Başlık 2: Sahillerimizi Neden Korumuyoruz?

Geçtiğimiz hafta başında ziyaret ettiğim Ege’nin incisi zeytin ağaçlarının süslediği tabii güzelliği ile insanı büyüleyen adalarında yaşayan foklardan adını alan antik dönemde de önemli bir yerleşim yeri olan Foça ikinci kez beni etkiledi. Birkaç kez ziyaret ettiğim İzmir’in bu güzide ilçesi bugün eski ve yeni Foça olarak iki ayrı bölümden oluşuyor. Birkaç arkadaşımızla birlikte bir iş vesilesiyle gittiğimiz İzmir’den Eski Foça’ya geçtik. Foça’ya geçmeden Manisa’dan uzun yıllar öğretmenlik yapmış olan Cem Erdöl hocamızı da Manisa’da aldık ve yola koyulduk. İzmir-Çandarlı arasında yapılmış olan otoyolu kullanarak ulaştığımız Eski Foça’da Cem hocamızın dostu otel işletmecisi Ayhan Karagöl’ün misafiri olduk. Eski Foça sahilinde bulunan otelinde bizi ağırlayan Ayhan Bey ve bir grup dostumuzla gecenin geç saatine kadar sohbet ettik. Siyasetten ticarete, turizmden tarıma birçok konunun masaya yatırıldığı sohbette ana gündem sahillerimiz ve Foça oldu. Ayhan Bey ve diğer dostlar Çanakkale’den Antalya’ya kadar bütün sahillerin yapılaşma ile dolduğunu ve güzelliğini kaybettiğinden dem vurdular. Şu an çarpık yapılaşmaya kurban gitmeyen ve antik dönemden bu yana güzelliğini hiç kaybetmeyen, bakir bir durumda kalan Foça’nın diğer sahil şehirleri gibi aynı kaderi paylaşmaması ve bakir şekilde güzelliğini koruması gerektiği üzerinde duruldu.

Bir dönem Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yapan Mehmet Özhaseki, “Hedefimiz ülkemizin turizmini baltalamak değil, sahillerimizi kaçak yapılardan arındırmaktır. Şehirlerimizin turizm aksının, turistik hareketliliğinin yasal çizgide devam etmesini sağlamaktır. Biz, il müdürlüklerimiz nezdinde kıyılarımızı gözetim altına alıyoruz. Valiliklerimiz de bu hassas meseleyi yakından takip edecek” şeklinde açıklaması olmuştu. Belki de gerekli tedbirler alınıyor, kaçak yapılaşmaya izin verilmiyor ama çarpık yapılaşma hala devam ediyor. Beton binalar ile kuşatılan sahiller aslında vatandaşların hakkı, bu minvalde “Denizler Halkındır” projesini başlatmıştı bakanlık. Bu doğrultu da harekete geçen bakanlık “Vatandaşlarımızın hakkı olan denizlere erişimlerini sağlayarak devlet olarak görevimizi yapacağız. Vatandaşlarımızın denize erişimini engelleyen bütün unsurları kaldıracağız" diyerek bir seferberliği başlatmıştı. Gerçekten şöyle Çanakkale’den sahili takip ederek Antalya’ya kadar gittiğinizde mavinin ve yeşilin güzelliğini çirkin beton binaların nasıl bozduğunu ve sadece göze çirkin görünmesi değil tabiatın da dengesini bozduğunu şahit olursunuz. Gece geç saate kadar süren muhabbette Foça’nın özellikle de Eski Foça’nın hala tabiiliğini koruyabildiğini ve sahilde başka yer kalmayınca Foça’nın da diğer yerler gibi aynı kaderi paylaşmaması gerektiği noktasında hem fikirdi herkes. Lakin Eski Foça’yı da aynı kadere sürüklemek isteyen bazı odakların da olduğu ifade edilince insanın canı sıkılıyor ve üzülüyor.

