Başlık 2: Ben Oyum Ama!
İbretlik bir hikâye anlatıla gelinir eski dönemlerde yaşanmış olan. Bir çoğumuz dinlemişizdir bu hikâyeyi hatta çoğu zamanda bizde bunları yaşıyoruz demişizdir. Günümüzde de geçerliliğini hala koruyan o meşhur hikâyeyi önce şöyle bir hatırlayalım sonrasında da onun ekseninde birkaç cümle sarf edelim.
Tarihin bir döneminde bir medresede eğitim gören çok samimi üç arkadaş varmış. Medreseden mezun olduktan sonra birbirlerinden ayrılmaları çok zor olmuş. Yedikleri ve içtikleri ayrı gitmeyen bu üç samimi arkadaş; Nerede, hangi işte ve hangi görevde olurlarsak olalım, birbirimiz ile asla irtibatı kesmeyelim diye aralarında bir akitleşme gerçekleştirmişler. “Doğru yoldan, iyi işler yapmaktan, adalet ve hakkaniyetten hiçbir zaman ayrılmayacaklarına, Dine ve vatana hizmet davasından hiçbir zaman geri kalmayacaklarına.” dair birbirlerine söz vermişler. Bununla birlikte aradan yıllar geçse de birbirimizi unutmayalım, her daim hatırda tutalım. Yıllar hepimizi yıpratacak bunu biliyoruz o sebeple yıllar sonra karşılaştığımızda birbirimizi tanımakta zorluk çekebiliriz onun için aramızda bir şifre belirleyelim ki, o şifre sayesinde birbirimizi tanıyabilelim. Düşünmüşler, taşınmışlar sonunda çok kısa ve hatırda kalıcı bir şifrede anlaşmışlar. “Ben O’yum.”
Aradan uzun yıllar geçmiş, bizim üç idealist dava arkadaşının her biri bir köşeye savrulmuş. Biri müderris, diğeri hatırı sayılır bir tüccar, bir diğeri de mutasarrıf (vali) olmuş. Tüccar olan şehir şehir dolaşırken, bir şehirde arkadaşının o şehrin mutasarrıfı (valisi) olduğunu öğrenir. Hemen birlikte okuduğu kadim dostu ve dava arkadaşını ziyaret ve tebrik etmek istemiş. Kapıya varıp uzun yoldan geldiğini, yine uzun yola gideceğini, vaktinin dar olduğunu izah ederek görevliden valiyle görüşmek istediğini iletmiş. Kapı da güvenlik ve bürokrasi çarkını aşmak da bir hayli zorlanmış olsa da nihayetinde görevlilere kendini tanıtıp, vali beyin medrese arkadaşı olduğunu, yıllar öncesinden tanıştıklarını, anlatmış. Görüşmek için sıraya girmiş lakin bir türlü görüşme gerçekleştirememiş. Nice sonra aklına medrese de kararlaştırdıkları şifre gelmiş küçük bir not kâğıdına “Ben O’yum” yazarak görevliye vali beye vermesi için uzatmış. Görevli biraz isteksiz olsa da yazılan kâğıdı vali beye götürmüş. Kısa bir süre sonra elinde bir kâğıt ile görevli görünmüş ve elindeki kâğıdı uzatıp vali beyle görüşmek isteyen şahsa teslim etmiş. Tüccar kendisine uzatılan kâğıdı şaşkınlıkla eline almış ve arkasını çevirerek ne yazdığına bakmış. İşte asıl şaşkınlığı da o zaman yaşamış. Not kağıdında şunlar yazıyormuş: “Sen O olabilirsin amma Ben O değilim!”
Bu kıssa, şöyle salim kafayla bir düşünüldüğünde günümüz insanlarını ne kadar da güzel anlatıyor. İşin hakikati şu ki, nice arkadaşlar makamla, parayla, şöhretle tanışıp her imkâna sahip olunca, âdeta tanınmaz hale geliyorlar ve: “Ben O değilim” çizgisine
savrularak kendilerinin farklı bir statü de oldukları imajını ortaya koyuyorlar. Böylelikle ayrıcalıklı kişi olduklarını zannediyorlar. Şöyle hayatımıza baktığımızda bunun örneklerini çokça görmemiz mümkün. Öyle ki; bu arkadaşlarımız dünyanın kendi eksenleri etrafında döndüklerini zannediyorlar. Ta ki ellerindeki makam, mevki, ekonomik güç imkânı kayıp gidene kadar.
Doğan Cüceloğlu bu hakikati şu veciz sözleriyle dile getiriyor. “Makam, mevki, rütbe, unvan; unların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır.” Yine Abdurrahman Evzai de bu konuyu şu sözleriyle özetliyor: “Eğer senden önceki insan için makam mevki kalıcı olsaydı, bugün sen bu makamda olmazdın. Bulunduğun makam senden başkasına nasıl kalmadıysa sana da kalmayacak.”
Meşhur biz söz var. “Yolda bulduklarını, yola çıktıklarına değişen ve amacına ulaşmak için her yolu mübah gören zayıf insanların günün birinde yarı yolda kalabilecekleri” ifade edilir. Şunu asla unutmamak gerekir onurlu insan için değerli olan makam mevki değil her zaman karakteridir. İnsanın kalitesi para pul sahibi, makam, mevki sahibi olduğunda ortaya çıkıyor. Eğer bir kimse bu imkanlara ulaştığında geçmişini unutmuyor ve değişmiyorsa işte o zaman kaliteli ve karakterli bir insandır.
Şimdi soruyorum bu kıssada anlatılmaya çalışılan “Ben O’yum” diyebilen kaç kişi kaldı etrafımızda. Kaç gerçek samimi, vefakâr dost ve arkadaş var çevremizde? “Ben O değilim diyenler bütün dünyanın sahibi olsa ya da dünyaya sultan olsa ne yazar. Günün sonunda varılacak yer bir karış toprak herkesin bildiği ama bir türlü kabullenemediği.