Gazeteci-Yazar ve Yerel Basın Birliği Derneği Adıyaman İl Temsilcisi Bilal Karadağ, Adıyaman Manşet’te yayımlanan yeni köşe yazısında “İnsan Kalmak” başlığıyla hayatın içinde insanlığını kaybetmemenin önemini ele aldı.

Karadağ, yazısında insanların yaşadıkları kırgınlıklar, hayal kırıklıkları, kayıplar ve hayatın getirdiği değişimler karşısında sertleşmek yerine merhameti, vicdanı ve iyiliği koruması gerektiğine dikkat çekti.

6 Şubat depremlerinin Adıyaman'a hatırlattığı dayanışma duygusuna da değinen Karadağ, yeniden ayağa kalkan şehrin yalnızca binalarla değil, insanların birbirine duyduğu güven, komşuluk ve dayanışmayla da güçlenmesi gerektiğini vurguladı.

İnsan kalmanın; güçlü olduğunda ezmemek, kırıldığında kırmamak, haksızlık karşısında susmamak, ihtiyaç duyana el uzatmak ve kimse görmese bile iyilik yapabilmek olduğunu ifade eden Karadağ, yazısında okura şu soruyu yöneltti:

“Bunca değişimin içinde insan kalabildik mi?”

Karadağ'ın “İnsan Kalmak” başlıklı köşe yazısının tamamı Adıyaman Manşet'te yayımlandı: 

İnsan Kalmak

"Bazen

hayatın içinde

öyle çok şey değişir ki…

İnsanlar değişir.

Şehirler değişir.

Dostluklar değişir.

İlişkiler değişir.

Makamlar değişir.

İnsanların bize bakışı değişir.

Bizim insanlara bakışımız değişir.

Ve bazen

farkına bile varmadan

biz de değişiriz.

Daha az güleriz.

Daha az güveniriz.

Daha az severiz.

Daha çok hesap yaparız.

Daha çok susarız.

Daha çok kendimizi düşünürüz.

Sonra bir gün

aynaya baktığımızda

yüzümüz aynı olsa da

içimizde bir şeylerin

eskisi gibi olmadığını fark ederiz.

Belki de

hayatın en zor sorusu

tam burada başlar:

Bunca değişimin içinde

insan kalabildik mi?


İnsan olmak

sadece dünyaya gelmek değildir.

İnsan olmak

bir başkasının acısını

kendi acın kadar

önemseyebilmektir.

Birinin düştüğünü gördüğünde

üzerinden atlayıp geçmemektir.

Birinin sustuğunu fark etmektir.

Birinin gözlerindeki

yorgunluğu okuyabilmektir.

Bir insanın

sana hiçbir faydası olmayacağını bildiğin halde

ona iyi davranabilmektir.

Çünkü insanlık

çıkarla başladığında

çıkar bitince

çoğu zaman o da biter.

Oysa gerçek insanlık

karşılık beklemeden

iyi kalabilmektir.


Hayat bize

çok şey öğretiyor.

Kimi zaman

bir kayıpla…

Kimi zaman

bir ihanete uğrayarak…

Kimi zaman

çok güvendiğimiz birinin

bizi yarı yolda bırakmasıyla…

Kimi zaman

emeğimizin karşılığını alamayarak…

Ve insan

her yaşadığı kırgınlıkta

biraz daha sertleşebiliyor.

“Artık kimseye güvenmem.”

diyor.

“Bundan sonra

kimse için

kendimi yormam.”

diyor.

“Ben de herkes gibi

olacağım.”

diyor.

Belki de

en büyük tehlike

tam burada başlıyor.

Çünkü

başkalarının bize yaptığı kötülük

bizi de kötüleştirmeye başladığında

kaybettiğimiz şey

sadece bir insanlık duygusu değildir.

Kendimizden de

bir parça kaybetmiş oluruz.


Bize kötülük yapan

herkes gibi olmak

zorunda değiliz.

Bizi kıran

insanların kalbini

biz de kırmak zorunda değiliz.

Bize haksızlık yapan

birine haksızlık ederek

haklı çıkamayız.

Bir başkasının

vicdansızlığı

bizim vicdanımızı

ortadan kaldırmamalı.

Çünkü insanın gerçek değeri

başkalarının nasıl davrandığında değil,

kendisi nasıl davranmayı seçtiğinde

ortaya çıkar.

