Zorunlu Eğitim

Önder GÜZELARSLAN

14-07-2024 23:46

Başlık 2: Zorunlu Eğitim

Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır, ya da esaret ve sefalete mahkûm eder. O sebeple eğitim son derece önemlidir. Ancak nasıl bir eğitim olacağı ne şekilde verileceği sürekli tartışma konusu olmuştur. Özellikle bizim eğitim sistemimiz her bakan değişiminde birtakım değişimlere maruz kalıyor. Var olan sorunların çözümü için herkes yoğurt yiyişine göre bir çentik atıp gidiyor. Ama geriye baktığımızda sorunlar çözülmüyor aksine kartopu şeklinde toplanarak camianın tamamını altında bırakacak bir hal alıyor.

Ülkemizde eğitimi bir çıkmaz sokağa sürükleyen temel meselelerden birisi de zorunlu eğitim. Daha önce de bu konuyu gündeme getirici bir yazı kaleme almıştım. Ancak o günlerde hiç kimse oralı olmamış, çok az bir kitle bu konuyu sorun olarak görmüştü. Bugün birçok kimsenin zorunlu eğitimin en temel sorun olduğunu yüksek sesle dile getirmeye başladığına şahit oluyorum.  

Hepimizin de bildiği gibi ülkemizde eğitim sitemi şu anda 4+4+4 şeklinde kesintisiz 12 yıl olarak uygulanmaktadır. 28 Şubat Post modern darbe sürecinde yaşanan kesintisiz 8 yıllık eğitim birçok mağduriyetler ortaya çıkarmıştı. Özellikle dini eğitim alanında eğitim veren kurumlar ve bu kurumlarda eğitim görenler ciddi bir mağduriyet yaşadılar. Sadece dini eğitim değil, mesleki eğitim veren kurumlar da aynı mağduriyeti yaşayan eğitim kurumları oldu. Bir yanlış düzeltilecek derken bir başka yanlış yapıldı. 2012-2013 eğitim öğretim döneminde zorunlu eğitim 12 yıla çıkarıldı.

Zorunlu eğitim kimsenin bir işine yaramadı. Sadece istatistik verilerinde diplomalı insan sayımızı arttırmış oldu. Zira eğitim gören çocukların hepsinin kabiliyeti ve başarı oranı bir değil. O nedenle her çocuğu eğitime tabi tutmak gibi bir zorunluluğumuz olmamalı. Okumak istemeyen veya başka yönde kabiliyetleri olan çocukları o kabiliyetlerine yönlendirerek istedikleri ve sevdikleri şeyi yapmalarına fırsat vermemiz gerekir. Nitekim Osmanlı Mekteplerinde her çocuk kendi ilgi alanı ve yeteneği doğrultusunda eğitim görür, bütün öğrencilere aynı dersler okutulmazdı. Hatta bu noktada bir mektebin kapısında şöyle bir yazı olduğu ifade edilmekte; “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.”

Aslında bütün dünya da bunu bu şekilde uygulamaktadır. Çocukları kabiliyet ve yeteneklerine göre eğitime tabi tutarken, okumak istemeyen çocukları da yetenekleri doğrultusunda değerlendirmeye tabi tutuyor. Bu konuda Amerika’yı tekrar keşfetmeye gerek yok. Geçmişe ve günümüzdeki örnek uygulamalara bakarak bir çıkış yolu ve yol haritası bulabiliriz. Lakin her gelen bakan bu zaviyeden meseleye bakıp köklü bir çözüm üreteceğine günü kurtarıcı popülist eylemler ile yol almaya çalışıyor. Bu da bu milletin çocuklarını ve genç fertlerini yok olmaya doğru sürüklüyor.  

Eğitim bireyin bedensel ve sosyal yönlerden bilgi, beceri ve tutumlarını yapılandırması için düzenlenen öğretme-öğrenme sürecidir. Eğitim süreci bireyin potansiyelini geliştirmek için düzenlenmiş, organize edilmiş, okul diye adlandırılan bir ortamda programlı, planlı ve amaçlı bir şekilde yürütülmektedir.

Okulların temel görevi öğrencilerin zihinsel, sosyal ve psikolojik gelişimlerine katkı sağlamaktır. Okullar öğrenciler için vardırlar ve öğrencilerin gelişimi için her türlü katkıyı göstermek zorundadırlar.

