Yüreğimizde Ne Kaldı?

Bilal KARADAĞ

31-10-2026 12:38

Başlık 2: Yüreğimizde Ne Kaldı?

Geçen hafta

insanın insana

emanet olduğunu söyledik.

Bir gönlü

kırmadan yaşamaktan,

birbirimizin

hayatında bıraktığı izlerden

söz ettik.

Bugün ise

biraz daha

kendimize dönelim.

Kimseye değil,

yalnızca

kendi yüreğimize

bir soru soralım:

Bunca yaşanmışlıktan sonra

yüreğimizde ne kaldı?

Yıllar geçiyor.

İnsan büyüyor,

yaş alıyor,

değişiyor.

Yollar değişiyor.

Evler değişiyor.

İnsanlar değişiyor.

Bir zamanlar

uğruna geceler boyu

uyuyamadığımız şeyler,

gün geliyor

hatırımıza bile gelmiyor.

Çok önemli sandığımız

nice mesele,

zamanın içinde

küçülüp gidiyor.

Ama bazı şeyler var ki

üzerinden yıllar geçse de

yerinden kıpırdamıyor.

Bir söz…

Bir bakış…

Bir vefa…

Bir vedalaşma…

Ve bazen

söylenememiş

bir cümle…

İnsan

garip bir yolcu.

Yanına

çok şey almak istiyor.

Daha fazlasını kazanmak,

daha yükseğe çıkmak,

daha güçlü olmak,

daha çok tanınmak…

Ömür,

bunların peşinde

koşarken geçiyor.

Sonra bir gün

dönüp geriye bakıyoruz.

Koşmuşuz.

Yorulmuşuz.

Biriktirmişiz.

Kaybetmişiz.

Kazanmışız.

Peki,

yüreğimize ne koymuşuz?

Asıl soru

belki de bu.

Kaç güzel insanı

“Nasıl olsa görüşürüz”

diye erteledik?

Kaç telefonu

sonra ararım diye

kapattık?

Kaç sofraya

işimiz var diye

oturmadık?

Kaç anneye,

kaç babaya,

kaç dosta

sevgimizi söylemeyi

başka bir güne bıraktık?

Ve o başka gün

her zaman geldi mi?

Gelmedi.

Çünkü hayatın

en acı taraflarından biri şu:

Biz erteliyoruz,

zaman ertelemiyor.

Bir bakıyorsunuz,

dün yanınızda olan

bugün yok.

Sesini

her gün duyduğunuz birinin

bir fotoğrafına bakıp

susuyorsunuz.

Bir zamanlar

kalabalık olan sofrada

bir sandalye eksiliyor.

Bir kapı

artık açılmıyor.

Bir telefon

artık çalmıyor.

İşte o zaman

anlıyor insan…

Hayatın değeri,

kaç yıl sürdüğünde değil,

kimlerle güzelleştiğinde.

Bazen

kırgınlıklarımızı

sevgimizden daha uzun

taşıyoruz.

Bir cümlenin hesabını

yıllarca tutuyor,

bir özrü kabul etmiyor,

bir selamı esirgiyor,

“Önce o gelsin”

diye bekliyoruz.

Haklı çıkıyoruz belki.

Ama mutlu oluyor muyuz?

İşte orası

meçhul.

Çünkü her haklılık

insanın içini

ferahlatmıyor.

Bazen

kazandığımız bir tartışmanın

ardından

kaybettiğimiz insanı

çok sonra fark ediyoruz.

Oysa

ömür dediğimiz şey,

kimin haklı olduğunu

ispat etmeye yetecek kadar uzun,

sevdiklerimizi ertelemeye

yetecek kadar

uzun değil.

İnsan yaş aldıkça

şunu daha iyi anlıyor:

Her şeyi

hatırlamıyoruz.

Ama bize

nasıl hissettirildiğini

unutmuyoruz.

Dar günümüzde

kapımızı çalanı,

kimsenin inanmadığı yerde

bize inananı,

kalabalıkların içinde

yalnız kaldığımızda

yanımıza oturanı,

hiçbir karşılık beklemeden

“Ben buradayım”

diyeni unutmuyoruz.

