Trafikte Herkes Kral, Kurallar Yetim!

Celil KOCATAŞ

16-10-2026 15:33

Başlık 2: Trafikte Herkes Kral, Kurallar Yetim!

Direksiyon başına geçince insanlığımızı, sabrımızı ve başkalarına duyduğumuz saygıyı neden geride bırakıyoruz?

Türkiye’de otomobil kullanmak, artık bir yerden başka bir yere gitmekten çok, sabır ve dikkat sınavına dönüştü. Yola çıkıyorsunuz; kimin ne yapacağı belli değil. Sağ sinyal verip sola dönen mi ararsınız, aynasına bakmadan şerit değiştiren mi, kırmızı ışığı hiçe sayan mı? Üstelik makas atmayı ustalık, hız yapmayı marifet, başkasına yol vermemeyi de bir üstünlük göstergesi sananlar var.

Sanki herkesin kendine ait bir trafik kanunu var! Kurallar başkaları için geçerli, kendileri içinse yalnızca birer ayrıntı…

Oysa trafik, insanın yalnızca sürücülüğünü değil, karakterini de ortaya koyduğu bir alandır.

Yola çıktığınızda bazen kendinizi bir yarış pistinde, bazen de sabrınızın son sınırında buluyorsunuz. Bir sürücü önünüze kırıyor, diğeri tamponunuza kadar yaklaşıyor. Kırmızı ışıkta duruyorsunuz, yeşil yanar yanmaz arkanızdaki korna çalmaya başlıyor. Daha ayağınızı frene basmaktan gaza geçirmeye fırsat bulamadan sabırsızlığın sesi yükseliyor.

Peki, kardeşim, nereye yetişiyorsun?

Elbette herkesin işi var, yetişmesi gereken bir yer, bekleyen bir yakını olabilir. Hayatın telaşı hepimizin omuzlarında. Ancak insanın kendi acelesini başkasının hayatından daha değerli görmesi nasıl açıklanabilir? Birkaç saniye beklemek bu kadar mı zor? Bir başkasına yol vermek, insanın değerinden bir şey mi eksiltir?

Ne yazık ki mesele yalnızca trafik kurallarını bilmemek değil. Asıl sorun; bencillik, tahammülsüzlük ve kendini herkesten üstün görme alışkanlığıdır. Bazı sürücüler, yola çıktıkları anda bütün yolların kendilerine ait olduğunu sanıyor. Sağ şerit de onların, sol şerit de… Başkasının hakkını gözetmek akıllarına bile gelmiyor. Kendilerine saygı gösterilmesini bekliyorlar ama aynı saygıyı başkalarına göstermeyi unutuyorlar.

İşte trafik kültüründeki asıl eksiklik burada başlıyor.

Bir saniyelik sabırsızlık, bir ömürlük acıya dönüşebilir

Trafik ihlallerini konuşurken çoğu zaman birkaç saniyelik gecikmelerden, yetişilemeyen randevulardan ya da sıkışan yollardan söz ediyoruz. Oysa meselenin çok daha ağır bir tarafı var: İnsan hayatı.

Hız sınırını aşan, kırmızı ışıkta geçen, hatalı sollama yapan ya da trafikte tehlikeli manevralarla başkalarını korkutan sürücü, yalnızca kendi hayatını riske atmıyor. Hiç tanımadığı insanların hayatını da tehlikeye atıyor.

Bir düşünün…

Karşıdan gelen otomobilin içinde evine dönmeye çalışan bir baba, çocuğunu okuldan alan bir anne ya da uzun bir mesainin ardından dinlenmek isteyen bir sağlık çalışanı olabilir. Belki de o araçta, ailesinin yolunu gözlediği bir evlat vardır.

Sizin birkaç saniyelik sabırsızlığınız, başka bir ailenin yıllarca dinmeyecek acısına dönüşebilir.

Bir kaza meydana geldiğinde ise bildik manzaralarla karşılaşıyoruz. Ezilmiş araçlar, yaralı insanlar, gözyaşları ve yarım kalan hayatlar… Televizyonlarda kaza haberlerini izliyor, sosyal medyada birkaç cümleyle üzüntümüzü dile getiriyoruz. Ardından hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ta ki yeni bir kaza haberi duyana kadar!

Peki, aynı acıları tekrar tekrar yaşamak zorunda mıyız? Kazaların ardından üzülmekle yetinmek yerine, kazalara zemin hazırlayan sorumsuz davranışlarla gerçekten mücadele ediyor muyuz?