Osmanlı ve Selçuklu döneminde eğitim bugün olduğu gibi 4-5 yaşlarında başlardı. Eğitim sürecinin ilk ayağı medrese diye adlandırılan eğitim kurumları idi.

Medreselerde okuyan öğrenciler, öğrenimlerine göre üç kısımdan meydana gelmekteydiler. Suhte (Softa), Danişmend ve Muid. Medreselerden mezun olanlar, bir müddet bekleme döneminden sonra müderris olarak atanırlar veya bir başka görevle görevlendirilirlerdi. Medresede dersler müderrisler tarafından verilirdi. Genellikle ders işleniş usulü müderrisin dersi anlatması esasına dayanıyordu, yani takrir usulüne göre idi.

Bunun dışında önemli bir eğitim kurumu bugünkü anaokulu ve ilkokulu da içine alan sıbyan mektepleri vardı. Osmanlı toplumunun genel eğitimiyle uğraşan anaokulu ve ilkokul seviyesinde eğitim-öğretim veren sıbyan mekteplerinde eğitim ve öğretimin esasını dinin ve genel ahlakın öğretilmesi oluşturuyordu. Sıbyan mekteplerinin idaresiyle Müftüler ve Şeyhülislamlar meşgul olmaktaydılar. Ancak, mekteplerin belli bir yönetmenliği, devletçe veya herhangi bir makamca düzenlenmiş belli bir öğretim programı yoktu. Genel olarak çocuklar 4-5 yaşına gelince ailesinin durumuna uygun olarak "Âmin Alayı" denilen özel bir törenle bu okullara kaydolurlar ve eğitime burada başlarlardı. Sıbyan mekteplerinde görgü, ahlak kuralları ve temel bilgilerin yanı sıra çocukların en az bir kez Kur’an-ı Kerimi hatim etmeleri gerekiyordu. Yine bu mekteplerin en büyük özelliği, öğrencileri birbirine sevgi, büyüklerine saygı disiplini içerisinde yetişmiş olmalarını sağlaması idi.

Osmanlı Devleti’nde halk çocuklarının devam ettikleri sıbyan mekteplerin yanı sıra ulema ve devletin çeşitli kadrolarına kalifiye eleman yetiştiren medreseler vardı. Saraydaki çocukları okutmak, padişahın hizmetinde bulunacak memurları ve müstahdemleri yetiştirmek, saray halkını eğlendirecek ve güldürecek saz söz ehliyle oyuncuları eğitmek ve bunlardan da önemlisi güvenilir devlet adamı ve asker yetiştirmek üzere saray içerisinde bulunan bazı mektepler vardı. Saray mektepleri olarak bilinen bu mekteplerin içinde en önemlisi ise Enderun Mektebi idi. Osmanlı Devleti’nde XI. yüzyıl ortalarından itibaren medrese dışında en önemli resmi eğitim kurumu niteliği taşıyan Enderun, ilk teşkilatı II. Murad dönemine dayanmaktadır. Fakat yeni bir anlayış ile düzenlemesi ve geliştirilmesi II. Mehmet yani Fatih Sultan Mehmet döneminde olmuştur. Enderunlarda daha ziyade mülki ve askeri idareciler yetiştirilmekteydi.

Osmanlı’da eğitim alanında modern ilk ciddi adımlar Tanzimat ile birlikte atılmaya başlandı. Bugünkü anlamda ortaokul diye ifade ettiğimiz okullar ilk olarak Rüştiye adı altında 1839 yılında açılmaya başlandı.

Bugüne geldiğimizde Avrupa’da da eğitim 5-6 yaşlarında başlamakta ve her ülke kendi dinamiklerine göre zorunlu, kesintili veya kesintisiz eğitimle eğitim anlayışını sürdürmektedir. Ancak bütün ülkeler öncelikle mesleki eğitimi ön planda tutmaktadırlar.

