sessizce çoğaldığında erkenden başlar. Özellikle de mesele başkasının başına gelen bir sıkıntıysa… Küçük enişte için de durum tam olarak böyle yaşanıyor. Meyve tüccarının başına gelen konuşuldukça, köy kahvesinde çay soğuyor ama küçük eniştenin ağzındaki cümle ısınıyor:

“Varan bir gitti, bitene…”

Ne kadar sade ne kadar masum gibi duran ama içine bakıldığında bin tane ima saklayan bir söz bu. Hiçbir şey söylemeden her şeyi anlatıyor; “Ben karışmadım” diyor ama sevincini saklayacak zahmete de girmiyor. Elini sürmediğini söylüyor ama bakışıyla itmiş gibi keyifli, sesiyle değil susuşuyla taraf belli ediyor. Köy buna masumiyet demez; köy bunun adını çoktan koymuştur: kurnazlık.

Muhtarlık seçimi yaklaştıkça köyde havalar değişiyor, gülüşler kısalıyor, selamlar mesafeli hâle geliyor ve dün aynı sofrada kaşık sallayanların bugün göz göze gelmemek için yolunu uzattığı fark ediliyor. Dün kırk tabak yemekle ağırlanan küçük enişteye bugün su bile tereddütle uzatılıyor; çünkü herkes görüyor ki yalnızlık kapıya dayanmış ama küçük enişte bunu kabullenmek yerine faturayı kadere, zamana, insan nankörlüğüne kesiyor. Kendine gelince sorumluluk yok, pay yok, muhasebe hiç yok.

Yetmezmiş gibi bir de büyük büyük laflar ediyor: “Bundan böyle azaları ben belirlerim.” Sanki köy onun şirketi, insanlar bordrolu çalışan, kader talimatla değişecek sanıyor. Söz iri, cümle yüksek ama içi boş. Köyde lafın kilosu tartılır; hafif olan ne cepte durur ne de hafızada yer eder. Küçük enişteyi endişelendiren başka bir gelişme yaşanmış; köyde, başka köyden gelen çerçi “Ben de muhtar adayıyım” demiş. “Ben çok mal sattım, beni herkes tanır” demiş.

Karşı köy desen başlı başına bir curcuna. Muhtar adayı çok, sağduyu az, niyet bol ama yük taşıyacak omuz sayısı sınırlı. Herkes “Ben bilirim” havasında dolaşıyor ama iş köyün derdini sırtlamaya gelince ayakkabılar dar, yollar uzun. “Beni kimse yıkamaz” diyenler çoğaldıkça, zaten ayakta zor duran yapı iyice sallanıyor.

Takım elbiseyle köy meydanında dolaşan var, aşiret lideri olduğunu ilan eden var, “Ben eski muhtarım, yine seçilirim” diye kendi kendini avutanlar var. Bir de köşede durup, sesi herkese ulaşsın diye özellikle yükselterek “Bu işi ben bitirdim” diyen var ki, köy en çok ona acıyor. Çünkü bu topraklarda biten iş sessiz biter; bağırarak değil, ortalığa ilan ederek hiç bitmez.

Bir tanesi var ki durmadan geziyor; kapı kapı, dükkan dükkan, el sıkmadık kimse bırakmıyor. O gezdikçe diğerleri huzursuz oluyor; çünkü bu topraklarda çok gezmek bazen çalışkanlık değil, başkalarında panik işareti olarak okunur.

Köy seçimi sandıktan ibaret değildir; kim ne zaman sevindi, kim kimin düşüşüne içten içe bayram etti, kim sustu, kim kenardan izledi, kim lafını yuttu, kim laf soktu… Hepsi köyün hafızasına tek tek yazılır. Sandık günü geldiğinde köy konuşur; yüksek sesle değil ama son derece net, geri dönüşü olmayacak kadar açık konuşur.

İşte o gün ortaya çıkar: Kim gerçekten karışmamış, kim sadece seyirci kalmış, kim başkasının başına gelenden kendine pay çıkarmış. Bayram biter, maskeler düşer, köy kalır ve hesabı da her zaman olduğu gibi yine köy sorar.

Ha birde köyün büyük agası neder....

Karşı köy desen, başlı başına bir curcuna… Muhtar adayı çok, sağduyu az; niyet bol ama yük taşıyacak omuz sayısı sınırlı. Herkes “Ben bilirim” havasında dolaşıyor ama iş köyün derdini sırtlamaya gelince ayakkabılar dar, yollar uzun. “Beni kimse yıkamaz” diyenler çoğaldıkça, zaten ayakta zor duran yapı iyice sallanıyor.

Takım elbiseyle köy meydanında dolaşan var, aşiret lideri olduğunu ilan eden var, “Ben eski muhtarım, yine seçilirim” diye kendi kendini avutanlar var. 1940’tan kalma büyükannesinin elbiseleriyle dolaşan bir kadın çıkıp “Ben de muhtar adayıyım” diyor. Öte yandan Tıncıklı Ayten, “Ben de varım ama son gün çekilebilirim” diye kapıyı açık bırakıyor.

Bir de köşede durup, sesi herkese ulaşsın diye özellikle yükselterek “Bu işi ben bitirdim” diyen var ki, köy en çok ona acıyor. Çünkü bu topraklarda biten iş sessiz biter; bağırarak değil, ortalığa ilan ederek hiç bitmez. Bir de bu köyde sessiz sessiz çalışanlar var. Başka köyde aza, bu köyde muhtarlığa adayım diyor. “Babamı bu köyde herkes tanır” deyip geziyor.

Bir tanesi var ki durmadan geziyor; kapı kapı, dükkan dükkan, el sıkmadık kimse bırakmıyor. O gezdikçe diğerleri huzursuz oluyor. Çünkü bu topraklarda çok gezmek bazen çalışkanlık değil, başkaları için panik işareti olarak okunur.

Köy seçimi sandıktan ibaret değildir. Kim ne zaman sevindi, kim kimin düşüşüne içten içe bayram etti, kim sustu, kim kenardan izledi, kim lafını yuttu, kim laf soktu… Hepsi köyün hafızasına tek tek yazılır. Sandık günü geldiğinde köy konuşur; yüksek sesle değil ama son derece net, geri dönüşü olmayacak kadar açık konuşur.

İşte o gün ortaya çıkar: Kim gerçekten karışmamış, kim sadece seyirci kalmış, kim başkasının başına gelenden kendine pay çıkarmış… Bayram biter, maskeler düşer, köy kalır ve hesabı da her zaman olduğu gibi yine köy sorar.

Bu arada beni düşünürseniz davul zurnalı halayla gelmeniz lazım; belki o zaman aday olurum. Ha, bir de para vermem; ha, haberiniz ola. Bu haftaki konuyu bir fıkra ile bitirelim.

Bu ara köye bir vekil gelir.

Muhtar, köye gelen vekile:

-İki büyük problemimiz var, der.

Vekil:

-Lafı mı olur muhtar, söyle, halledelim, diye yanıt verir.

Muhtar:

-Birinci sorun, köyde sağlık ocağı var ama doktor yok, der.

Vekil:

-Hemen Sağlık Bakanı’nı arayıp hallediyorum, der. Cep telefonunu çıkarır, biriyle konuşur:

-Tamam, doktor yarın sabah burada olacak. İkinci sorununuz ne?

Muhtar cevap verir:

-Köyümüzde cep telefonu çekmiyor.

Eskiden istekler sigara paketinin arkasına yazılırdı…

Şimdi ise cep telefonu görüşmesi.

Hadi çıkın bu işin içinden.

Celil KOCATAŞ

kocatascelil@gmail.com

DİĞER YAZILARI Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki Kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın Dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet Deposu mu, Yol Geçen Hanı mı? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü 01-01-1970 03:00 Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı 01-01-1970 03:00 Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor 01-01-1970 03:00 Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı 01-01-1970 03:00 Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları 01-01-1970 03:00 Görünenin Ardındaki Gerçekler 01-01-1970 03:00 Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! 01-01-1970 03:00 Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı 01-01-1970 03:00 Vatandaş Soruyor: Vekil, Başkan... Neden Bizi Ziyaret Etmedi? 01-01-1970 03:00 Depremler İntiharları Tetikledi Mi? 01-01-1970 03:00 Düğün Magandaları Yine İş Başında! Bir Silah, Bir Mermi, Bir Can…. 01-01-1970 03:00 Balık Çiftlikleri “Barajları Kirletiyor” Diyenler Haksız Mı? 01-01-1970 03:00 Z Kuşağının Evliliğe Bakışı ve Artan Boşanma Oranları 01-01-1970 03:00 Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? 01-01-1970 03:00  “Adı Festival” Festival Demeye Bin Şahit Lazım 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı 01-01-1970 03:00 Yıkılan Tarihi Yeniden İnşa Etmek 01-01-1970 03:00 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü 01-01-1970 03:00 Deprem Felaketinin Malatya’da Yaşam Üzerine Etkileri 01-01-1970 03:00