Başlık 2: İstanbul Sözleşmesi Kaldırıldı Ama Ailedeki Sorunlar Neden Bitmedi?
Toplumların geleceği yalnızca ekonomik göstergelerle, büyük yatırımlarla ya da teknolojik gelişmelerle şekillenmez. Bir milletin asıl gücü, sağlam aile yapısından gelir. Çünkü aile; sevginin, saygının, merhametin, fedakârlığın ve nesiller arası değer aktarımının başladığı ilk okuldur.
Bugün ise üzerinde en çok konuşulan konuların başında aile kurumunun yaşadığı sorunlar geliyor.
Bundan birkaç yıl önce Avrupa Birliği uyum süreci kapsamında Türkiye'de yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi, kamuoyunda uzun süre tartışıldı. Daha ilk günden itibaren birçok sivil toplum kuruluşu, hukukçu, akademisyen ve kanaat önderi, sözleşmenin bazı hükümlerinin Türk aile yapısıyla tam olarak örtüşmediğini dile getirdi. Bu kesimlere göre sözleşme, uzun vadede aile kurumunu olumsuz etkileyebilecek bazı sonuçlar doğurabilirdi.
Tüm bu tartışmalara rağmen sözleşme yürürlükte kaldı ve buna bağlı çeşitli yasal düzenlemeler hayata geçirildi.
Aradan geçen süreçte ise aile hukukuna ilişkin uygulamalar, toplumun farklı kesimlerinde yoğun şekilde tartışılmaya başlandı. Özellikle boşanma davaları, uzaklaştırma kararları ve aile içi uyuşmazlıklarda yaşanan bazı örnekler, kamuoyunda "mevcut sistem aileyi koruyor mu, yoksa daha fazla mı yıpratıyor?" sorusunun sorulmasına neden oldu.
Sonrasında hükümet, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı aldı.
Ancak burada önemli bir gerçek ortaya çıktı.
Sözleşme yürürlükten kaldırılmış olsa da, sözleşme döneminde yapılan bazı yasal düzenlemeler yürürlükte kalmaya devam etti. Bu nedenle sözleşmenin kaldırılmasının tek başına aile yapısındaki tartışmaları sona erdirmediği yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Bugün geldiğimiz noktada aile kurumunun karşı karşıya olduğu sorunların yalnızca hukuki düzenlemelerle açıklanamayacağı da ortada duruyor.
Boşanma oranlarının artması, evlilik yaşının yükselmesi, gençlerin evlilikten uzaklaşması, dijital dünyanın aile içi iletişimi zayıflatması, sosyal medyanın ilişkiler üzerindeki etkisi, ekonomik sıkıntılar ve değişen yaşam alışkanlıkları gibi pek çok unsur aynı anda aile yapısını etkiliyor.
Belki de bugün üzerinde en fazla durmamız gereken konu tam da budur.
Çünkü aile yalnızca bir evlilik sözleşmesinden ibaret değildir.
Aile; güven demektir.
Aile; sadakat demektir.
Aile; fedakârlık demektir.
Aile; çocukların karakterinin şekillendiği ilk eğitim kurumudur.
Toplumun temel taşı olan aile zayıfladığında bunun etkileri yalnızca eşler arasında kalmaz. Çocuklar, gençler ve gelecek nesiller de bundan doğrudan etkilenir.
Bugün sokakta karşılaştığımız birçok sosyal problemin temelinde, aile içindeki iletişim eksikliği ve değer aktarımındaki zayıflamanın bulunduğunu düşünenlerin sayısı da az değildir.
Kanaatimce asıl mesele, yalnızca bir sözleşmenin yürürlükte olup olmaması değildir.
Asıl mesele; aileyi güçlendirecek sosyal politikaların geliştirilmesi, evlilik kurumunun desteklenmesi, gençlerin aile kurmaya teşvik edilmesi ve çocukların milli ve manevi değerlerle yetişmesini sağlayacak güçlü bir eğitim anlayışının benimsenmesidir.
Hukuk elbette mağduru korumalıdır.
Şiddetin her türlüsüyle mücadele edilmelidir.
Kadın, erkek, çocuk ya da yaşlı fark etmeksizin herkesin can güvenliği devlet güvencesi altında olmalıdır.
Ancak aynı zamanda aileyi ayakta tutacak dengeyi de koruyacak politikaların geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Güçlü devletlerin temelinde güçlü aileler vardır.
Aile güçlendikçe toplum güçlenir.
Toplum güçlendikçe devlet güçlenir.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; birbirimizi suçlamak yerine aileyi yeniden nasıl ayağa kaldırabileceğimizi konuşmaktır.
Unutmayalım ki güçlü devletler önce güçlü aileler inşa eder. Aile çökerse toplum sarsılır, toplum sarsılırsa devlet yara alır. İşte bu yüzden aile meselesi, sadece bir evin değil, bir milletin geleceği meselesidir.
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…
Bilal KARADAĞ
bkaratag02@gmail.com