ANADOLU’DA BİR SEMT PAZARI ZİYARETİ

Anadolu’da özellikle ilçelerde haftanın belirli günlerinde semt pazarları kurulur. Nüfus bakımından küçük olan ilçelerde haftada tek gün ve genellikle de herkesin pazara gelebilmesi için hafta sonları kurulur bu pazarlar. Geçtiğimiz hafta sonu bir düğün vesilesiyle Balıkesir’in Yağcıbedir Halıları ile meşhur olmuş ilçesi Sındırgı’ya gittim. Simav Çayı boyunda kurulu ilçe de genellikle tarım ve hayvancılık ön planda olsa da ilçenin yüzyıllar öncesinden gelen geleneksel halı dokuma sanatı da yaşatılmaya çalışılıyor. Aynı zaman da termal sularıyla da meşhur olan Sındırgı’da termal hayatı yaşatan birkaç tane de otel de bulunuyor.

Daha önce bu ilçemize dair birkaç yazı kaleme almıştım. Bu yazımda ise cumartesi günleri ilçe merkezinde kurulan semt pazarından bahsedeceğim. Sabahın erken saatlerinde pazar esnafı pazarda hummalı bir heyecan ile yerlerine almaya başlıyor. Havanın da bir hayli sıcak oluşu pazara gelen giden müşteriyi olumsuz etkilese de pazar esnafı her zamanki şen şakraklığı ile ürünlerini satmak için bekliyor. Semt pazarında birkaç saat oyalandım. Pazar esnafı ile sohbet ettim. Pazardaki fiyatlar genel olarak İstanbul gibi büyükşehirlere nazaran üçte bir oranında daha ucuz idi. Bazı ürünler ise neredeyse yarı yarıya idi fiyatlar.

Böylesi ilçelerdeki semt pazarlarında genelde köylülerin de satıcı olarak yer aldığı bölümler de oluyor. Sındırgı’da da köyde kendi yetiştirdiği veya yaptığı ürünleri satan köylü kadınları ve amcalar vardı. İlk ziyaretim köylülerin olduğu bölüm oldu. Köylü kadınları genellikle kendi yetiştirdikleri hayvanların sütünden yaptıkları yoğurtları ve peynirleri sergilemişlerdi. Yoğurtlar aşırı sıcak havadan bozulmasın ve ekşimesin diye üzerlerine buz koymuşlardı. Peynirlerin büyük çoğunluğu eski usulde yapılmış keçi peynirleriydi. Fiyat olarak aralarında rekabet söz konusu değildi hepsi kilosunu aynı fiyata veriyordu. Bazı teyzeler dağdan bayırdan topladıkları kekik, adaçayı, ıhlamur, sarı kantaron, dağ kekiği gibi ürünlerini demetlemiş satıyordu. Köylü pazarında yer alan köylülerin hepsi aynı sempatik ve güler yüzleriyle müşterilerini hoş geldin sefa geldin edalarıyla karşılıyorlardı. Bir köyü amca ile kısa bir sohbete daldık. Yabancı olduğumu anlayınca önce ilçemize “hoş geldiniz” dedi. Ardından “buyurun size ürünlerimizi tattıralım” dedi. Tadına baktığım keçi peyniri oldukça harikaydı. Bu arada hemen söze devam ederek şunları söyledi. “Bu bizim kendimizin yaptığı ürünler. Yeni nesil de bu yok. Yeni nesli köylerde yaşamakta istemiyor. Hepsi şehirler göçtü gitti. Burada gördüğün insanlar bu dünyadan göçtükten sonra bu ürünleri yapan insanları bulamayacaksınız.” Kendisine hak verdim “çok doğru söylüyorsun” dedim. Ve oradan ayrılarak pazarın bir başka bölümüne geçtim. Bu arada zeytin ve zeytinyağı satan bir esnafa selam verdim. Ve ekledim “zeytinleri neden ucuz satıyorsunuz? İstanbul’da zeytin fiyatları daha pahalı.” Satıcı selamımı aldı şunu söyledi: “Halkımız, vatandaşımız yesin diye ucuz veriyoruz.” Bu arada aramızda şöyle ilginç bir diyalog da geçti. Üzerimde Başakşehir Futbol Kulübünün şahsıma yaptırtmış olup hediye ettiği 10 numara forma ve başımda da TRT‘nin verdiği “Tabii” yazan şapka vardı. Satıcı “Ben TRT Tabii’ye üyeyim oraya para ödüyorum şimdi para alma sırası bende sen alışveriş yapacaksın senin paran bize nasip olacak ve ödeşeceğiz” dedi.  Beni TRT ci zannetti. Kendisine TRT ile alakam olmadığını sadece hava aşırı sıcak olunca bana hediye edilen şapkayı taktığımı sıkı bir Başakşehir taraftarı olduğumu kendisine söyledim. Ancak alışveriş yapmayı da ihmal etmedim. Madem bizden bir beklentisi oluşmuştu o beklentiyi boşa çıkartmayıp birkaç parça bir şeyler aldım kendisinden. Satıcının memnuniyeti ve mutluluğu yüzünden okunuyordu. Tezgahının önünden ayrılırken arkamdan seslendi “Ödeştik Başakşehir sporlu, TRT ci abim.” Ben de “Eyvallah” diyerek oradan uzaklaştım.

Köylü kadınların kendi bahçelerinde yetiştirdiği sebzeler özellikle de biberler mis gibi kokuyordu. Ben bamya hastası biriyim. Bamya yemeğine bayılırım. Köylü kadınların önlerinde bamya görünce dayanamadım. Bir teyzenin önünde azar azar kalmış biber ve bamyaların hepsini aldım. Köylü teyze o kadar sevindi ki. “Evladım her zaman gelin bekleriz. Ürünlerimden memnun kalacaksın” dedi.

Köylüsüyle, şehirlisiyle semt pazarı esnafı güler yüzlüydü. Hile düşünmeden dosdoğru iş yapıyorlardı. Çoğu esnaf tartı da fazla fazla veriyordu. Benim hakkım geçmesin düşüncesi hakimdi hepsinde. Çocukluğum da Soma’da semt pazarlarında geçti o sebeple böyle küçük ilçelerin semt pazarlarının nasıl olduğunu biliyorum. İstanbul’da bu havayı bulamıyoruz. Gerçekten köylülerin de satıcı olarak bulunduğu semt pazarlarına hasret kaldık İstanbul’da. Anadolu insanımız hala candan ve hala sevgi dolu. Daha önceleri de Sındırgı’da semt pazarına gelmiştim ama bu sefer başka oldu. Kafamdaki TRT Tabii şapkası ve üzerimdeki Başakşehir Futbol Kulübü forması da büyük ilgi gördü. Pazarcı esnafının ve pazarda bulunan herkesin dikkati benim üzerimde oldu.

Pazar alışverişinden sonra aşçı Hüseyin amcanın lokantasında kendi elleriyle yaptığı Balıkesir yöremize has lezzetli höşmerim tatlısından yemeği de ihmal etmedim. Sındırgı’ya yolunuz düşerse Hüseyin amcanın lezzetli yemekleri yanı sıra höşmerimini yemeği ihmal etmeyin.