Demek ki

insanın gerçek zenginliği

kasasında değil,

hatıralarında biriktirdiği

güzel insanlarmış.

Öyleyse

kendimize soralım:

Bugüne kadar

ne biriktirdik?

Kırgınlık mı?

Öfke mi?

Keşke mi?

Yoksa

bir çocuğun gülüşünü,

bir annenin duasını,

bir babanın gururunu,

bir dostun güvenini,

bir garibin teşekkürünü mü?

Çünkü insanın

cebi dolarken

yüreği boşalabiliyor.

Herkesin tanıdığı biri olup

kimsenin özlemediği

birine dönüşebiliyor.

İşte bundan

sakınmak gerek.

Hayat,

büyük şeylerden ibaret değil.

Bazen

bir bardak çaydır.

Bazen

“Eve vardın mı?”

diye gelen

iki kelimelik mesajdır.

Bazen

uzun zamandır görmediğiniz

bir dosta sarılmaktır.

Bazen

annenizin sesini duymak,

babanızın yanında

birkaç dakika daha

oturmaktır.

Bazen de

hiç konuşmadan

aynı gökyüzüne bakabilmektir.

Biz mutluluğu

çok uzaklarda ararken,

belki de hayat

bütün güzelliğiyle

yanımızdan geçip gidiyor.

Bir gün

bugün de

hatıra olacak.

Şu an konuştuğumuz insanlar,

oturduğumuz sofralar,

yürüdüğümüz sokaklar,

duyduğumuz sesler…

Hepsi

birer anıya dönüşecek.

O yüzden

sevdiklerimizi

yarına bırakmayalım.

Bir telefon açacaksak

bugün açalım.

Bir gönül alacaksak

bugün alalım.

Sarılacaksak

bugün sarılalım.

“İyi ki varsın”

diyeceksek

bugün diyelim.

Çünkü bazı cümlelerin

yarını yoktur.

Ve günün birinde

hayatın telaşı

bittiğinde,

kendimizle

baş başa kaldığımızda

bize ne

makamımız sorulacak,

ne arabamız,

ne evimizin büyüklüğü,

ne de kaç kişinin

bizi tanıdığı…

Belki sadece

kendi vicdanımız

sessizce soracak:

Sevdin mi?

Sevildiğini

bildin mi?

Birinin yüzünü

güldürdün mü?

Sana güvenenin

güvenini korudun mu?

Giderken

ardında güzel bir söz

bırakabildin mi?

Ve en önemlisi…

Bunca ömürden sonra

yüreğinde ne kaldı?

Dilerim

cevabımız

mal değil,

mülk değil,

öfke değil,

pişmanlık hiç değil;

biraz sevgi,

biraz vefa,

birkaç güzel hatıra,

edilmiş dualar

ve gönlümüzde

yer etmiş

iyi insanlar olsun.

Çünkü gün gelir

elimizdekilerin

hepsini bırakırız.

Ama sevdiğimiz,

sevildiğimiz

ve birilerinin hayatına

güzellikle dokunduğumuz

o anlar…

İşte onlar

bizimle kalır.

Belki de

bir ömrün sonunda

insanın kendisine

soracağı en gerçek soru

şudur:

Ne kadar yaşadım değil…

Yüreğimde ne kaldı?

Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle...

