Dünyaya Biraz İyilik Gerek

Bilal KARADAĞ

07-11-2026 11:48

Başlık 2: Dünyaya Biraz İyilik Gerek

Geçen hafta
yüreğimizde ne kaldığını sorduk.

Sevgiden,
vefadan,
güzel hatıralardan
söz ettik.

İnsanın ömrü boyunca
ne biriktirdiğini,
geride ne bıraktığını
düşündük.

Bugün ise
bir adım daha ileri gidelim.

Madem hayat
bu kadar kısa,
madem hepimiz
aynı dünyanın
misafiriyiz…

Öyleyse
birbirimize
neden bu kadar
zor davranıyoruz?

Biraz düşünelim.

Belki de
bu dünyaya
her şeyden önce
biraz iyilik gerek.

Dünya
zaten yeterince yorucu.

Herkesin
bir derdi var.

Kimisi
geçim derdinde,
kimisi
evlat telaşında.

Kimi
içindeki acıyı
kimseye belli etmeden
yaşıyor.

Kimi
gülümseyerek
gözyaşlarını saklıyor.

Kimi
bir kapının açılmasını,
kimi
bir telefonun çalmasını,
kimi de
birinin kendisini
anlamasını bekliyor.

Dışarıdan baktığımızda
herkesin hayatı
yolunda sanıyoruz.

Oysa
kimsenin içinden
neler geçtiğini
bilmiyoruz.

Belki de
bu yüzden
birbirimize karşı
biraz daha anlayışlı
olmalıyız.

Çünkü insan,
en çok da
anlaşılmadığı yerde
yoruluyor.

Bir düşünün…

Bir insanın
hayatını değiştirmek için
ne kadar büyük
şeyler yapmak gerekiyor?

Bazen
hiçbir şey.

Bir güzel söz,
bir içten tebessüm,
samimi bir selam,
vaktinde uzatılan
bir yardım eli…

Hepsi bu.

Belki sizin
önemsiz gördüğünüz
bir davranışınız,
başka bir insanın
günlerdir beklediği
bir umut olabilir.

Belki
bir çocuğun başını
okşamanız,
yıllar sonra bile
hatırlayacağı
en güzel anısıdır.

Belki
bir yaşlının hâlini
sormanız,
o gün kendisini
yalnız hissetmemesini
sağlayacaktır.

Biz bazen
iyiliği çok büyütüyoruz.

Oysa iyilik,
çoğu zaman
küçük şeylerin
içinde saklıdır.

Ne yazık ki
bazen
birbirimize karşı
çok acımasızız.

Bir insanın
düştüğünü görünce
elinden tutmak yerine
neden düştüğünü
konuşuyoruz.

Birinin
hatasını görünce
anlamaya çalışmak yerine
yargılamaya koşuyoruz.

Bir insanın
başarısını görünce
sevinmek yerine
eksiklerini arıyoruz.

Birinin
mutluluğuna ortak olmak
yerine
neden mutlu olduğunu
sorguluyoruz.

Oysa
başkasının sevincinden
eksilen bir şeyimiz yok.

Birinin yüzünün gülmesi,
bizim yüzümüzü
soldurmaz.

Birinin yükselmesi,
bizim değerimizi
azaltmaz.

Birine iyilik etmek,
bizi küçültmez.

Tam tersine…

İnsan,
başkasının hayatına
güzellik katabildiği kadar
büyür.

Bazen
bir insanı
en çok yaralayan şey,
yapılan kötülük değil,
beklediği iyiliği
görememektir.

Bir dara düştüğünde
yanında kimseyi
bulamamaktır.

Herkesin
kendisine sırt çevirdiği
bir anda
bir dost sesine
hasret kalmaktır.

İşte o zaman
anlıyor insan…

İyilik,
yalnızca bir davranış değil,
aynı zamanda
bir insanın
başka bir insana
verdiği güvendir.

Çünkü
dünyanın bütün servetini
önünüze koysalar da
bazen
bir insanın
“Merak etme, yanındayım”
demesine
değişemezsiniz.