Osmanlı ve Selçuklu eğitim sistemi çok iyi incelenip, günümüz dünyasında Batı ve Uzakdoğu ülkeleri bu işi nasıl yapıyorlarsa onların hepsi incelenerek bize en uygun olacak bir sistem kurulmalıdır. Bugün eğitim içinde yaşadığımız en büyük sorun ve handikap mesleki eğitim kısmı. Ailelerde çocuklar daha rahat etsin diyerek çocukların kabiliyetine bakılmaksızın anlama kapasiteleri dikkate alınmaksızın zorla okutulmaya çalışılmaktadır. Hâlbuki çocuklar çok küçük yaşlarda kabiliyetlerinin de keşfedileceği, genel ahlak kurallarının verildiği bir ana okul eğitiminden geçirilmiş olsa ve ilkokul seviyesine geçtikten sonra da beceri ve kabiliyetleri ile örtüşecek eğitim almaya devam etseler daha doğru bir yaklaşım sergilenmiş olacak. Hatta çocuklar ortaokul seviyelerinde hem eğitime devam ederken hem de eski usuldeki gibi çıraklık yaparak kabiliyeti ve arzu ettiği mesleği, alanında yerinde öğrenmeye çalışsalar ve bu çıraklık dönemleri de eğitim sürecinden sayılmış olsa hem eğitim almış olacak hem de bir sağlam bir meslek sahibi olmuş olacaklar. Bugün en çok sızlandığımız Kobi diye tanımladığımız küçük ve orta ölçekli sanayi kollarında ara eleman bulamama ve yetiştirilememesi sıkıntısından da kurtulunmuş olacaktır.

Zorunlu eğitim yerine mesleki eğitim anlayışı hâkim kılınmalıdır. Zorunlu kısım sadece temel eğitimde ana okulu ve ilkokul da olmalıdır. Ana okulunda genel ahlak kuralları, birey olarak toplum içinde nasıl bir hayat sürmemiz gerektiği öğretilmeli ve aynı zamanda taze beyindeki yavrularımız çeşitli oyunlar ile kabiliyet keşfi yapılmalıdır. Bunu da alanında çok iyi eğitim almış, pedagojiyi bilen, son derece donanımlı ve kifayetli öğretmenler yapmalıdır. Aslında eğitimin en temel noktası ana okulu. Bu düzeydeki çocuklara eğitim verecek öğretmenlerin çok iyi yetiştirilmesi gerekir. Ana okulunda çocuğu şekillendiren ve kabiliyetini keşfeden onu geleceğe hazırlayan adeta un, yağ ve şekerden helva yapan öğretmenidir. Bu süreçte görev alacak öğretmenler çok özel eğitimden geçirilmeli son derece donanımlı hale getirilmelidir. Öğretmen olmuş olmak için değil, bu ülkenin geleceğini ben şekillendiriyorum ve bu çok ulvi kutsal bir görev diye düşünerek kendinden de bir şeyler katabilecek şuur ve bilinçte olmaları sağlanmalıdır. Temel eğitim ne kadar sağlam olursa üstüne inşa etmek o kadar kolay olur. Eğitim sürecinde temel eğitimden sonra kabiliyet ve yeteneğiyle bütünleşik iş yapmayı seçenler daima daha başarılı olacaklardır. Eğitim zorunlu olmaktan çıktığında eğitimin kalitesi de artacaktır. Hiç şüphesiz eğitimin kalitesi artmakla birlikte eğitici yani öğretmenin de kalitesi artacaktır. Bugün eğitim alanındaki en büyük sıkıntılardan birisi de öğretmen yetiştirilmesi bu bambaşka bir konu olduğu için burada ona çok fazla girmiyorum. Ancak zorunlu eğitimin eğitime vurduğu darbe kadar, doğru ve nitelikli öğretmen yetiştirilmemesi de topyekûn eğitim sistemine vurulan can yakıcı darbedir.       