Belki de

insan kalmak

tam olarak budur:

Dünya seni

sertleşmeye zorlarken

kalbini koruyabilmek.


Günümüzde

insanları tanımak

bazen çok kolay,

anlamak ise çok zor.

Bir fotoğrafına bakıyoruz.

Bir paylaşımını görüyoruz.

Bir cümlesini duyuyoruz.

Ve hemen

karar veriyoruz.

“Bu insan böyledir.”

diyoruz.

Oysa

bir insanın

bir dakikasını görerek

bütün hayatını

bilemeyiz.

Bir öfke anına bakarak

yıllarını

yargılayamayız.

Bir hatasına bakarak

bütün iyiliklerini

yok sayamayız.

Çünkü

hepimizin

kimsenin bilmediği

bir tarafı var.

Kimsenin görmediği

mücadeleleri…

Kimsenin duymadığı

sessizlikleri…

Kimsenin bilmediği

geceleri…

Bu yüzden

biraz daha

anlamaya çalışalım.

Biraz daha

sabredelim.

Biraz daha

merhamet edelim.

Çünkü insan olmak

her şeyi bilmek değil,

bilmediğini kabul edebilmektir.


Bir insanın

zenginliği de

makamı da

şöhreti de

geçicidir.

Bugün elinde olan

yarın olmayabilir.

Bugün insanların

etrafında toplandığı kişi

yarın yalnız kalabilir.

Bugün herkesin

önünde saygıyla eğildiği

bir makam

yarın boş kalabilir.

Bugün alkışlanan

yarın unutulabilir.

Hayatın düzeni budur.

Hiçbir şey

olduğu yerde kalmaz.

Ama insanın

başkalarının hayatında

bıraktığı iz

çok daha uzun yaşar.

Bir insanı

küçümsemediysen…

Bir muhtacın

elinden tuttuysan…

Bir yetimin

başını okşadıysan…

Bir yaşlının

sözünü sabırla dinlediysen…

Bir dostunun

en zor gününde

yanında durduysan…

İşte bunlar

kaybolmaz.

Belki kimse

haber yapmaz.

Belki kimse

alkışlamaz.

Ama bir insanın

kalbinde yer eder.

Ve bazı iyilikler

sessizce yaşar.


Adıyaman

bize bunu

çok ağır bir şekilde

öğretti.

6 Şubat'ta

hepimiz

hayatın ne kadar

kırılgan olduğunu gördük.

Bir gecede

evlerimizi kaybettik.

Yakınlarımızı kaybettik.

Anılarımızı kaybettik.

Alıştığımız sokakları…

Mahalleleri…

Dükkânları…

Bazen bir fotoğrafı,

bazen bir sandalyeyi,

bazen çocukluğumuzdan kalan

küçücük bir eşyayı bile

özler hale geldik.

O gün

kimsenin makamı

kimsenin önüne geçmedi.

Kimsenin parası

kimseyi enkazdan

tek başına çıkaramadı.

Kimsenin unvanı

acıyı azaltmadı.

Hepimiz

aynı gökyüzünün altında

aynı korkuyu yaşadık.

Ve insanlar

birbirine sarıldı.

Tanımadığı insanlara

su verdi.

Ekmek verdi.

Battaniyesini paylaştı.

Bir lokmasını böldü.

Bir yabancının

acısına ortak oldu.

O gün

bize yeniden

şunu hatırlattı:

İnsan insana

muhtaçtır.


Bugün

şehir yeniden kuruluyor.

Yeni binalar yükseliyor.

Yeni yollar açılıyor.

Yeni hayatlar kuruluyor.

Ama bir şehrin

yeniden ayağa kalkması

sadece binalarla olmaz.

Bir şehrin

asıl gücü

insanlarının birbirine

nasıl davrandığında saklıdır.

Komşuluk varsa

şehir vardır.

Dayanışma varsa

şehir vardır.

Güven varsa

şehir vardır.

Merhamet varsa

şehir vardır.

Çünkü

aynı sokakta yaşamak

komşu olmak değildir.

Aynı şehirde bulunmak

birbirimize yakın olduğumuz

anlamına gelmez.

Bazen

yan yana duran insanlar

birbirine kilometrelerce uzaktır.

Bazen de

hiç tanımadığımız biri

bir iyiliğiyle

kalbimize dokunur.

Şehri şehir yapan

binalardan önce

insanlarıdır.