Ehliyet almak, sadece araba kullanmayı öğrenmek değildir

Bir insana otomobil kullanma yetkisi vermek, ona aynı zamanda büyük bir sorumluluk yüklemektir. Ehliyet, yalnızca direksiyonu çevirmeyi, vites değiştirmeyi ya da aracı park etmeyi bilmek anlamına gelmez. Trafikte başkalarının haklarına saygı göstermeyi, tehlikeyi önceden fark etmeyi ve gerektiğinde sabırlı davranmayı da gerektirir.

Ancak yollardaki manzaraya baktığımızda, sürüş becerisiyle trafik bilincinin her zaman aynı seviyede olmadığını görüyoruz.

Bu nedenle sürücü eğitimleri yalnızca teknik bilgilerle sınırlı kalmamalı; sorumluluk, öngörü ve trafik kültürü de ön plana çıkarılmalıdır. Sürekli ve ağır ihlallerde bulunan sürücüler için de mevzuata uygun eğitim ve yeniden değerlendirme süreçleri işletilmelidir.

Elbette denetim ve ceza da bu mücadelenin vazgeçilmez parçalarıdır. Kuralları hiçe sayanlara karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı, denetimler günlük hayatın doğal bir parçası hâline getirilmelidir.

Üstelik kurallar herkese eşit uygulanmalıdır. Lüks otomobil kullananla eski model araç kullanan, varlıklı olanla dar gelirli vatandaş arasında hiçbir ayrım yapılmamalıdır.

Kırmızı ışık herkes için kırmızıdır. Hız sınırı herkes için geçerlidir. Trafikte kimsenin makamı, parası ya da kullandığı aracın markası kendisine ayrıcalık sağlamamalıdır.

Çünkü trafik kuralları, güçlü olanın istediği gibi davranması için değil, herkesin güven içinde yolculuk yapabilmesi için vardır.

Yetkililere de sürücülere de görev düşüyor

Trafik denetimlerini yalnızca bayramlarda, tatillerde ya da büyük kazaların ardından artırarak bu sorunu çözemeyiz. Asıl ihtiyaç, sürekli denetim, kararlı uygulama ve kalıcı bir trafik bilincidir.

Ancak bütün sorumluluğu devlete, polise ya da denetim ekiplerine yüklemek de doğru değildir. Trafikteki davranışlarımızdan önce kendimiz sorumluyuz.

Her hatanın başına bir polis dikilemez. Her kavşağa bir kamera yerleştirmek de tek başına yeterli olmaz. İnsan, denetlenmediği zamanlarda da doğru davranmayı öğrenmelidir.

Direksiyon başındayken kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben nasıl bir sürücüyüm? Kurallara gerçekten uyuyor muyum, yoksa yalnızca ceza yememek için mi dikkatli davranıyorum? Başkasının hakkını, kendi hakkım kadar önemsiyor muyum?

Bu soruların cevapları, trafik kültürümüzün nerede durduğunu da gösterecektir.

Yollar kimsenin babasının malı değil!

Artık trafik magandalığını sıradanlaştırmaktan, tehlikeli davranışları cesaret göstergesi gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Hız yapmak marifet değildir. Makas atmak ustalık değildir. Kornaya basarak insanları sindirmeye çalışmak da haklılık göstergesi değildir.

Asıl ustalık, aracına hâkim olmak kadar öfkesine de hâkim olabilmektir. Asıl sürücülük, önündeki aracı geçmek değil, herkesin güvenle yoluna devam etmesini sağlamaktır.

Unutmayalım ki yollarda yalnızca araçlar ilerlemiyor; hayatlar, umutlar ve kavuşmayı bekleyen insanlar da yol alıyor.

Bu nedenle direksiyon başına geçtiğimizde biraz daha sabırlı, biraz daha anlayışlı ve biraz daha sorumlu olmak zorundayız. Çünkü trafikte yaptığımız bir hata, yalnızca bize ait sonuçlar doğurmuyor.

Son sözüm şu:

Trafikte herkes kral olmaya çalışırken kurallar yetim kalıyor. Oysa yollarda krallara değil, kurallara ihtiyaç var.

Herkes kendi kuralını koymaya, kendi hakkını başkasının hakkının önüne geçirmeye devam ederse daha çok kaza haberi duyar, daha çok can kaybına üzülürüz. Sonra da her defasında aynı soruyu sorarız: Bu kazalar neden bitmiyor?

Belki de artık soruyu kendimize yöneltmenin zamanı gelmiştir.

Biz ne zaman trafikte yalnızca araç kullanmayı değil, birbirimize saygı duymayı da öğreneceğiz?

