BAŞLIK 2: ANADOLU’DAKİ İLK ÜNİVERSİTE MESUDİYE MEDRESESİ
Üzerinde yaşadığımız Anadolu toprakları tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bütün bu medeniyetlerden günümüze bazı miraslar kalmıştır. Bu mirasların bir kısmı kültürel değerler, bir kısmı mimari yapılar bir kısmı da o medeniyetlere ait ilim merkezleri. İlim, insanlığın her döneminde o günün şartlarına göre var olmuştur. İnsanlar sürekli yeni şeyler öğrenme ve kendini geliştirme mücadelesinde olmuştur. O sebeple ilim merkezleri ve ilim tedrisatında görev alan hocalar, eğitim gören öğrenciler her zaman değerli olup, kıymeti bilinmiştir.
Bu yazımda sizleri yine bir ilim yuvasına, zamanın önemli bir merkezine Anadolu’da ilk üniversite diyebileceğimiz bir yere götüreceğim. Artuklular döneminde kadim medeniyetlerin buluşma noktası olan Dicle Havzasının önemli bir şehri Diyarbakır’da yaptırılmış Mesudiye Medresesi’ne gideceğiz hep birlikte.
Diyarbakır’ın Sur İlçesi’nde ve Ulu Cami’nin avlusunun kuzey-doğusunda bulunan medresenin yapımı, üzerindeki kitabeden anlaşılacağı üzere 1198-1223 yılları arasındadır. 1198 yılında Artuklu Meliki Ebu Muzaffer Sökmen döneminde yapımına başlanmış ve 1123'te Melik Mesud lakaplı Mevdud zamanında tamamlanarak eğitime başlanmıştır. Medrese Halepli Usta Cafer Bin Mahmud tarafından planlanıp, kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Mesudiye Medresesi, içinde öğrenim yapılan Anadolu’daki ilk üniversite olma özelliğini de taşır.
Doğu-batı yönünde inşa edilmiş olan dikdörtgen planlı medresenin iki girişi vardır. Bu girişlerden biri Ulu Cami’ye açılırken diğeri ise asıl giriş olup medresenin kuzeyinde yer alır. Geniş kemerli ve sivri beşik tonozla örtülmüş giriş bölümünden medresenin avlusuna ulaşılır. Kareye yakın bir plana sahip olan avlunun güneyinde biri büyük üç kemerli revak yer alır. Medresenin avlusunda bulunan dekoratif mihrabın iki yanına yerleştirilmiş döner taş sütunlar binada meydana gelecek çökmeyi tespit edebilmek için konulmuştur.
Medresenin avlusunun doğu kenarında, iki kat yüksekliğinde inşa edilmiş sivri beşik tonozla örtülü büyük bir eyvan yer alıyor. Batı kanadında ise revaktan bir kapı ile geçilen mescit ile bunun kuzey ve güneyinde dikdörtgen planlı iki mekân bulunuyor. Mescidin kıble duvarında basit bir taş mihrap ve bu mihrabın üst kısmında bugün bozulmuş olan bir kitâbe yer alır. Medresenin mescidi alt katta yer alırken müderris ve talebe odaları üst katta yer almaktadır.
Medresenin alt kat revak duvarları, taş üzerine kabartma olarak yazılmış hat yazıları ile süslenmiş ayrıca bitkisel bezemelerle de işlenmiştir. Medresenin kuzey cephesinde yer alan kapısının üzerinde 1811 ve 1910 tarihli kitâbeler bulunuyor. Bu kitabelerden anlaşılacağı üzere medrese, Osmanlıların son zamanlarında bazı tadilatlar geçirmiş ve bu tadilatlarda medreseye birtakım eklemeler de yapılmıştır.
Diyarbakır’ın tarihi hazinesi olan Mesudiye Medresesi sadece dini ilimlerde değil; tıp, astronomi, fizik, biyoloji, ilahiyat, fıkıh, edebiyat ve felsefe gibi birçok farklı bilim dalında eğitim verilen bir medreseymiş. Adeta bir Orta Çağ üniversitesi niteliğinde olan bu medrese, dört Sünni mezhebe açık fıkıh dersleriyle de tercih edilen bir medrese olmuş. Burada eğitim gören talebelerin sağlık ve sıhhatlerine de son derece önem verilirmiş.
Günümüze kadar ayakta kalabilmeyi başaran Mesudiye Medresesi özel de Diyarbakır'ın genel de ülkemizin kültürel mirasının en değerli parçalarından biri olarak ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Yüzyıllar öncesinden gelen ilim ve irfan yuvası olarak Anadolu'nun zengin tarihine ışık tutan Mesudiye Medrese’sini henüz görmediyseniz, kadim kültürleri bağrında taşıyan Mezopotamya’nın kalbi, yüreklere ilham olan Dicle’nin hayat verdiği Diyarbakır’a vakit kaybetmeden gitmelisiniz.