Başlık 2: Kalabalıkta Kaybolan İnsanlık
Geçen hafta
merhameti konuştuk.
Bir insanın
başkasının acısını
ne kadar hissedebildiğini,
bir elin
başka bir ele
ne kadar uzanabildiğini…
Peki,
hiç düşündük mü?
**Onca insanın arasında
neden bu kadar yalnızız?**
Sokaklar kalabalık.
Caddeler kalabalık.
Telefonlarımız susmuyor.
Herkes bir yerlere yetişiyor.
Ama
birbirimize yetişemiyoruz.
Yanımızdan geçenin
ne yaşadığını bilmiyoruz.
Düşenin neden düştüğünü
sormuyoruz.
Üzgün bir yüzü
fark etsek bile
çoğu zaman
başımızı çevirip geçiyoruz.
Sanki
başkasının derdi
bize dokunmadığı sürece
yok hükmünde.
Oysa
insanlık,
aynı sokakta yürümek değil,
**aynı acıya
duyarsız kalmamaktır.**
Aynı sofraya oturmak değil,
aç kalanın
varlığını unutmamaktır.
Birbirimizi tanımak da değil,
tanımadığımız birine bile
insanca davranabilmektir.
Çünkü
insanı insan yapan,
çevresindeki kalabalık değil,
kalabalığın içinde
koruyabildiği vicdanıdır.
Bugün
herkes duyulmak istiyor.
Ama kimse
bir başkasını dinlemeye
vakit ayırmıyor.
Herkes anlaşılmak istiyor.
Ama kimse
karşısındakini
anlamaya yanaşmıyor.
Herkes saygı bekliyor.
Ama saygının
önce kendisinden
başlaması gerektiğini
unutuyor.
Sonra da
bu kadar insanın içinde
neden yalnız kaldığımızı
soruyoruz.
Belki de
sorun,
dünyada insanın azalması değil.
**İnsanın,
insanlığından uzaklaşması.**
Bir selamı esirgememek,
bir derdi dinlemek,
bir haksızlık karşısında
susmamak…
Bunlar küçük şeyler gibi görünür.
Ama bazen
bir insanın hayata tutunması,
başka bir insanın
gösterdiği küçücük
bir inceliğe bağlıdır.
Unutmayalım…
Kalabalıklar
bizi bir araya getirebilir.
Ama bizi
birbirimize yakınlaştıran,
vicdanımızdır.
**Birbirimizin yüzüne bakabildiğimiz kadar değil,
birbirimizin derdini
görebildiğimiz kadar
insanız.**
Ve belki de
bugün kendimize
şu soruyu sormalıyız:
**Bu kalabalığın içinde
ben insanlığımı
nerede bıraktım?**
Bilal KARADAĞ