BAŞLIK 2: ANADOLU TASAVVUFUNUN HALK EDEBİYATI ÖNCÜLERİNDEN ABDAL MUSA

Anadolu’da Hacı Bektaşi Veli’nin devamı da sayılan meşhur Abdal Musa, şair olması yanı sıra erenlerden ve ermişlerden biridir. O aynı zaman da şair kimliği ile ortaya çıkmakla birlikte keramet sahibi meşhur bir savaşçıdır da. Aslen Horasanlı olan Abdal Musa’nı dedesi Haydar Ata’dır. Haydar Ata Hacı Bektaşı Veli’nin de amcasıdır. Bu sebeple Hacı Bektaşı Veli ile yakın akrabalığı vardır. 14. yüzyılda yaşamış ve Azerbaycan’ın Hoy Kasabasına gelmiş ve bir süre orada yaşadığından dolayı da kendisine “Hoylu” denilmiş. Horasan Erenlerinden olduğu gibi Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soyundandır.

Osmanlıların Bursa’yı fethettiği yıllarda Orhan Bey’in askerleri arasında yer almış ve bu savaşlarda çok büyük yararlıklar gösterdiği tarihi kaynaklarda da ifade edilmektedir.

Hacı Bektaş-i Veli’nin önde gelen halifelerinden olan Abdal Musa “Sultanlık” payesi ile birlikte “Abdallık” mertebesinde bulunmuştur. Kurduğu tekke de sayısız kişileri irşat etti. Bektaşi Tarikatındaki on iki posttan on birincisi olan “Abdal Musa Sultan Postu”nun yani “Ayakçı Postu”nda hizmet etmiş bir velidir. Yetiştirdiği talebeler içinde kendisi gibi şair olanlar da olmuş onlara özel bir ihtimam göstermiştir. Yetiştirdiği talebelerin en meşhuru Alevi-Bektaşi Edebiyatının abidelerinden sayılan Kaygusuz Abdaldır.
Uzunca bir süre Bursa’daki tekke de hizmet gördükten sonra önce Aydın bölgesine daha sonra da Aleviliğin o dönem de merkezi sayılan Teke bölgesine göçmüştür. Antalya dolaylarını ve Toros dağları eteklerini tercih eden Abdal Musa böylelikle Elmalı’ya yerleşti. Bazı kaynaklarda burada birçok keramet gösterdiği de belirtiliyor. Elmalı Teke Köyü’nde kurduğu dergâhta talebe yetiştirmeyi sürdürmüştür. Abdal Musa’nın burada kurduğu u dergâh Alevi Bektaşilik inancında merkez dergâhtan sonra gelen en önemli dergahtır. Bugün Abdal Musa’nın türbesinin de bulunduğu bu dergâhın 600 yıllık geçmişi vardır. Vakti zamanında dergâha gelenler, yer, içer, giderlermiş. Bereket noktası gibiymiş dergâh. Dergâhın bakımı ve tamirini de burada bulunan dervişlerin ihtiyaçları da Teke köylüleri tarafından karşılanırmış.  

Farklı dönemlerde onarım gören tekke zaman içinde yıkılmış günümüzde ise sadece Abdal Musa’nın Türbesi kamıştır. Bugün türbede, Abdal Musa, annesi, babası, kız kardeşi ile talebesi şair Kaygusuz Abdal’ın kabirleri vardır.

Elmalı Teke Köyü’ndeki dergâhın çok zengin vakıfları varmış. 17. Yüzyılda buraları gezen Evliya Çelebi meşhur eseri Seyahatnamesinde buradaki tekkeden yani dergâhtan bahsetmiş. Abdal Musa’nın sandukası baş ucunda seyyid olduğunu gösteren yeşil imamesinin durduğunu, tekkenin etrafından bağlar, bahçeler, dağlar da koruları ile on binden fazla koyun, binlerce manda, katırlar ve develer olduğundan bahsetmiştir. Yine tekkenin yanında bulunan misafirhaneler, kiler ve kırk dervişin hizmet gördüğü mutfak her gün dolup taşarmış. Tekke de misafir hiç eksik olmazmış. Bazı anlatımlarda Fenike köylerinde de vakıf arazileri olduğu, yine O’na bağlı başka yerlerde Bektaşi tekkeleri kurulmuş hatta olduğu Manisa’nın Adala nahiyesinde Abdal Musa adına vakfedilmiş çiftliklerin olduğu da ifade ediliyor.

