Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı

Celil KOCATAŞ

02-12-2025 11:58

Başlık 2: Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı
Son zamanlarda artan kalp krizleri, toplumda ciddi bir kafa karışıklığına ve endişeye neden oluyor. Özellikle genç yaşlarda yaşanan ani ölümler hepimizi derinden sarsıyor. Hangi genç insanın kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiğini duysak, tarifsiz bir üzüntü hissediyoruz. Malatya’da 12 yaşındaki bir kız çocuğunun okulda aniden kalp krizi geçirerek vefat etmesi beni de derinden etkiledi. Yakın çevremde arkadaşlarımın akrabalarından benzer haberler duymak ise üzüntümüzü katlıyor.
Yaşanan bu kalp krizlerinin sebeplerinin bir an önce kamuoyuyla açık ve net şekilde paylaşılması gerekiyor. “Aileden gelen yatkınlık”, “beslenme alışkanlıkları”, “günlük yaşam rutini” gibi klasik açıklamalar artık toplumda yeterince ikna edici bulunmuyor. Pandemi sonrası kalp krizi oranlarının, özellikle gençler arasında belirgin şekilde artması mutlaka bilimsel verilerle araştırılmalı ve vatandaş yanıltılmadan gerçek sebepler açıklanmalıdır.
Eğer bu artışın aşıyla bağlantısı varsa ki bu sadece bir ihtimaldir. Bunun da açıkça kamuoyuna duyurulması gerekir. Şeffaflık her alanda olduğu gibi sağlıkta da toplumun en doğal hakkıdır.
Bir başka anlam veremediğim konu ise Tabip Odalarının bu süreçte neredeyse tamamen sessiz kalmasıdır. Her fırsatta çeşitli konular hakkında açıklama yapan odalardan, genç yaşta artan kalp krizleri konusunda tek bir ses çıkmaması düşündürücüdür. Acaba bildikleri ama açıklamadıkları bir şey mi var? Aynı şekilde, her konuda açıklama yapmaktan geri durmayan baroların bu konuda Avrupa’daki örneklerde olduğu gibi açılmış tek bir dava bile gündeme getirmemesi de ayrı bir soru işaretidir.
Herkes kendi hayatını mutlu bir şekilde yaşarken, olan yine genç yaşta kaybedilen evlatlara ve onların acılı ailelerine oluyor. Toplum, Sağlık Bakanlığı’ndan, Tabip Odalarından, Barolardan, duyarlı toplum önderlerinden ve meslektaşlarımızdan net açıklamalar bekliyor.
İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bilge Erdoğan’ın aktardığı son araştırmalar da durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, koronavirüs döneminden sonra 25 ila 44 yaş arasındaki bireylerde kalp krizi oranlarının yüzde 30 arttığını gösteriyor. Bu tablo karşısında artık kimsenin susma lüksü yok. Toplum gerçekleri bilmek ve geleceğine güvenle bakmak istiyor.
Avrupa’da ve pek çok gelişmiş ülkede, geçmiş yıllarda kalp krizinin ortalama yaşı 60-65 civarındaydı. Türkiye özelinde ise uzmanlara göre bu ortalama yaklaşık 50-55 yaş düzeyinde; yani Avrupa’ya kıyasla yaklaşık 10 yıl daha erken kalp krizi görülüyor. 
20 yıl öncesine kadar kalp krizlerinin çoğunlukla 60 yaşın üzeri insanlarda yaşandığı, ancak günümüzde “45’in altı” yaşlara kadar inebildiği vurgulanıyor.  Ayrıca son yıllarda, kalp krizlerinin önceden yaşlanan nüfusta azalıyor görünse de 25-44 yaş aralığında kriz oranlarının koronavirüs döneminde yüzde 30 arttığı araştırmalarla bildiriliyor.
Son günlerde art arda gelen acı haberler hepimizin yüreğini burkuyor. Malatya’da 12 yaşındaki Sude’nin okulda geçirdiği kalp krizi, Trabzon Of’ta 13 yaşındaki bir öğrencinin sınıfta aniden rahatsızlanarak hayatını kaybetmesi insanları derinden üzdü. Ordu’nun Ünye ilçesinde 11 yaşındaki 6’ncı sınıf öğrencisi Suat Ermiş, sınıfta baygınlık geçirmesinin ardından kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Daha çocukluklarının en güzel çağında yitip giden bu canlar, toplum olarak bizlere derin bir sorgulamayı dayatıyor.
Okullar, çocukların nefes aldığı, geleceğe hazırlandığı güvenli alanlar olmalı. Ancak bu beklenmedik ölümler, sağlık taramalarından acil müdahale sistemlerine kadar birçok konuda yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Bu ülkenin çocukları bizlere emanettir. Onları kaybettikçe sadece bir aile değil, bir toplum da eksiliyor.

Celil KOCATAŞ
kocatascelil@gmail.com

DİĞER YAZILARI Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki Kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın Dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet Deposu mu, Yol Geçen Hanı mı? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü 01-01-1970 03:00 Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı 01-01-1970 03:00 Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor 01-01-1970 03:00 Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları 01-01-1970 03:00 Görünenin Ardındaki Gerçekler 01-01-1970 03:00 Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! 01-01-1970 03:00 Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı 01-01-1970 03:00 Vatandaş Soruyor: Vekil, Başkan... Neden Bizi Ziyaret Etmedi? 01-01-1970 03:00 Depremler İntiharları Tetikledi Mi? 01-01-1970 03:00 Düğün Magandaları Yine İş Başında! Bir Silah, Bir Mermi, Bir Can…. 01-01-1970 03:00 Balık Çiftlikleri “Barajları Kirletiyor” Diyenler Haksız Mı? 01-01-1970 03:00 Z Kuşağının Evliliğe Bakışı ve Artan Boşanma Oranları 01-01-1970 03:00 Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? 01-01-1970 03:00  “Adı Festival” Festival Demeye Bin Şahit Lazım 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı 01-01-1970 03:00 Yıkılan Tarihi Yeniden İnşa Etmek 01-01-1970 03:00 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü 01-01-1970 03:00 Deprem Felaketinin Malatya’da Yaşam Üzerine Etkileri 01-01-1970 03:00