Zorunlu eğitim kadar eğitim sistemimizi harap eden bir başka meseleye de kısaca temas etmekte fayda görüyorum. Örgün eğitimi bitirdikten sonra her çocuk üniversite eğitimi alacak diye bir kaide de yok aslında. Her şehre bir üniversite anlayışı yerine, kaliteli, nitelikli insan gücü yetiştiren üniversiteler oluşturulmalıdır. Zorunlu eğitimin üzerine bir de zoraki üniversite okuyan çocuklar neredeyse 16-17 sene eğitim sürecinde bir hayat geçirmiş oluyor. Bu çocuk üniversiteyi de bitirince artık devlet bana masa başı iş versin moduna giriyor. Bu da çok yanlış. Nasıl zorunlu eğitim olmaması gerekiyorsa her çocukta üniversite okuyacak diye bir düşünce olmamalı. Bu konuda aileler çok iyi bilgilendirilmeli ve yönlendirilmelidir. Tam da bu anda aklıma geliveren bir proje oldu. Daha doğrusu kısmi uygulamaya konulan sonrasında bazı iş bilmezlerin küçük düşünceleri ve kaprisleri ile akamete uğratılan proje. Bu proje uzun yıllar eğitim camiasının farklı kademelerinde görev yapan, öğretmenlik ile başlayıp, okul idareciliği ile devam ederken İstanbul gibi metropol bir ilde il milli eğitim müdür yardımcılığı yapan ege yöresinden dolayı hemşerim kabul ettiğim araştırmacı yazar Mustafa Uslu hocama ait. Hocamız inanılmaz donanımlı deha birisi ancak kıymeti bilinmiyor başka. Zaten ülke olarak biz kıymet bilmemeyi ve insan harcamayı çok severiz. Mustafa Hoca müthiş fikriyle ortaya koyduğu bu projenin ismi “Veli Akademisi”. Malum eğitimin 3 saç ayağı var; Öğretmen, öğrenci ve veli. Öğretmen ve öğrenci tabii olarak sistemin içinde ve okuldalar. Ancak veli okulun dışında. Sadece veli toplantılarında okula gelir, çoğu veli para istenecektir yine diyerek veli toplantılarına bile gitmez. Mustafa hocam burada veliyi eğitim sürecinde aktif kılmayı amaçlıyor. Bu proje sayesinde veli çocuğunun sadece eğitimiyle yakından ilgilenmekle kalmıyor çocuğunun kabiliyet ve becerisine yakinen şahit olarak geleceğinin kurgulanmasında rol oynuyor. Bu “Veli Akademisi” projesi uzun boyutlu bir yazı konusu olabilecek bir mesele, dolayısıyla bu kadar bilgi ile iktifa edelim.

Zorunlu eğitim bugün belki kayıt üzerinde ülkemizin eğitimli insan sayısını fazla gösteriyor olabilir. Bize bundan ziyade nitelikli insan gücü lazım. Bunun için ortaokul ve lisede örgün eğitim gören 16 milyon yavrumuz bu ülkenin birer kaynağıdır. Her biri kendi beceri ve kabiliyetlerine göre yetiştirilmiş olsa, ülke için daha faydalı olacaktır. Zira eğitim bir yönüyle pahalı bir iştir. Ülke bütçesine ciddi yüktür. O nedenle eğitim sistemi daha doğru kurgulansa, daha mantıklı ve işlevsel bir hüviyet kazansa, kaynakların yerinde ve rantabl kullanılmasını da sağlamış olacaktır.

Zorunlu eğitim yerine, kabiliyetlerin ortaya konulduğu, mesleki bilgi ve birikimin hâkim olduğu, sanayicimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün yetiştirebildiği bir eğitim sistemine geçiş yapılmalıdır. Herkes kendi kabiliyetleriyle orantılı eğitim aldığında ve sanayinin iş gücünün doğru bir şekilde temin yoluna gidildiğinde her yönüyle kazanç elde edilmiş olacaktır. Bir yandan da daha erken yaşlarda iş gücüne katılım sağlanması ile genç dinamik nesil heba edilmemiş olacak. Ayrıca nitelikli insan kaynağı bulmakta zorlanan sanayici de bu kaynağı bulduğunda, kendisine sunulacak imkanlarla daha fazla işyeri açacak, daha fazla istihdam kapısı açmış olacaktır. Bunun sonucunda da her okul bitiren, iş için kamunun ve belediyelerin kapısında beklemek durumunda kalmayacaktır.  