Çünkü trafikte asıl mesele bir yere önce varmak değil, varacağımız yere sağ salim ulaşmak ve geride kimsenin ocağına ateş düşürmemektir.

kocatascelil@gmail.com

DİĞER YAZILARI Köyde Rüzgâr Tersine Döndü: Eski Hesaplar, Yeni Hayaller! 01-01-1970 03:00 GÜNDEM ÇOK, CEVAP YOK! MİLLETİN BAŞI DÖNÜYOR… 01-01-1970 03:00 Artık Acılara da Alışıyoruz: Toplum Sessizce Çürüyor 01-01-1970 03:00 “Biz Onlara Yardım Ediyorduk, Yardıma Muhtaç Olduk” 01-01-1970 03:00 Öğrencim mi, Vekilim mi Kıymetli? 01-01-1970 03:00 Otomobile Binmek de Artık Lüks Oldu 01-01-1970 03:00 Enflasyon Değil, Pahalılık Sarmalında Bir Türkiye 01-01-1970 03:00 Depremden Sonra Değil, Türkiye’de Kira Gerçeği: İnsanlar Ev Değil, Geçinebilecekleri Bir Hayat Arıyor 01-01-1970 03:00 Evimiz Yanarken Camdan Bakmak: Deprem Gerçeği ve Bitmeyen Umursamazlık 01-01-1970 03:00 Milyon Euroluk Transferler, Milyarlarca Liralık Borçlar 01-01-1970 03:00 Bu Ülkede Bir Haftada Neler Yaşandı? 01-01-1970 03:00 Toplum Nereye Gidiyor? Sessiz Bir Çöküşün İçinde miyiz? 01-01-1970 03:00 Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana 01-01-1970 03:00 Bir Haftaya Sığan Türkiye, Bir Ömre Yayılan Sorunlar 01-01-1970 03:00 Mehterle Karşılayıp, İzmir Marşı'yla Uğurlayamadık 01-01-1970 03:00 Emekliler: İstatistiklerde "Var", Hayatta "Kayıt Dışı" 01-01-1970 03:00 Ekran Karşısında Bir Soru: Reyting Uğruna Toplumsal Denge Zedeleniyor mu? 01-01-1970 03:00 Evin Kapısı Var, Ama Eşiği Çok Yüksek: Depremzede Anahtara Nasıl Uzansın? 01-01-1970 03:00 Tek kelime, Irmak Öğretmen Öldü! 01-01-1970 03:00 Taksitli Memleket: Satılan Taşınmazlar, Ertelenen Borçlar ve Kâğıt Üzerindeki Refah 01-01-1970 03:00 Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma 01-01-1970 03:00 Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni, hiçbir dönemde bugünkü kadar bencilce ve fütursuzca olmadı. Sloganlarımıza baksanız hepimiz yarını düşünüyoruz; ancak pratiğe d 01-01-1970 03:00 Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? 01-01-1970 03:00 Köy Yine Karışık; Herkes Bir Üstünlük Kurma Yarışında 01-01-1970 03:00 Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz 01-01-1970 03:00 Şimdi ne olacak, haydeee… 01-01-1970 03:00 Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki Kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın Dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet Deposu mu, Yol Geçen Hanı mı? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü 01-01-1970 03:00 Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı 01-01-1970 03:00 Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor 01-01-1970 03:00 Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı 01-01-1970 03:00 Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları 01-01-1970 03:00 Görünenin Ardındaki Gerçekler 01-01-1970 03:00 Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! 01-01-1970 03:00 Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı 01-01-1970 03:00 Vatandaş Soruyor: Vekil, Başkan... Neden Bizi Ziyaret Etmedi? 01-01-1970 03:00 Depremler İntiharları Tetikledi Mi? 01-01-1970 03:00 Düğün Magandaları Yine İş Başında! Bir Silah, Bir Mermi, Bir Can…. 01-01-1970 03:00 Balık Çiftlikleri “Barajları Kirletiyor” Diyenler Haksız Mı? 01-01-1970 03:00 Z Kuşağının Evliliğe Bakışı ve Artan Boşanma Oranları 01-01-1970 03:00 Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? 01-01-1970 03:00  “Adı Festival” Festival Demeye Bin Şahit Lazım 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı 01-01-1970 03:00 Yıkılan Tarihi Yeniden İnşa Etmek 01-01-1970 03:00 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü 01-01-1970 03:00 Deprem Felaketinin Malatya’da Yaşam Üzerine Etkileri 01-01-1970 03:00