Başlık 2: Trafikte Herkes Kral, Kurallar Yetim!
Direksiyon başına geçince insanlığımızı, sabrımızı ve başkalarına duyduğumuz saygıyı neden geride bırakıyoruz?
Türkiye’de otomobil kullanmak, artık bir yerden başka bir yere gitmekten çok, sabır ve dikkat sınavına dönüştü. Yola çıkıyorsunuz; kimin ne yapacağı belli değil. Sağ sinyal verip sola dönen mi ararsınız, aynasına bakmadan şerit değiştiren mi, kırmızı ışığı hiçe sayan mı? Üstelik makas atmayı ustalık, hız yapmayı marifet, başkasına yol vermemeyi de bir üstünlük göstergesi sananlar var.
Sanki herkesin kendine ait bir trafik kanunu var! Kurallar başkaları için geçerli, kendileri içinse yalnızca birer ayrıntı…
Oysa trafik, insanın yalnızca sürücülüğünü değil, karakterini de ortaya koyduğu bir alandır.
Yola çıktığınızda bazen kendinizi bir yarış pistinde, bazen de sabrınızın son sınırında buluyorsunuz. Bir sürücü önünüze kırıyor, diğeri tamponunuza kadar yaklaşıyor. Kırmızı ışıkta duruyorsunuz, yeşil yanar yanmaz arkanızdaki korna çalmaya başlıyor. Daha ayağınızı frene basmaktan gaza geçirmeye fırsat bulamadan sabırsızlığın sesi yükseliyor.
Peki, kardeşim, nereye yetişiyorsun?
Elbette herkesin işi var, yetişmesi gereken bir yer, bekleyen bir yakını olabilir. Hayatın telaşı hepimizin omuzlarında. Ancak insanın kendi acelesini başkasının hayatından daha değerli görmesi nasıl açıklanabilir? Birkaç saniye beklemek bu kadar mı zor? Bir başkasına yol vermek, insanın değerinden bir şey mi eksiltir?
Ne yazık ki mesele yalnızca trafik kurallarını bilmemek değil. Asıl sorun; bencillik, tahammülsüzlük ve kendini herkesten üstün görme alışkanlığıdır. Bazı sürücüler, yola çıktıkları anda bütün yolların kendilerine ait olduğunu sanıyor. Sağ şerit de onların, sol şerit de… Başkasının hakkını gözetmek akıllarına bile gelmiyor. Kendilerine saygı gösterilmesini bekliyorlar ama aynı saygıyı başkalarına göstermeyi unutuyorlar.
İşte trafik kültüründeki asıl eksiklik burada başlıyor.
Bir saniyelik sabırsızlık, bir ömürlük acıya dönüşebilir
Trafik ihlallerini konuşurken çoğu zaman birkaç saniyelik gecikmelerden, yetişilemeyen randevulardan ya da sıkışan yollardan söz ediyoruz. Oysa meselenin çok daha ağır bir tarafı var: İnsan hayatı.
Hız sınırını aşan, kırmızı ışıkta geçen, hatalı sollama yapan ya da trafikte tehlikeli manevralarla başkalarını korkutan sürücü, yalnızca kendi hayatını riske atmıyor. Hiç tanımadığı insanların hayatını da tehlikeye atıyor.
Bir düşünün…
Karşıdan gelen otomobilin içinde evine dönmeye çalışan bir baba, çocuğunu okuldan alan bir anne ya da uzun bir mesainin ardından dinlenmek isteyen bir sağlık çalışanı olabilir. Belki de o araçta, ailesinin yolunu gözlediği bir evlat vardır.
Sizin birkaç saniyelik sabırsızlığınız, başka bir ailenin yıllarca dinmeyecek acısına dönüşebilir.
Bir kaza meydana geldiğinde ise bildik manzaralarla karşılaşıyoruz. Ezilmiş araçlar, yaralı insanlar, gözyaşları ve yarım kalan hayatlar… Televizyonlarda kaza haberlerini izliyor, sosyal medyada birkaç cümleyle üzüntümüzü dile getiriyoruz. Ardından hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Ta ki yeni bir kaza haberi duyana kadar!
Peki, aynı acıları tekrar tekrar yaşamak zorunda mıyız? Kazaların ardından üzülmekle yetinmek yerine, kazalara zemin hazırlayan sorumsuz davranışlarla gerçekten mücadele ediyor muyuz?