DİĞER YAZILARI ANADOLU TASAVVUFUNUN HALK EDEBİYATI ÖNCÜLERİNDEN ABDAL MUSA 01-01-1970 03:00 MAĞARA ALEGORİSİ VE BUGÜNE YANSIMASI 01-01-1970 03:00 GELENEKSEL USULLERLE YAPILAN DOKUMA MERZİFON DOKUMALARI 01-01-1970 03:00 TARİHİN ÇİZGİSİNDE FATMA SULTAN CAMİSİ 01-01-1970 03:00 SİZİN İÇİN DEĞERLİ OLAN HANGİSİ 01-01-1970 03:00 VEFANIN, KUTLU MEKÂNIN HAMİYETLİ GÖNÜLLÜSÜ ÖMER AYDIN’IN ARDINDAN 01-01-1970 03:00 BİR FİLMDEN ÇOK DAHA FAZLASI “BÖLÜK FİLMİ” 01-01-1970 03:00 BAHARLA BİRLİKTE YENİDEN MASUM BİR YENİLENME 01-01-1970 03:00 LALELİ BABA VE LALELİ CAMİSİ 01-01-1970 03:00 VALİ DEĞİL KÜTÜPHANE MÜBAREK MEHMET ALİ AYNİ BEY 01-01-1970 03:00 KARACİĞER DOSTU ÇÜKÜNDÜR (KIRMIZI PANCAR) 01-01-1970 03:00 VÜCUDUN SİGORTASI CAĞ (ÇAŞIR) OTU 01-01-1970 03:00 ZORUNLU EĞİTİMİN SORUNLU EĞİTİME DÖNÜŞÜ 01-01-1970 03:00 MEDENİYET TOPLUMU İNŞA EDEBİLECEK MİYİZ? 01-01-1970 03:00 ANADOLU’DAKİ İLK ÜNİVERSİTE MESUDİYE MEDRESESİ 01-01-1970 03:00 TÜRK AŞIK EDEBİYATINA YENİ BİR SÖYLEYİŞ GETİREN SAZ ŞAİRİ KARACAOĞLAN 01-01-1970 03:00 TARİHİN DERİNLİKLERİNDEN GELEN SANAT “KAZAZİYE” 01-01-1970 03:00 ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI MARKA TAKINTISI VE KENDİMİZ OLAMAMA 01-01-1970 03:00 BİNLERCE YILLIK SAĞLIK SUNAN ÜRÜN SADE YAĞ 01-01-1970 03:00 ANADOLU’DA ŞİRİN BİR KÖY DUHANCILAR 01-01-1970 03:00 GELENEKSEL BİR TAD “KÖFTER” 01-01-1970 03:00 RUHUNU KAYBETME 01-01-1970 03:00 MİLLİ BEKA SORUNU “SUSUZLUK” 01-01-1970 03:00 DEMOKRASİNİN TEMEL TAŞI MUHTARLAR 01-01-1970 03:00 TOPRAKTAN YARATILAN İNSANA TOPRAK ŞİFADIR 01-01-1970 03:00 Termal Suları Ve Tabii Güzelliği İle Cazibe Merkezi Kızılcaham 01-01-1970 03:00 Çeşmelerin Hayatımızdaki Fonksiyonu 01-01-1970 03:00 Bin Yıldır Aynı Maya İle Yapılan Ekşi Mayalı Mahmutlar Ekmeği 01-01-1970 03:00 Tabiatın En Güzel Elbisesini Giydiği Mevsim Sonbahar 01-01-1970 03:00 Osmanlının Kuruluş Dönemlerinde Önemli Fetihler Yapan Bir Uç Beyi Gazi Turhan Bey 01-01-1970 03:00 Ben Oyum Ama! 01-01-1970 03:00 BEN OYUM AMA! 01-01-1970 03:00 Mezopotamya’nın Kadim Kültürler Şehri Gaziantep’te Büyüleyici Güzellik “Rumkale” 01-01-1970 03:00 MEZOPOTAMYA’NIN KADİM KÜLTÜRLER ŞEHRİ GAZİANTEP’TE BÜYÜLEYİCİ GÜZELLİK “RUMKALE” 01-01-1970 03:00 KİRA KADIN GELENEĞİ 01-01-1970 03:00 OSMANLI DEVLETİ’NİN BALKANLARDA YAPTIRDIĞI İLK CAMİ “HIZIR BEY CAMİSİ” 01-01-1970 03:00 BALIKLI GÖL VE AYN ZELİHA 01-01-1970 03:00 VEFA TİMSALİ OLABİLMEK 01-01-1970 03:00 ÖNDER’İN 22. KURULTAYI DEĞERLENDİRMESİ 01-01-1970 03:00 GİRİŞİMCİ KADININ GÖZÜNDE HAYAT DERSİ 01-01-1970 03:00 TERMAL VE GASTRONOMİ ŞEHRİ AFYONKARAHİSAR’IN SEMBOLÜ “AFYON KALESİ” 01-01-1970 03:00 TERMAL VE GASTRONOMİ ŞEHRİ AFYONKARAHİSAR’IN SEMBOLÜ “AFYON KALESİ” 01-01-1970 03:00 İlme Adanmış Bir Ömür Ersin Nazif Gürdoğan 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE’NİN TARIM SORUNU VE YAKLAŞAN FELAKET SUSUZLUK 01-01-1970 03:00 TEMİZLİKÇİ DEN AL HABERİ 01-01-1970 03:00 GÜCÜ, KUDRETİ SEMBOLİZE EDEN AĞAÇ “MEŞE AĞACI” 01-01-1970 03:00 İMAM HATİP OKULLARININ KURUCUSU MAHMUT CELALETİN ÖKTEN HOCA 01-01-1970 03:00 ANADOLU’DA BİR SEMT PAZARI ZİYARETİ 01-01-1970 03:00 Asya’nın Cenneti Masal Dağındaki Taş Evleriyle Göz Kamaştıran İki Köy 01-01-1970 03:00 Boğazın Nadide Eseri Beyhan Sultan Çeşmesi 01-01-1970 03:00 Cihanı Titreten Yalnızca Güle Yenilen Pehlivan Koca Yusuf 01-01-1970 03:00 İki Buluşma Sonsuz Mücdele Kırkpınar Güreşleri 01-01-1970 03:00 İki Buluşma Sonsuz Mücdele Kırkpınar Güreşleri 01-01-1970 03:00  KÜLTÜREL BİR MEKÂN OLARAK ÇERMİK HAMAMI 01-01-1970 03:00 Bir Ferdi Zeyrek Başkan Geçti Bu Dünyadan 01-01-1970 03:00 Bir Medeniyetin İzdüşümü Hamal Taşı (Mola Taşı) 01-01-1970 03:00 GELENEKSEL KÖY HAYIRLARININ FONKSİYONU (BİGA ELMALI KÖY HAYRI) 01-01-1970 03:00 YAZ MEVSİMİNİN EN LEZZETLİ TADI DONDURMA 01-01-1970 03:00 Başakşehirli Genç Yıldızlar Sahnede 01-01-1970 03:00 Sahillerimizi Neden Korumuyoruz? 01-01-1970 03:00 Bizans Ordusunda Müslüman Olan Komutan George 01-01-1970 03:00 Kutsal Mekânlar, Davasız İnsanlar 01-01-1970 03:00 Türk Mutfağının Köklü Bir Lezzeti “Keşkek” 01-01-1970 03:00 Bir Semte İsmini Veren Derviş Cebe Ali Bey 01-01-1970 03:00 “TUZ HAKKI” GELENEĞİ 01-01-1970 03:00 İstiklal Madalyalı Türk Savunma Sanayi Kurucusu Şakir Zümre 01-01-1970 03:00 Hoca Ahmet Yesevi’nin Öğretisinin Avrupa Temsilcisi Gül Baba 01-01-1970 03:00 Kınalı Kuzu Gördesli Makbule Hanım 01-01-1970 03:00 DÜŞÜNCE İNSANI VE DEVLET ADAMI BİLGE KRAL ALİYA İZZETBEGOVİÇ 01-01-1970 03:00 KUVÂ-YI MİLLİYENİN TANINMAYAN KAHRAMANI “YAHYA KAPTAN” 01-01-1970 03:00 SEVDALARIN MUTLULUKLARIN VE HASRETLERİN İLMEK İLMEK İŞLENDİĞİ YAĞCIBEDİR HALISI 01-01-1970 03:00 EĞRİÇİMEN YAYLASI VE DUMANLI BABA 01-01-1970 03:00 KÜLTÜREL ANTROPOLİJİ AÇIDAN ÇANKIRI YARAN ODALARI 01-01-1970 03:00 GERGİN ASKILI KÖMÜRHAN KÖPRÜSÜ 01-01-1970 03:00 BİR GÜN GİTSEN BİLE HATIRAN YETER 01-01-1970 03:00 ÖZGÜN BİR YAZAR YUSUF ATILGAN 01-01-1970 03:00 TÜRK EVİ’NİN İNSAN YETİŞTİRMEDEKİ ROLÜ 01-01-1970 03:00 SİYAH GÜZELDİR 01-01-1970 