İnsan kalmak

zor zamanlarda

daha da önemlidir.

Çünkü kolay zamanda

iyi olmak kolaydır.

Her şey yolundayken

gülümsemek kolaydır.

Paran varken

ikram etmek kolaydır.

Gücün varken

yardım etmek kolaydır.

Asıl mesele

senin de zorlandığın zamanda

başkasını düşünebilmektir.

Senin de

canın yanarken

başkasının acısını

görebilmektir.

Senin de

cebinde az para varken

elindekini paylaşabilmektir.

Senin de

kırgın olduğun halde

kalp kırmamayı seçebilmektir.

İnsanlığın gerçek ölçüsü

rahat günlerde değil,

zor günlerde ortaya çıkar.


Bazen

insan kalmak

susmak demektir.

Her bildiğini

söylememek…

Her duyduğunu

anlatmamak…

Bir insanın

sana emanet ettiği sırrı

başkasına taşımamak…

Birinin zayıf tarafını

ona karşı kullanmamak…

Çünkü

dilimizle açtığımız bazı yaralar

elimizle açtıklarımızdan

daha uzun sürer.

Bir cümle

yıllarca unutulmaz.

Bir söz

bir insanın

kendine güvenini

yıkabilir.

Bir alay

bir çocuğun

kalbinde iz bırakabilir.

Bu yüzden

konuşmadan önce

bir kez daha düşünelim.

Söyleyeceğimiz söz

doğru olabilir.

Ama her doğru

her zaman

söylenmek zorunda değildir.

Bazen

insan kalmak

haklı olduğumuz halde

karşımızdakini incitmemektir.


Bazen de

insan kalmak

özür dilemektir.

“Ben yanıldım.”

diyebilmektir.

“Bunu yapmamalıydım.”

diyebilmektir.

“Kalbini kırdım.”

diyebilmektir.

Çünkü

özür dilemek

küçülmek değildir.

Aksine

insanın kendi hatasının

karşısında durabilmesidir.

Gurur

bize çoğu zaman

şunu söyler:

“İlk adımı sen atma.”

Ama hayat

gururun kazandığı

bir yarış değildir.

Bazen

bir telefon

bir dostluğu kurtarır.

Bazen

bir sarılma

yılların kırgınlığını bitirir.

Bazen

tek bir cümle

iki insanın arasındaki

duvarı yıkar:

“Hakkını helal et.”


Bir de

unutmamak gerekir:

İnsan kalmak

herkese kendini

sevdirmek değildir.

Herkes seni

anlamak zorunda değil.

Herkes seni

takdir etmek zorunda değil.

Herkes seninle

aynı düşünmek zorunda değil.

Ama sen

farklı düşündüğün bir insana

saygını koruyabilirsin.

Sana katılmayan birini

küçümsemeyebilirsin.

Sana karşı çıkan birine

hakaret etmeyebilirsin.

Çünkü

insanlığımız

aynı fikirde olduğumuz

insanlarla değil,

anlaşamadığımız insanlara

nasıl davrandığımızla

ölçülür.


Menfaat

insanın karakterini

en hızlı değiştiren şeylerden biridir.

Birinin işimize

yaradığını düşünürüz.

Yanında oluruz.

İşi bittiğinde

uzaklaşırız.

Birinin makamı vardır.

Saygı gösteririz.

Makam gider.

Biz de gideriz.

Birinin parası vardır.

Dost görünürüz.

Parası biter.

Dostluk da biter.

Oysa

gerçek dostluk

insanın sahip olduklarıyla

değil,

insanın kendisiyle

ilgilenmektir.

Bir insanın

cebinden önce

kalbine bakabilmektir.

Çünkü para

insanı zengin gösterebilir.

Makam

insanı önemli gösterebilir.

Şöhret

insanı görünür kılabilir.

Ama hiçbiri

insanı iyi yapmaz.

İnsanı insan yapan

davranışlarıdır.


Bazen

insan kalmak

birini affetmektir.

Ama affetmek

yapılan yanlışı

doğru kabul etmek değildir.

Affetmek

bazen

kendi kalbini

öfkenin yükünden

kurtarmaktır.

Çünkü bazı insanlar

bizi kırar

ve hayatlarına

devam eder.

Biz ise

yıllarca

aynı kırgınlığı

içimizde taşırız.

Onlar unutur.

