Başlık 2: Kutsal Mekânlar, Davasız İnsanlar

Geçenlerde elime bir kitap geçti. Prof. Dr. Haluk Dursun’un kaleminden çıkmış Nil’den Tuna’ya Osmanlı isimli bir kitap. Haluk Dursun bu kitabında hatıralarına yer vermiş. Gezip dolaştığı yerlerdeki izlenimlerini yansıtmış. Bir soluk da okuduğum bu kitabından çok etkilendim. Yazıya başlık olarak attığım Kutsal Mekanlar, Davasız İnsanlar onun bu kitabında kullandığı bir başlık. Ve bu başlık adı altında yazdığı bir bölüm epeyce ilgimi çekti. Zira burada belirttiği olay benim de gittiğim yerlerde sıklıkla yaptığım bir şeydi. Haluk Dursun cümleye şöyle başlıyor. “Eski insanların bir adeti vardır. Herhangi bir şehre ilk defa gittiklerinde öncelikle orada türbesi bulunan İslam büyüklerini ziyaret ederler.”

Bu cümle bana çok yakın geldi. Zira bende her gittiğim yerde mutlaka öncelikle gittiğim şehri şereflendiren bir manevi büyük varsa önce onu ziyaret etmeye gayret ederdim. Haluk Dursun bu türbelerde yatanları şehrin manevi valisi olarak tanımlıyor. Önce bu zatlar ziyaret edilmeli sonrasında şehir gezilmeye başlanmalıdır diye de yazısını devam ettiriyor.

Bende genelde yaptığım ziyaretlerde gittiğim yerde kabri bulunan bir zat, bir büyük insan var ise önce onu ziyaret eder, ardından yine o şehirde hali hazır da yaşayan bir manevi büyük varsa onu da mutlaka ziyaret etmeye gayret ederdim. Tabiri caiz ise şehirlerde bulunan bu zatlar ve bu tarz kutsal maneviyatı yüksek mekanlar o şehirlere yüksek rütbeler kazandırıyor.

Nasıl ki İstanbul’a ilk gelen önce Eyüp Sultan ilçesine gelerek Ebu Eyyüb el-Ensari’yi ziyaret ediyor ve sonra şehri dolaşmaya başlıyorsa onun gibi birçok şehrimizde manevi bir hava katan İslam büyükleri, Allah dostları bulunuyor. Elbette manevi anlamda derecesi Âli olanların çoğunluğu İstanbul’da metfun ve İstanbul’un manevi bekçileri bunlar. Ancak ülkemizin farklı şehirlerinde de hiç azımsanmayacak kadar böyle manevi derinliği yüksek olan zatlar, büyükler bulunuyor.

Sivas’ta Şems-i Sivasî, Bursa’da Üftade Hazretleri, Emir Sultan, Ankara’da Hacı Bayram Veli, Malatya Darende’de Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba), Siirt Baykan’da Veysel Karani Hazretleri, Manisa Kula’da Yunus Emre, Tabduk Emre, Konya’da Hz. Mevlana, Şems-i Tebrizi, Hatay’da Habib-i Neccar, Beyazı- Bestami, Bolu Göynük’te Akşemseddin ve Ömer Sikkin, Eskişehir Seyitgazi’de Seyit Battal Gazi, İzmir Ödemiş Birgi’de İmam-ı Birgivi, Balıkesir’de Hasan Basri Çantay, Balıkesir Havran’da Seyit Onbaşı, Muğla’da Şahidi Hazretleri, Şanlıurfa’da İbrahim peygamberin makamı ve Eyüp Peygamberin makamı, Viranşehir’de Eyüp Peygamber, Diyarbakır Eğil’de Zülkifl Peygamber ve Elyasa Peygamber, Adıyaman Kahta’da Safvan b. Muattal, Tarsus’ta Danyal Peygamber ve Ashab-ı Kehf mekanı, Kahramanmaraş Afşin Ashab-ı Kehf mekanı daha nice şehirler ve nice mekanlar sayabilirim böyle manevi büyüklerimizin şehirlerimizi manevi anlamda aydınlatmaya devam ettiği.

Ancak bu kadar manevi ışık yansıtan insanların birçoğundan toplum haberdar bile değil. Bazı ön plana çıkmış olanları çoğumuz biliyoruz ve sıklıkla ziyarette ediyoruz belki ama burada esas konu sadece onları ziyaret etmek değil varlığından herkesi haberdar etmemiz de gerekiyor. Bugün belki de ruhumuzu kaybettiğimizden dolayı bir şehre gittiğimizde önceliğimiz bu manevi büyükler ya da kutsal sayılan mekanlar olmuyor. Önce şehirdeki AVM ya da alışveriş yapılabilecek çarşı vb. yerleri gezip dolaşıyoruz. Tabi bir hayli de yorgun düşüyoruz. Eğer vaktimiz kalırsa böylesi manevi alanları ziyaret ediyoruz. Ama bu ziyaretlerde de o manevi havayı yakalayamıyoruz. Bunun sebeplerini de oturup düşünmemiz lazım. Bazı yerlerde de bu manevi mekanlar ve şahıslar dilek tutulma mekânı olarak görülüyor. İnsanlar bu şahıslardan bazı taleplerden bulunmaya çalışıyor kendilerince. Şunu kavramaktan aciz bir haldeyiz, hiçbir canlı ya da cansız varlık insana bir fayda sağlayamaz. İnsan arzu ve isteğini sadece yaratıcısı Yüce Allah’tan dilemelidir. Allah murad ederse olur her şey. O murad etmedikçe ve arzulamadıkça bir şeyin olması mümkün değil. O sebeple şehirleri kabirlerinde manevi ışığı ile aydınlatmaya çalışan manevi büyükleri sadece edebi erkan ile ziyaret etmeli, dua ve niyaz da bulunmalıyız. Onun varlığından haberdar olduğumuz için şükredip, başkalarının da oraları ziyaret etmesi gerektiğini düşünerek herkese elinden geldiğince bu manevi noktaları duyurmalıyız.

Buralarda uygunsuz eylemlerin içine girilmemesine azami derece özen göstermeliyiz. Şunu asla unutmayalım ülkemizde farklı farklı yerlerde kabirleri bulunan manevi büyükler ülkemizin aslında bir anlamda sigortası sayılır. Her fert gittiği yerde önce bu zatları ziyaret etmeli ve şehre giriş vizesini onlardan almalı ki şehri daha iyi tanıyabilsin. Şehri onların gözüyle değerlendirerek anlamaya çalışsın.