Ne güzel şeydir
insanın insana
güven verebilmesi.

Ne büyük nimettir
birinin hayatında
sığınılacak
güzel bir yer olabilmek.

İyilik
sadece tanıdıklarımıza
yapılmaz.

Sadece
bize faydası dokunanlara,
bize yakın olanlara,
bizimle aynı düşünenlere
de yapılmaz.

Asıl iyilik,
karşılığında
hiçbir şey beklemeden
yapılandır.

Bir garibin
sofrasına katkı sunmak,
bir yetimin
başını okşamak,
bir yaşlının
yükünü hafifletmek,
bir ihtiyaç sahibinin
mahcubiyetini
incitmeden gidermek…

Bunların
hiçbirinde
gösterişe gerek yoktur.

Çünkü
gerçek iyilik
alkış beklemez.

Bir fotoğraf karesine,
bir teşekkür mesajına,
bir övgüye
ihtiyaç duymaz.

İyilik,
insanın vicdanıyla
baş başa kaldığında
da güzel kalabilmesidir.

Bir de
dilimizle yaptığımız
iyilikler var.

Bazen
bir insanın
bütün gününü
tek bir cümleyle
güzelleştirebiliriz.

Bazen de
bir cümleyle
yıllarca kapanmayacak
bir yara açabiliriz.

O yüzden
konuşmadan önce
biraz düşünmek gerek.

Söylediğimiz söz
karşımızdakinin
yüreğine nasıl dokunacak?

Bir insanı
ayağa mı kaldıracak,
yoksa biraz daha mı
yoracak?

Her doğru
her zaman
aynı şekilde söylenmez.

Haklı olmak,
kırma hakkı vermez.

Gerçeği söylemek,
incitmenin bahanesi değildir.

Bazen
susmak erdemdir.

Bazen
bir özür
bütün duvarları yıkar.

Bazen de
sadece
“Senin için üzgünüm”
demek bile
bir insanın
yükünü hafifletir.

Keşke
kelimelerimizi
biraz daha özenle seçsek.

Keşke
dilimizden çıkan
her sözün
bir kalpte iz bıraktığını
hiç unutmasak.

İyilik
önce evimizde başlamalı.

En yakınımıza
güzel davranamıyorsak,
uzaktakilere gösterdiğimiz
nezaketin
ne anlamı kalır?

Bir annenin
emeğini görmek,
bir babanın
sessiz yorgunluğunu
anlamak…

Eşimizin
gönlünü almak,
çocuğumuzu
dinlemek,
kardeşimizin
hâlini sormak…

Bunlar
küçük meseleler değil.

Bazen
en çok sevdiğimiz
insanlara
en ağır sözleri
söylüyoruz.

Dışarıda
herkese gülümsüyor,
evimize geldiğimizde
en yakınımızın
kalbini kırabiliyoruz.

Oysa
iyilik
kapının dışında
başlayan bir şey değil.

Önce
kendi evimizin
içini aydınlatmalı.

Sonra
o ışığı
dünyaya taşımalıyız.

Bir de
şunu unutmamak gerek:

İyilik
her zaman
karşılık bulmayabilir.

Birine
gönülden destek olursunuz,
günün birinde
sizi tanımazdan gelir.

Birinin
zor gününde
yanında durursunuz,
sizin zor gününüzde
ortada görünmez.

Bir insan için
fedakârlık yaparsınız,
belki de
değeriniz bilinmez.

Ama bütün bunlar
iyilikten vazgeçmek için
bir sebep olmamalı.

Çünkü
iyilik yaparken
karşımızdakinin
nasıl biri olduğunu değil,
bizim nasıl biri
olmak istediğimizi
düşünmeliyiz.

İyiliği
insanlardan alacağımız
karşılığa bağlarsak,
bir gün mutlaka
hayal kırıklığı yaşarız.

Oysa
iyilik
önce insanın
kendi yüreğine
yakışandır.