03:00 Arayanların Hikmet Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Koca Yusuf’un Kispet Giyme Töreni 01-01-1970 03:00 Atatürk İle Rıza Pehlevi’nin Tarihi Buluşması 01-01-1970 03:00 Bir Hikâye ve Düşündürdükleri 01-01-1970 03:00 En Kutsal Birliktelik Aile 01-01-1970 03:00 Vefa Timsali Olabilmek 01-01-1970 03:00 ÖNSİAD Kongresi ve İş Dünyası 01-01-1970 03:00 Horasan Erenlerinden Asil Bir İnsan Kırca Ali 01-01-1970 03:00 Toplum Hayatımızın Ortak Paydası Ahilik 01-01-1970 03:00 Türkiye Yüzyılında 21. Türkiye İmam Hatipliler Kurultayı 01-01-1970 03:00 Hayata Kirli Bir Camdan Bakma “Önyargı” 01-01-1970 03:00 Kalemden Katreler 01-01-1970 03:00 İz Bırakan Nesiller Yetiştiren Misyon Adamı Vehbi Orakçı 01-01-1970 03:00 Dostluğa Giden Köprü Güven 01-01-1970 03:00 Edeple Gelen Lütufla Gider 01-01-1970 03:00 Kelkit Vadisi’nde Bereketli Topraklara Sahip Sugözü Köyü 01-01-1970 03:00 Sizin İçin Değerli Olan Hangisi 01-01-1970 03:00 Beyaz Altın Pamuk 01-01-1970 03:00 İnanç ve Dehanın Başarısı İstanbul’un Fethi 01-01-1970 03:00 Manzaralar Eşliğinde Tren Yolculukları 01-01-1970 03:00 İslam Aleminin Yetiştirdiği Büyük Müfessir ve İlim İnsanı Elmalılı Hamdi Yazır 01-01-1970 03:00 Akhisarlı Şeyh İsa ve Çağlak Festivali 01-01-1970 03:00 Peygamber Aşkıyla Yanan Karenli Veysel Karani 01-01-1970 03:00 Müminin Şiarı Nezaketli Olmak 01-01-1970 03:00 2024 Mahalli İdareler Seçimini Nasıl Okumalıyız 01-01-1970 03:00 Sahi Babalar da Ağlar mı? 01-01-1970 03:00 Şair Yazar Siyaset ve Devlet Adamı Süleyman Arif Emre 01-01-1970 03:00 Miraç’a Açılan Kapı Kudüs 01-01-1970 03:00 Medeniyetin Yapısı Kitaplar ve Derik Kitap Fuarı 01-01-1970 03:00 Türk Hikâyeciliğin Duayeni 7 Güzel Adamdan Biri Rasim Özdenören 01-01-1970 03:00 Hiciv Ustası Bir Devlet Adamı Şair Eşref 01-01-1970 03:00 Bir Örnek İle Osmanlı Medeniyetine Bakış 01-01-1970 03:00 Çiftçilerin Refahı Artmadan Sanayicilerin Rekabet Gücü Artmaz 01-01-1970 03:00 Kitaplar Medeniyetin Anahtarıdır 01-01-1970 03:00 Sultan 2. Abdülhamit Han’ın Yularsız Aslanı Mihrali Bey 01-01-1970 03:00 Sizin İçin Değerli Olan Hangisi 01-01-1970 03:00 Çaydalı Mangal Kömürü 01-01-1970 03:00 Tarihi Değiştiren Savaşlar 1 01-01-1970 03:00 Bereketli Toprakların Mayaladığı Elmalı’nın Gururu İbrahim Bedrettin Elmalı 01-01-1970 03:00 Edebiyat Dünyamızın Ustalarından Ahmet Hamdi Tanpınar 01-01-1970 03:00 Ölümsüzlük Ağacı Porsuk Ağacı 01-01-1970 03:00 Ölümsüzlük Ağacı Porsuk Ağacı 01-01-1970 03:00 Konuşulan Doğrular