Ehliyet almak, sadece araba kullanmayı öğrenmek değildir
Bir insana otomobil kullanma yetkisi vermek, ona aynı zamanda büyük bir sorumluluk yüklemektir. Ehliyet, yalnızca direksiyonu çevirmeyi, vites değiştirmeyi ya da aracı park etmeyi bilmek anlamına gelmez. Trafikte başkalarının haklarına saygı göstermeyi, tehlikeyi önceden fark etmeyi ve gerektiğinde sabırlı davranmayı da gerektirir.
Ancak yollardaki manzaraya baktığımızda, sürüş becerisiyle trafik bilincinin her zaman aynı seviyede olmadığını görüyoruz.
Bu nedenle sürücü eğitimleri yalnızca teknik bilgilerle sınırlı kalmamalı; sorumluluk, öngörü ve trafik kültürü de ön plana çıkarılmalıdır. Sürekli ve ağır ihlallerde bulunan sürücüler için de mevzuata uygun eğitim ve yeniden değerlendirme süreçleri işletilmelidir.
Elbette denetim ve ceza da bu mücadelenin vazgeçilmez parçalarıdır. Kuralları hiçe sayanlara karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı, denetimler günlük hayatın doğal bir parçası hâline getirilmelidir.
Üstelik kurallar herkese eşit uygulanmalıdır. Lüks otomobil kullananla eski model araç kullanan, varlıklı olanla dar gelirli vatandaş arasında hiçbir ayrım yapılmamalıdır.
Kırmızı ışık herkes için kırmızıdır. Hız sınırı herkes için geçerlidir. Trafikte kimsenin makamı, parası ya da kullandığı aracın markası kendisine ayrıcalık sağlamamalıdır.
Çünkü trafik kuralları, güçlü olanın istediği gibi davranması için değil, herkesin güven içinde yolculuk yapabilmesi için vardır.
Yetkililere de sürücülere de görev düşüyor
Trafik denetimlerini yalnızca bayramlarda, tatillerde ya da büyük kazaların ardından artırarak bu sorunu çözemeyiz. Asıl ihtiyaç, sürekli denetim, kararlı uygulama ve kalıcı bir trafik bilincidir.
Ancak bütün sorumluluğu devlete, polise ya da denetim ekiplerine yüklemek de doğru değildir. Trafikteki davranışlarımızdan önce kendimiz sorumluyuz.
Her hatanın başına bir polis dikilemez. Her kavşağa bir kamera yerleştirmek de tek başına yeterli olmaz. İnsan, denetlenmediği zamanlarda da doğru davranmayı öğrenmelidir.
Direksiyon başındayken kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben nasıl bir sürücüyüm? Kurallara gerçekten uyuyor muyum, yoksa yalnızca ceza yememek için mi dikkatli davranıyorum? Başkasının hakkını, kendi hakkım kadar önemsiyor muyum?
Bu soruların cevapları, trafik kültürümüzün nerede durduğunu da gösterecektir.
Yollar kimsenin babasının malı değil!
Artık trafik magandalığını sıradanlaştırmaktan, tehlikeli davranışları cesaret göstergesi gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Hız yapmak marifet değildir. Makas atmak ustalık değildir. Kornaya basarak insanları sindirmeye çalışmak da haklılık göstergesi değildir.
Asıl ustalık, aracına hâkim olmak kadar öfkesine de hâkim olabilmektir. Asıl sürücülük, önündeki aracı geçmek değil, herkesin güvenle yoluna devam etmesini sağlamaktır.
Unutmayalım ki yollarda yalnızca araçlar ilerlemiyor; hayatlar, umutlar ve kavuşmayı bekleyen insanlar da yol alıyor.
Bu nedenle direksiyon başına geçtiğimizde biraz daha sabırlı, biraz daha anlayışlı ve biraz daha sorumlu olmak zorundayız. Çünkü trafikte yaptığımız bir hata, yalnızca bize ait sonuçlar doğurmuyor.
Son sözüm şu:
Trafikte herkes kral olmaya çalışırken kurallar yetim kalıyor. Oysa yollarda krallara değil, kurallara ihtiyaç var.
Herkes kendi kuralını koymaya, kendi hakkını başkasının hakkının önüne geçirmeye devam ederse daha çok kaza haberi duyar, daha çok can kaybına üzülürüz. Sonra da her defasında aynı soruyu sorarız: Bu kazalar neden bitmiyor?
Belki de artık soruyu kendimize yöneltmenin zamanı gelmiştir.
Biz ne zaman trafikte yalnızca araç kullanmayı değil, birbirimize saygı duymayı da öğreneceğiz?
Çünkü trafikte asıl mesele bir yere önce varmak değil, varacağımız yere sağ salim ulaşmak ve geride kimsenin ocağına ateş düşürmemektir.
kocatascelil@gmail.com