Kimse görmese de,
kimse bilmese de,
kimse teşekkür etmese de
iyi kalabilmektir.

Belki de
dünyanın en büyük
ihtiyacı budur.

Biraz daha
merhamet…

Biraz daha
sabır…

Biraz daha
anlayış…

Biraz daha
vefa…

Birbirimizin
kusurlarına değil,
güzelliklerine
bakabilmek.

Bir insanın
geçmişine takılıp
bugününü karartmamak.

Hata yapanı
hemen silmemek.

Düşeni
bir de biz
itmemek.

Bir başkasının
acısını küçümsememek.

Ve en önemlisi,
insan olduğumuzu
hiç unutmamak.

Çünkü
hepimiz
bir gün yardıma,
bir gün anlayışa,
bir gün merhamete
muhtaç kalabiliriz.

Bugün
elinden tuttuğumuz insan,
yarın
belki bizim elimizden
tutacaktır.

Hayatın
nasıl bir yol
çıkaracağını
hiçbirimiz bilmiyoruz.

Şimdi
kendimize
bir soru soralım:

Bu dünyadan
geçerken
kaç insanın
yüzünü güldürdük?

Kaç kişinin
yükünü hafiflettik?

Kaç kırgınlığı
onardık?

Kaç gönüle
dokunduk?

Kaç insan
bizim sayemizde
kendini biraz daha
değerli hissetti?

Yoksa
hep kendimizi mi
düşündük?

Hep daha fazlasını
istemekle mi
geçirdik ömrümüzü?

Biriktirdiklerimizin
sayısını biliyoruz da
paylaştıklarımızı
hatırlıyor muyuz?

Belki de
insanın gerçek hesabı
tam burada başlıyor.

Dilerim
birbirimize
daha az yük,
daha çok umut oluruz.

Bir insanın
yarasına tuz basan değil,
yarasına merhem olan
insanlardan oluruz.

Kırılan gönülleri
onarmaktan yorulmayız.

İyiliği
bir görev değil,
bir yaşam biçimi
hâline getiririz.

Çünkü
bu dünya
hepimize yetecek kadar
geniş.

Ama
birbirimizin kalbini
kırmaya yetecek kadar
uzun bir ömrümüz yok.

Unutmayalım…

Bir gün
hepimiz
bu dünyadan
sessizce geçip gideceğiz.

Ardımızda
ne kadar mal bıraktığımızı
belki birileri sayacak.

Ne kadar makam sahibi
olduğumuzu
belki birileri anlatacak.

Ama
bir insanın
hayatına kattığımız
iyiliği
en çok
o insan hatırlayacak.

Belki de
bizi hiç tanımayan
birinin duasında
yaşamaya devam edeceğiz.

İşte
böyle bir iz
bırakabilmek gerek.

Dünyanın
daha çok zenginliğe değil,
biraz daha merhamete…

Daha çok gösterişe değil,
biraz daha samimiyete…

Daha çok öfkeye değil,
biraz daha sevgiye
ihtiyacı var.

Dünyaya biraz iyilik gerek.

Hem de
öyle büyük sözlerle değil…

Birbirimize
insanca davranarak.

Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle...