Değil, Yaşanan Doğrular Önemlidir 01-01-1970 03:00 Kayısı Cennetinden Hüzün Diyarına Dönen Malatya 01-01-1970 03:00 Mağaranın Fermantasyon Gücü “Larende” 01-01-1970 03:00 Lezzet ve Sağlık Kaynağı Zeytinyağında Tağşişe Dikkat 01-01-1970 03:00 Koruyucu Aileler ve Manisa Koruyucu Aileler Derneği 01-01-1970 03:00 Ormanlarımız ve Doğa Yürüyüşü 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Tarıma Dair Sorunları ve Çözüm Önerileri 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin En Çevreci Kuruluşu Botaş 01-01-1970 03:00 Kraliyet Jölesi Arı Sütü 01-01-1970 03:00 Sabır, Şükür ve Fütüvvet 01-01-1970 03:00 Pembe Kuvars Taşı 01-01-1970 03:00 Yün Ne Büyük Nimetmiş Meğer 01-01-1970 03:00 Bağırsaklarımız İkinci Beyin mi? 01-01-1970 03:00 Darphane, Mangır ve Kayme 01-01-1970 03:00 Üstad Necip Fazıl ve Şiire Dair 01-01-1970 03:00 Darphane, Mangır ve Kayme 01-01-1970 03:00 Mutlu Olmak İçin Çöp Kamyonu Teorisini Uygulayalım 01-01-1970 03:00 Mutlu Olmak İçin Çöp Kamyonu Teorisini Uygulayalım 01-01-1970 03:00 Devrinin Yaşayan Kütüphanesi Mütefekkir Cemil Meriç 01-01-1970 03:00 Çiftçilerin Refahı Artmadan Sanayicilerin Rekabet Gücü Artmaz 01-01-1970 03:00 Cömertliğin En Üst Derecesi İsar 01-01-1970 03:00 Dünyayı Yaşanır Kılmanın Yolu 01-01-1970 03:00 Kışladan Avrupa’nın En Büyük Kütüphanesine 01-01-1970 03:00 İnsan En Değerli Varlıktır Asla Kırılmamalı 01-01-1970 03:00 Akdeniz Mutfağının Şifa Dolu Sebzesi Enginar 01-01-1970 03:00 Deyimlere Konu Olan Gülgillerden Bir Meyve “Ayva” 01-01-1970 03:00 Ömrünü Türk Milleti ve Kültürüne Adayan Bir İsim; Orhan Şaik Gökyay 01-01-1970 03:00 Kazdağları Eteğinde Bir Eko Turizm Durağı 01-01-1970 03:00 Gevher Nesibe Hatun ve Şifahanesi 01-01-1970 03:00 Kayı Boyunun Yaylağı Domaniç ve Hayme Ana 01-01-1970 03:00 Antik Çağda Bir Sağlık Merkezi “Asklepion” 01-01-1970 03:00 Küresel Ticaretin Kalbi MÜSİAD Fuarı Üzerine 01-01-1970 03:00 İnsanlık Tarihi ve Medeniyetlerin Doğuşuna İmkân Sunan Meyve İncir 01-01-1970 03:00 Umudun Yolu (Kağnı Kamyonu Yendi) 01-01-1970 03:00 Timüs Bezini Aktive Eden Mucizevi Manyetik Siyah Kum 01-01-1970 03:00 Tarih Kokan Atmosferde Doğa İle Buluşmak 01-01-1970 03:00 İstiklal Madalyalı Şehir İnebolu 01-01-1970 03:00 Seferberlik Çöreği 01-01-1970 03:00 İlk Müslüman Kadın Mucid Meryem El-İcliyye 01-01-1970 03:00 Zaferler ile Geçen Ay “Ağustos” 01-01-1970 03:00 Mimar Sinan, Eğri Minare Eğri ve Çocuk 01-01-1970 03:00 Seyyid Kurtşeyh Dede ve Devrekâni 01-01-1970 03:00