Biz taşırız.

Onlar uyur.

Biz düşünürüz.

Belki de

bazen bırakmak gerekir.

Her şeyi değil.

Ama

kalbimizi zehirleyen

öfkeyi.

Çünkü insan

başkasının hatasını

ömür boyu

kendi içinde taşıyarak

kendini cezalandırmamalı.


Ve çocuklar…

Onlara

ne bıraktığımızı

iyi düşünmeliyiz.

Onlara

sadece evler,

arabalar,

paralar

bırakmayacağız.

Davranışlarımızı

bırakacağız.

Kullandığımız dili…

İnsanlara bakışımızı…

Komşumuza davranışımızı…

Yaşlıya gösterdiğimiz saygıyı…

Yoksula yaklaşımımızı…

Hayvanlara merhametimizi…

Haksızlık karşısındaki

tavrımızı…

Çocuklar

söylediklerimizden

çok yaptıklarımızı

öğrenir.

Biz insanlara

bağırıyorsak

onlar da bağırmayı öğrenir.

Biz küçümsüyorsak

onlar da küçümsemeyi öğrenir.

Biz yardım ediyorsak

onlar da yardımı öğrenir.

Bu yüzden

geleceği değiştirmek istiyorsak

önce kendi davranışlarımızı

değiştirmeliyiz.

Çünkü çocuklara

nasihat ettiğimiz değil,

yaşattığımız dünya

miras kalacak.


Hayat

bize bazen

çok şey kaybettiriyor.

Ama her kayıp

bizi daha kötü

bir insan yapmak zorunda değil.

Kırıldık diye

kırıcı olmayalım.

Üzüldük diye

üzücü olmayalım.

Yalnız kaldık diye

başkasını yalnız bırakmayalım.

Bize kapılar kapandı diye

başkasının kapısını

kapatmayalım.

Çünkü

hayatın bize yaptıkları

bizim kim olduğumuzu

tek başına belirlemez.

Kim olduğumuzu

başımıza gelenlerden sonra

ne yaptığımız belirler.


Belki

çok zengin olmayacağız.

Belki

çok ünlü olmayacağız.

Belki

büyük makamlarımız

olmayacak.

Belki

adımız

her yerde duyulmayacak.

Ama bir insanın

hayatına güzel bir iz

bırakabiliriz.

Birinin

“İyi ki tanımışım.”

diyebileceği biri olabiliriz.

Bir çocuğun

hatırladığı güzel bir insan…

Bir yaşlının

duasında yer alan bir isim…

Bir dostun

zor gününde aradığı kişi…

Bir komşunun

kapısını çekinmeden

çaldığı insan…

Belki

hayatın en büyük

başarısı budur.

Çok kişi tarafından

tanınmak değil,

birkaç insan tarafından

güzel hatırlanmaktır.


Günün sonunda

hepimiz

aynı yere varacağız.

Makamlar

geride kalacak.

Paralar

başka ellere geçecek.

Evler

başkalarının olacak.

Arabalar

değişecek.

Fotoğraflar

eskiyip kalacak.

İnsanların

hakkımızda söyledikleri

zamanla unutulacak.

Ama

bir insanın kalbinde

bıraktığımız iz

belki de

bizden sonra yaşamaya devam edecek.

Bu yüzden

kendimize

şunu sormalıyız:

Ben nasıl hatırlanmak istiyorum?

Zengin biri olarak mı?

Güçlü biri olarak mı?

Makam sahibi biri olarak mı?

Yoksa

iyi bir insan

olarak mı?


Belki

hayatın bütün kötülüklerini

değiştiremeyiz.

Herkesi

mutlu edemeyiz.

Bütün haksızlıkları

ortadan kaldıramayız.

Ama

kendi payımıza düşen

iyiliği yapabiliriz.

Bir insanı

kırmaktan vazgeçebiliriz.

Bir ihtiyaç sahibinin

elinden tutabiliriz.

Bir dostumuzu

arayabiliriz.

Bir büyüğümüzün

halini sorabiliriz.

Bir çocuğun

yüzünü güldürebiliriz.

Bir hayvana

su verebiliriz.

Bir haksızlığa

sessiz kalmayabiliriz.

Ve bütün bunları

kimse görmeden de

yapabiliriz.

Çünkü

insanlık

seyirci bekleyen

bir gösteri değildir.

İyilik

alkış için yapılmaz.