Bilal KARADAĞ

DİĞER YAZILARI Yüreğimizde Ne Kaldı? 01-01-1970 03:00 İnsan İnsana Emanettir 01-01-1970 03:00 Birbirimize İyi Gelelim 01-01-1970 03:00 Kalabalıkta Kaybolan İnsanlık 01-01-1970 03:00 Merhameti Kaybetmeyelim 01-01-1970 03:00 Gönlümüz Ne Kadar Zengin? 01-01-1970 03:00 İnsan Kalmak 01-01-1970 03:00 Vicdanın Sesi 01-01-1970 03:00 Biraz İnsanlık Lütfen 01-01-1970 03:00 Unuttuğumuz İnsanlık 01-01-1970 03:00 Kalbimiz Ne Zaman Yoruldu? 01-01-1970 03:00 Unuttuğumuz Selam 01-01-1970 03:00 Bir Sandalye Daha 01-01-1970 03:00 Askıda Vicdan 01-01-1970 03:00 İstanbul Sözleşmesi Kaldırıldı Ama Ailedeki Sorunlar Neden Bitmedi? 01-01-1970 03:00 Zor Günümüzde Yanımızda Olan Herkese… 01-01-1970 03:00 Aynı Yer... Aynı Gülhane... Ama Başka Bir Hikâye 01-01-1970 03:00 Aynı Gülhane... Ama Bambaşka Bir Türkiye 01-01-1970 03:00 Sessiz İşgal: Ahlak ve Maneviyatın Erozyonu 01-01-1970 03:00 Beton Yükseliyor Ama Vicdan Hâlâ Enkaz Altında 01-01-1970 03:00 Bayram Bitti… Peki Geride Ne Kaldı? 01-01-1970 03:00 DEPREMİN ARDINDA KALAN SES: SUSMAYAN YIKIM, SÜREN HAYAT 01-01-1970 03:00 Kural Çiğnemekte Üstümüze Yoktur 01-01-1970 03:00 Bir Babanın Üzüntüsü ve Mutluluğu 01-01-1970 03:00 Bayramlık Kundura 01-01-1970 03:00 Ne Çabuk Geçtin, Doyamadık Sana 01-01-1970 03:00 Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan 01-01-1970 03:00 Yaprak Dökümleri Hüzün Verir Bana 01-01-1970 03:00 Leyla İle Yusuf 01-01-1970 03:00 Gel Artık Baba 01-01-1970 03:00 Beni Affet Babacığım 01-01-1970 03:00 Ah O Eski Ramazanlar 01-01-1970 03:00 Kelepçe Çözdüren Besmele 01-01-1970 03:00 Şemsiyesi Çalınan Ümmet 01-01-1970 03:00 HELLO 01-01-1970 03:00 Önce Ahlak ve Maneviyat 01-01-1970 03:00 “Meclise Girerken Döneklik Başlıyor” 01-01-1970 03:00 Yaz Ayları Dostluğun Harman Olduğu Aylardır 01-01-1970 03:00 Ahlak ve Maneviyat Olmayınca 01-01-1970 03:00 Emaneti Ehline Vermek Gerekir 01-01-1970 03:00 Dejenere Oluyoruz 01-01-1970 03:00 Bayramlık Kundura 01-01-1970 03:00 Ağlayan Gelin 01-01-1970 03:00 Akbabaların Anlayışı Hep Aynı 01-01-1970 03:00 Olumsuzlukları Şiar Ediniyoruz 01-01-1970 03:00 Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan 01-01-1970 03:00 İnsani Yanlarımızdan Bir Şeyler Eksiliyor 01-01-1970 03:00 Baş Koyanlar Başkan Olurlar 01-01-1970 03:00 Dönekleri Seyretmekten Başım Dönüyor 01-01-1970 03:00 Mücahitler Müteahhit Olunca 01-01-1970 03:00 Sevgi Nedir? 01-01-1970 03:00 İstilaya Uğradık 01-01-1970 03:00 Cehennem Böyle Kazanılır 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyorsunuz? 01-01-1970 03:00 Siyasilerin Dili 01-01-1970 03:00 Beni Affet Babacığım 01-01-1970 03:00 Taklitçilikle Nereye Kadar 01-01-1970 03:00 Yeni Yıla Merhaba Derken 01-01-1970 03:00 Benim Favorim Fas’tı 01-01-1970 03:00 El Olmaya Eviriliyoruz 01-01-1970 03:00 Meğer Şehirleşememişiz 01-01-1970 03:00 Yaprak Dökümleri Hüzün Verir Bana 01-01-1970 03:00 Kara Sevda 01-01-1970 03:00 Güneydoğu’nun İncisi Olabilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Ağustos’u Sevmiyorum! 01-01-1970 03:00