Bugüne kadar mutlaka Foça’ya yolunuz düşmüştür. Yolu buraya düşmemiş olanlar için kısaca Foça’dan bahsetmek istiyorum. Daha önce de ifade ettiğim gibi Foça, adalarında yaşayan foklardan adını alan antik dönemde adı Phokaia olan ve M.Ö. 11. yüzyılda Aiollar tarafından kurulmuş İyonya’nın en önemli yerleşim yerlerinden biridir. Foça ve çevresi büyülü tabii güzelliklere sahip bir yerleşim yeri. Foça’yı öne çıkaran turistik güzellikleri arasında son derece şık yapılmış taş yapı Foça Evleri geliyor. Homeros’un bahsettiği Siren Kayalıkları ve Foça Adaları da tabii güzellikleri arasında en fazla dikkat çeken yerlerdir. Adalarla ilgili bir efsane de anlatılır. Efsaneye göre bir zamanlar bu adacıklarda deniz kızları yaşıyormuş ve deniz kızları balıkçıların yolunu şaşırıp teknelerinin batmalarına neden oluyormuş. İşin ilginci ise bu adaların siluetinin fok balığını andırması.

İzmir’in tabii kalmış ilçesi Eski Foça’da Osmanlı döneminden kalma 1455 tarihli Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı ve Kanuni Sultan Süleyman'ın tekrar inşa ettirdiği Fatih Camisi ve 1457’de yapılmış Foça Kayalar Camisi bulunuyor. Hemen sahilin yakınındaki küçük ama şirin caminin içine girdiğinizde büyük huzur buluyorsunuz.  Eski Foça’da, Büyükdeniz adlı büyük bir koy ve bu büyük koyda Orta Çağ kalesinin de bulunduğu Küçükdeniz adlı daha küçük bir koy olmak üzere iki koy boylu boyunca uzanır. Burada bulunan flora ve fauna son derece değerlidir. İlçeyi tanımanın en güzel yolu tekne turları, mavi tur diye de bilinen tekne turlarıyla Eski Foça ile Yeni Foça arasındaki güzelliğini anlatmaya kelimelerin kifayet etmeyeceği küçük koyları görmek mümkün. Sahil boyunca yapılacak yürüyüş de ayrı bir keyif veriyor. 

Foça’da buraya dair ilginç bir hikâye de anlatılır. Foça’da bir “Karataş” varmış, bunu herkes biliyormuş ancak nerede olduğunu kimse bilmiyormuş. Gezip dolaşırken bu taşa basan mümkünü yok bir daha Foça’dan kopamıyormuş. Bir yerlere gitseler bile mutlaka dönüp dolaşıp yine Foça’ya geri dönüyorlarmış. Yolu bir kez Foça’ya düşen herkes bu hikâyeyi duyunca dolaşıp dururmuş sokaklarda. Belki Karataş’a basarım da bu güzel yerde kalırım umuduyla. Aslında bir hikâye olarak anlatılsa da Foça’nın her yeri Karataş’tır. Foça’yı görüp de sevmemek mümkün değil. Güzelliğine vurulmamak mümkün değil. Sahilinde masmavi denizi seyrederken balık yemek ve tekne ile tur atanları izlemek bile müthiş bir keyif.  Poyraz estiğinde tertemiz havasını solumak bile Foça’da bulunmak için yeterli sebep.

Turkuaz rengiyle büyüleyen denizi ve incecik kumlu plajları, uzun yürüyüş imkânı sunan kumsalı ile çepe çevre etrafına kuşatan zeytin ağaçlarıyla, tabiat severler için mükemmel bir kaçış noktası olması yönüyle ve her adımında tabiatın kalbine doğru yolculuk yapılan Foça ümit ederiz ki diğer sahil şehirlerinin akıbetine uğramaz. Burası tabii halini korur.

Son cümle, farklı görüşlerden olan birbirinden kıymetli dostlarımızla Eski Foça sahilinde gecenin geç saatine kadar süren sohbetimizin tadına doyum olmadı. Bir daha ki Foça’ya gidişimi iple çekeceğim. Eski Foça’da dost muhabbeti ortamında bizi buluşturan Cem Erdöl hocamıza iş insanı medya patronu Halil Gökmen Atılan’a ve bizi misafir edip ağırlayan iş insanı Foça sakini Ayhan Karagöl’e sonsuz teşekkürler.