Başlık 2: Yüreğimizde Ne Kaldı?
Geçen hafta
insanın insana
emanet olduğunu söyledik.
Bir gönlü
kırmadan yaşamaktan,
birbirimizin
hayatında bıraktığı izlerden
söz ettik.
Bugün ise
biraz daha
kendimize dönelim.
Kimseye değil,
yalnızca
kendi yüreğimize
bir soru soralım:
Bunca yaşanmışlıktan sonra
yüreğimizde ne kaldı?
Yıllar geçiyor.
İnsan büyüyor,
yaş alıyor,
değişiyor.
Yollar değişiyor.
Evler değişiyor.
İnsanlar değişiyor.
Bir zamanlar
uğruna geceler boyu
uyuyamadığımız şeyler,
gün geliyor
hatırımıza bile gelmiyor.
Çok önemli sandığımız
nice mesele,
zamanın içinde
küçülüp gidiyor.
Ama bazı şeyler var ki
üzerinden yıllar geçse de
yerinden kıpırdamıyor.
Bir söz…
Bir bakış…
Bir vefa…
Bir vedalaşma…
Ve bazen
söylenememiş
bir cümle…
İnsan
garip bir yolcu.
Yanına
çok şey almak istiyor.
Daha fazlasını kazanmak,
daha yükseğe çıkmak,
daha güçlü olmak,
daha çok tanınmak…
Ömür,
bunların peşinde
koşarken geçiyor.
Sonra bir gün
dönüp geriye bakıyoruz.
Koşmuşuz.
Yorulmuşuz.
Biriktirmişiz.
Kaybetmişiz.
Kazanmışız.
Peki,
yüreğimize ne koymuşuz?
Asıl soru
belki de bu.
Kaç güzel insanı
“Nasıl olsa görüşürüz”
diye erteledik?
Kaç telefonu
sonra ararım diye
kapattık?
Kaç sofraya
işimiz var diye
oturmadık?
Kaç anneye,
kaç babaya,
kaç dosta
sevgimizi söylemeyi
başka bir güne bıraktık?
Ve o başka gün
her zaman geldi mi?
Gelmedi.
Çünkü hayatın
en acı taraflarından biri şu:
Biz erteliyoruz,
zaman ertelemiyor.
Bir bakıyorsunuz,
dün yanınızda olan
bugün yok.
Sesini
her gün duyduğunuz birinin
bir fotoğrafına bakıp
susuyorsunuz.
Bir zamanlar
kalabalık olan sofrada
bir sandalye eksiliyor.
Bir kapı
artık açılmıyor.
Bir telefon
artık çalmıyor.
İşte o zaman
anlıyor insan…
Hayatın değeri,
kaç yıl sürdüğünde değil,
kimlerle güzelleştiğinde.
Bazen
kırgınlıklarımızı
sevgimizden daha uzun
taşıyoruz.
Bir cümlenin hesabını
yıllarca tutuyor,
bir özrü kabul etmiyor,
bir selamı esirgiyor,
“Önce o gelsin”
diye bekliyoruz.
Haklı çıkıyoruz belki.
Ama mutlu oluyor muyuz?
İşte orası
meçhul.
Çünkü her haklılık
insanın içini
ferahlatmıyor.
Bazen
kazandığımız bir tartışmanın
ardından
kaybettiğimiz insanı
çok sonra fark ediyoruz.
Oysa
ömür dediğimiz şey,
kimin haklı olduğunu
ispat etmeye yetecek kadar uzun,
sevdiklerimizi ertelemeye
yetecek kadar
uzun değil.
İnsan yaş aldıkça
şunu daha iyi anlıyor:
Her şeyi
hatırlamıyoruz.
Ama bize
nasıl hissettirildiğini
unutmuyoruz.
Dar günümüzde
kapımızı çalanı,
kimsenin inanmadığı yerde
bize inananı,
kalabalıkların içinde
yalnız kaldığımızda
yanımıza oturanı,
hiçbir karşılık beklemeden
“Ben buradayım”
diyeni unutmuyoruz.
Demek ki
insanın gerçek zenginliği
kasasında değil,
hatıralarında biriktirdiği
güzel insanlarmış.
Öyleyse
kendimize soralım:
Bugüne kadar
ne biriktirdik?
Kırgınlık mı?
Öfke mi?
Keşke mi?
Yoksa
bir çocuğun gülüşünü,
bir annenin duasını,
bir babanın gururunu,
bir dostun güvenini,
bir garibin teşekkürünü mü?
Çünkü insanın
cebi dolarken
yüreği boşalabiliyor.
Herkesin tanıdığı biri olup
kimsenin özlemediği
birine dönüşebiliyor.
İşte bundan
sakınmak gerek.
Hayat,
büyük şeylerden ibaret değil.
Bazen
bir bardak çaydır.
Bazen
“Eve vardın mı?”
diye gelen
iki kelimelik mesajdır.
Bazen
uzun zamandır görmediğiniz
bir dosta sarılmaktır.
Bazen
annenizin sesini duymak,
babanızın yanında
birkaç dakika daha
oturmaktır.
Bazen de
hiç konuşmadan
aynı gökyüzüne bakabilmektir.
Biz mutluluğu
çok uzaklarda ararken,
belki de hayat
bütün güzelliğiyle
yanımızdan geçip gidiyor.
Bir gün
bugün de
hatıra olacak.
Şu an konuştuğumuz insanlar,
oturduğumuz sofralar,
yürüdüğümüz sokaklar,
duyduğumuz sesler…
Hepsi
birer anıya dönüşecek.
O yüzden
sevdiklerimizi
yarına bırakmayalım.
Bir telefon açacaksak
bugün açalım.
Bir gönül alacaksak
bugün alalım.
Sarılacaksak
bugün sarılalım.
“İyi ki varsın”
diyeceksek
bugün diyelim.
Çünkü bazı cümlelerin
yarını yoktur.
Ve günün birinde
hayatın telaşı
bittiğinde,
kendimizle
baş başa kaldığımızda
bize ne
makamımız sorulacak,
ne arabamız,
ne evimizin büyüklüğü,
ne de kaç kişinin
bizi tanıdığı…
Belki sadece
kendi vicdanımız
sessizce soracak:
Sevdin mi?
Sevildiğini
bildin mi?
Birinin yüzünü
güldürdün mü?
Sana güvenenin
güvenini korudun mu?
Giderken
ardında güzel bir söz
bırakabildin mi?
Ve en önemlisi…
Bunca ömürden sonra
yüreğinde ne kaldı?
Dilerim
cevabımız
mal değil,
mülk değil,
öfke değil,
pişmanlık hiç değil;
biraz sevgi,
biraz vefa,
birkaç güzel hatıra,
edilmiş dualar
ve gönlümüzde
yer etmiş
iyi insanlar olsun.
Çünkü gün gelir
elimizdekilerin
hepsini bırakırız.
Ama sevdiğimiz,
sevildiğimiz
ve birilerinin hayatına
güzellikle dokunduğumuz
o anlar…
İşte onlar
bizimle kalır.
Belki de
bir ömrün sonunda
insanın kendisine
soracağı en gerçek soru
şudur:
Ne kadar yaşadım değil…
Yüreğimde ne kaldı?
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle...
Bilal KARADAĞ