Askıda Vicdan
Geçenlerde bir ekmek fırınının önünde durup birkaç dakika insanları izledim.
Kimi elinde poşetiyle evine yetişme telaşındaydı, kimi sıcak ekmeğin kokusunu içine çekerek sırasını bekliyordu. Bir köşede ise yıllardır görmeye alışık olduğumuz o küçük askılık duruyordu.
Üzerinde iki kelime yazıyordu:
"Askıda Ekmek."
Ülke genelini bilmem ama Adıyaman'ımızda yıllardır yaşatılan güzel bir gelenektir bu.
Hayırseverler ihtiyaç sahipleri için fırıncıya ödeme yapar, fırıncı da ekmekleri poşetleyip askıya bırakır. İhtiyaç sahibi ise kimseye el açmadan, mahcup olmadan gelir, ailesine yetecek kadar ekmeğini alır.
Belki de bu uygulamanın en güzel tarafı, verilen ekmek değildir.
Korunan insan onurudur.
Çünkü iyiliğin en güzeli, karşı tarafı incitmeden yapılanıdır.
...
Sonra kendi kendime düşündüm.
Acaba sadece ekmek mi eksik bu memlekette?
Yoksa daha büyük eksiklerimiz mi var?
İşte o an aklımdan geçen tek cümle şuydu:
Keşke askıya biraz da vicdan asabilsek...
Biraz merhamet...
Biraz insaf...
Biraz ahlak...
Biraz maneviyat...
Biraz anlayış...
Biraz da insanlık...
Çünkü bugün sokakta yürürken insanların yüzüne baktığımda, açlıktan çok sevgisizliği görüyorum.
Yoksulluktan çok umursamazlığı görüyorum.
Parasızlıktan çok vicdansızlığı görüyorum.
Trafikte birbirine tahammül edemeyen insanlar...
Bir sosyal medya paylaşımı uğruna birbirini linç eden kalabalıklar...
Üç kuruş menfaat için dostluğunu satanlar...
Yetimin hakkını yerken gece rahat uyuyabilenler...
Makamı uğruna adaletini kaybedenler...
İşte onların ihtiyacı olan şey bir somun ekmek değil...
Bir avuç vicdandır.
...
Biz Adıyamanlılar bunun kıymetini en iyi bilenlerdeniz.
Çünkü biz, 6 Şubat sabahı ekmeğin bile bulunamadığı günleri yaşadık.
Ama o günlerde bir şeyi hiç kaybetmedik.
İnsanlığımızı...
Hiç tanımadığı insanlara çorba pişirenleri gördük.
Son battaniyesini paylaşanları gördük.
Enkaz başında günlerce umut bekleyenleri gördük.
Kendi acısını unutup komşusunun derdine koşanları gördük.
İşte bizi ayağa kaldıran beton değildi.
Vicdandı.
Merhametti.
Dayanışmaydı.
Demek ki insanı ayakta tutan bina değilmiş.
İnsanmış.
...
Bugün teknoloji çağındayız.
Telefonlarımız akıllandı.
Evlerimiz akıllandı.
Arabalarımız akıllandı.
Ama nedense kalplerimiz aynı hızla akıllanmadı.
Bilgimiz arttı...
Fakat hikmetimiz eksildi.
Konuştuk...
Ama birbirimizi dinlemeyi unuttuk.
Kalabalıklar içinde yaşamaya başladık...
Ama yalnızlığımız hiç olmadığı kadar büyüdü.
...
Bazen düşünüyorum...
Acaba gerçekten "Askıda Vicdan" diye bir uygulama olsaydı nasıl olurdu?
Kapısına kibri bırakan biraz alçak gönüllülük alırdı.
Öfkesini bırakan biraz sabır alırdı.
Nefretini bırakan biraz sevgi alırdı.
Kul hakkını önemsemeyen biraz adalet alırdı.
Merhameti eksik olan da gönlünü doyuracak kadar vicdan alırdı.
Kim bilir...
Belki o zaman mahkemelerin işi azalırdı.
Belki karakollar biraz daha sessiz olurdu.
Belki çocuklar daha güvenli sokaklarda büyürdü.
Belki yaşlılar yalnız kalmazdı.
Belki kimse kimsenin acısını görmezden gelmezdi.
...
İnsan bazen bir lokma ekmekle doyar.
Ama vicdan açlığı...
İşte onun doyacağı bir sofra henüz kurulmadı.
Belki de bu yüzden dünyanın en zengin ülkelerinde bile huzur satın alınamıyor.
Çünkü huzur market raflarında satılmaz.
Vicdanla yaşanır.
...
Bir gün yine bir fırının önünden geçerseniz, askıda duran ekmeklere sadece ekmek gözüyle bakmayın.
Orada paylaşmayı görün.
Komşuluğu görün.
Kardeşliği görün.
İnsanlığı görün.
Ve eğer imkânınız varsa...
Bir ekmek de siz bırakın.
Ama ondan önce, yüreğinizde biraz vicdan bırakın.
Çünkü insanı insan yapan, elindeki ekmek değil...
Yüreğinde taşıdığı merhamettir.
Dünyayı ayakta tutan ne beton binalardır...
Ne servetlerdir...
Ne makamlar...
Dünyayı ayakta tutan, hâlâ birbirini tanımadığı hâlde bir başkası için ekmek bırakabilen insanların vicdanıdır.
Allah, askıda ekmeği eksik etmeyenlerin de, askıda vicdanı yaşatanların da sayısını artırsın...
Bazen bir somun ekmek, bir ömürlük ders verir.
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlermle...
Bilal KARADAĞ
bkaratag02@gmail.com