Bilal KARADAĞ

DİĞER YAZILARI İnsan İnsana Emanettir 01-01-1970 03:00 Birbirimize İyi Gelelim 01-01-1970 03:00 Kalabalıkta Kaybolan İnsanlık 01-01-1970 03:00 Merhameti Kaybetmeyelim 01-01-1970 03:00 Gönlümüz Ne Kadar Zengin? 01-01-1970 03:00 İnsan Kalmak 01-01-1970 03:00 Vicdanın Sesi 01-01-1970 03:00 Biraz İnsanlık Lütfen 01-01-1970 03:00 Unuttuğumuz İnsanlık 01-01-1970 03:00 Kalbimiz Ne Zaman Yoruldu? 01-01-1970 03:00 Unuttuğumuz Selam 01-01-1970 03:00 Bir Sandalye Daha 01-01-1970 03:00 Askıda Vicdan 01-01-1970 03:00 İstanbul Sözleşmesi Kaldırıldı Ama Ailedeki Sorunlar Neden Bitmedi? 01-01-1970 03:00 Zor Günümüzde Yanımızda Olan Herkese… 01-01-1970 03:00 Aynı Yer... Aynı Gülhane... Ama Başka Bir Hikâye 01-01-1970 03:00 Aynı Gülhane... Ama Bambaşka Bir Türkiye 01-01-1970 03:00 Sessiz İşgal: Ahlak ve Maneviyatın Erozyonu 01-01-1970 03:00 Beton Yükseliyor Ama Vicdan Hâlâ Enkaz Altında 01-01-1970 03:00 Bayram Bitti… Peki Geride Ne Kaldı? 01-01-1970 03:00 DEPREMİN ARDINDA KALAN SES: SUSMAYAN YIKIM, SÜREN HAYAT 01-01-1970 03:00 Kural Çiğnemekte Üstümüze Yoktur 01-01-1970 03:00 Bir Babanın Üzüntüsü ve Mutluluğu 01-01-1970 03:00 Bayramlık Kundura 01-01-1970 03:00 Ne Çabuk Geçtin, Doyamadık Sana 01-01-1970 03:00 Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan 01-01-1970 03:00 Yaprak Dökümleri Hüzün Verir Bana 01-01-1970 03:00 Leyla İle Yusuf 01-01-1970 03:00 Gel Artık Baba 01-01-1970 03:00 Beni Affet Babacığım 01-01-1970 03:00 Ah O Eski Ramazanlar 01-01-1970 03:00 Kelepçe Çözdüren Besmele 01-01-1970 03:00 Şemsiyesi Çalınan Ümmet 01-01-1970 03:00 HELLO 01-01-1970 03:00 Önce Ahlak ve Maneviyat 01-01-1970 03:00 “Meclise Girerken Döneklik Başlıyor” 01-01-1970 03:00 Yaz Ayları Dostluğun Harman Olduğu Aylardır 01-01-1970 03:00 Ahlak ve Maneviyat Olmayınca 01-01-1970 03:00 Emaneti Ehline Vermek Gerekir 01-01-1970 03:00 Dejenere Oluyoruz 01-01-1970 03:00 Bayramlık Kundura 01-01-1970 03:00 Ağlayan Gelin 01-01-1970 03:00 Akbabaların Anlayışı Hep Aynı 01-01-1970 03:00 Olumsuzlukları Şiar Ediniyoruz 01-01-1970 03:00 Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan 01-01-1970 03:00 İnsani Yanlarımızdan Bir Şeyler Eksiliyor 01-01-1970 03:00 Baş Koyanlar Başkan Olurlar 01-01-1970 03:00 Dönekleri Seyretmekten Başım Dönüyor 01-01-1970 03:00 Mücahitler Müteahhit Olunca 01-01-1970 03:00 Sevgi Nedir? 01-01-1970 03:00 İstilaya Uğradık 01-01-1970 03:00 Cehennem Böyle Kazanılır 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyorsunuz? 01-01-1970 03:00 Siyasilerin Dili 01-01-1970 03:00 Beni Affet Babacığım 01-01-1970 03:00 Taklitçilikle Nereye Kadar 01-01-1970 03:00 Yeni Yıla Merhaba Derken 01-01-1970 03:00 Benim Favorim Fas’tı 01-01-1970 03:00 El Olmaya Eviriliyoruz 01-01-1970 03:00 Meğer Şehirleşememişiz 01-01-1970 03:00 Yaprak Dökümleri Hüzün Verir Bana 01-01-1970 03:00 Kara Sevda 01-01-1970 03:00 Güneydoğu’nun İncisi Olabilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Ağustos’u Sevmiyorum! 01-01-1970 03:00