Bektaşilik, ülke sathında Doğu Anadolu’da, Batı Anadolu’da Abdal Musa sayesinde tutunmuş ve gelişmiştir. Öyle ki, Balkanlar’da, Girit ve Rodos’ta da onun gayretli çalışmalarının sonucunda Bektaşilik yaygınlaşmıştır.

Abdal Musa’nın Gömbe Mahalle’sinde asasını yere vurarak su çıkardığına dair dilden dile dolaşan bir efsane vardır. Rivayete göre bugünkü Kaş ilçesinin Gömbe beldesi çevresinde gezerken, Gömbe’nin batısındaki Uçar Su’yun arka tarafında bir köye gitmiş. Buradaki köylüler çok fakirmiş. Susuzluktan ekinleri kurumuş, Abdal Musa’ya ikram edecek bir lokmaları bile yokmuş. Bu durum köylüleri çok üzmüş, utanmışlar ondan. Abdal Musa köylülere: “Ben size su verirsem. Siz de elde edeceğiniz ürünlerden bana pay verir misiniz? diye sormuş. Köylüler:

“Sen yeter ki su ver, ürünün lafı mı olur?” demişler. Köylülerden söz aldıktan sonra Abdal Musa asasını yere vurmuş ve vurduğu yerden su fışkırmaya başlamış. Köylü bu duruma çok sevinmiş. Su olunca köylüler o yıl bolca mahsul almışlar.

Abdal Musa, hasat sonu, köyünün söz verdiği ürünü almaya geldiğinde, köylüler onu tanımamazlıktan gelmiş, ona soğuk davranmışlar. Abdal Musa’ya “Hadi be derviş, bu suyu Allah verdi, sen de kim oluyorsun” demişler. Bunun üzerine Abdal Musa “Yazın su içmeye kışın geçmeye yol bulamayın” diye beddua etmiş. İşte o gün bugündür, kupkuru dağ yamacında taşlar arasından fışkıran ve gürül gürül akan sular, yazın Elmalı Ovası’na, kışın ise Kaş Ovası’na akarmış. Böylece beddualı köylüler kışın suyun coşkulu akmasından geçmek için yol bulamazken, yazın içmeye su bulamazlarmış.

Bu güzel insanın hayatıyla ilgili bilgiler, yazılı kaynaklarda oldukça azdır, daha çok Abdal Musa'nın kerametleri, kendi adı verilen Velayetnamesi'nde anlatılır. Abdal Musa Velayetnamesi, günümüz Türkçesi ile Ali Adil Atalay tarafından beşinci kez yayınlanmıştır. Burada anlatılan kerametlerinden biri de şöyledir: "Abdal Musa, bir pamuk içine kor halinde bir ateş parçasını müritlerinden biriyle, Geyikli Baba'ya gönderir. Geyikli baba da ona bir bakraç içinde geyik sütü gönderir. Bu kerametin, yorumu da "hayvanatı iradesine bağlamak, bitkilere hükmetmekten zordur” şeklinde olmuştur.

Alevi Bektaşi inancında önemli bir yere sahip olan şair, düşünür, Horasan ereni Abdal Musa’nın keramet ve erdemleri yedi yüzyıldan bu yana dillerde söylenir durur.  Anadolu'nun gözcüsü Türk düşünürlerinden Abdal Musa’nın, vefatının üzerinden yedi yüz yıla yakın bir zaman geçmiş olsa da Anadolu insanının ona saygısı canlı ve dipdiridir. Bu nedenle her yıl haziran ayında türbesinin başında anma törenleri düzenlenir ve bu etkinliklerle Türkiye’nin dört bir yanından insanlar gelir. Etkinlikler de kurbanlar kesilir ve katılanlar semah dönerler.

Abdal Musa’nın tekkesinin giriş kapısındaki kitabe de şu beyt yazılıdır.

“Edeble kıl ziyaret bir makaam-ı alişandır bu
Füyuz'u Hakk'a menba asitan-ı aşikaandır bu.”

Kendisini rahmet ve muhabbetle anıyorum.