Belki

bu dünyada

en zor şeylerden biri

insan kalmaktır.

Çünkü dünya

bizi sürekli

bir şey olmaya çağırıyor.

Daha zengin ol.

Daha güçlü ol.

Daha görünür ol.

Daha çok kazan.

Daha çok sahip ol.

Daha çok konuş.

Daha çok göster.

Ama hayatın

bütün bu gürültüsünün

içinde bazen

çok daha sade bir hedef

yeterlidir:

İnsan kal.

Kalbin kırıldığında

insan kal.

Haksızlığa uğradığında

insan kal.

Güçlendiğinde

insan kal.

Zenginleştiğinde

insan kal.

Makam sahibi olduğunda

insan kal.

Yalnız kaldığında

insan kal.

Kimse seni görmediğinde

insan kal.

Çünkü

insanın gerçek değeri

başkalarının önünde

nasıl göründüğüyle değil,

kimse yokken

nasıl biri olduğuyla

ölçülür.


Adıyaman

yeniden ayağa kalkarken

biz de

kendimizi yeniden

hatırlayalım.

Sadece

evlerimizi değil,

gönüllerimizi de

yenileyelim.

Sadece

sokaklarımızı değil,

komşuluklarımızı da

yeniden kuralım.

Sadece

binalarımızı değil,

güvenimizi de

yükseltelim.

Birbirimize

daha çok selam verelim.

Daha çok

hal hatır soralım.

Daha çok

yardımlaşalım.

Daha az

yargılayalım.

Daha az

kıralım.

Daha çok

anlamaya çalışalım.

Çünkü

bir şehrin geleceği

sadece yeni binalarda değil,

insanlarının kalbinde

kurulur.


Ve belki

bütün bunların

sonunda

kendimize tek bir soru

sormamız yeterlidir:

“Ben hâlâ insan kalabildim mi?”

Cevabımız

evetse

hayatın bütün

eksikliklerine rağmen

çok şeyimiz var demektir.

Cevabımız

hayırsa

yine de umutsuz olmayalım.

Çünkü

insan olmak

kusursuz olmak değildir.

Hata yapabiliriz.

Yanılabiliriz.

Kırabiliriz.

Kırılabiliriz.

Ama

yeniden başlayabiliriz.

Bir özürle…

Bir iyilikle…

Bir merhametle…

Bir telefonla…

Bir el uzatmayla…

Bir gönül almayla…

Yeter ki

kalbimizi tamamen

kaybetmeyelim.


Hayat

bize ne getirirse

getirsin…

Bizi ne kadar

yorsa yorsun…

Kim ne yaparsa

yapsın…

Biz yine de

iyi kalmayı seçebiliriz.

Çünkü

dünyanın kötülüğünü

bahane ederek

kendi iyiliğimizden

vazgeçemeyiz.

Birileri

insanlığını kaybetti diye

biz de kaybetmeyelim.

Birileri

merhameti unuttu diye

biz de unutmayalım.

Birileri

haksızlık yaptı diye

biz de haksızlık etmeyelim.

Çünkü

bu dünyada

her şeyi değiştiremeyebiliriz.

Ama

kendimizi değiştirebiliriz.

Ve bazen

bir insanın

kendinde yaptığı küçük bir değişiklik

başka insanların

hayatına dokunan

büyük bir iyiliğe dönüşebilir.


O yüzden

hayatın bütün

gürültüsünün içinde

biraz duralım.

Kendimize bakalım.

Kalbimize bakalım.

İnsanlara nasıl

davrandığımıza bakalım.

Ve kendimize

şunu söyleyelim:

Güçlü olacağım

ama ezmeyeceğim.

Zengin olacağım

ama paylaşmayı unutmayacağım.

Başarılı olacağım

ama kimseyi küçümsemeyeceğim.

Kırılacağım

ama kırmayacağım.

Kaybedeceğim

ama insanlığımı kaybetmeyeceğim.

Çünkü

hayatta

her şeyi kazanmak

mümkün olmayabilir.

Ama ne olursa olsun

insan kalmak

bizim elimizdedir.

Ve belki de

insanın bu dünyadaki

en büyük başarısı

çok şey sahibi olmak değil,

bunca şeye rağmen

kalbini kaybetmemektir.

Selam, sevgi

ve gönül dolusu muhabbetlerimle…"

Bilal KARADAĞ