BAŞLIK 2: ÇETİN VE ZORLU COĞRAFİ ŞARTLARA SAHİP HAKKÂRİ İZLENİMLERİM
Hakkâri ülkemizin en doğusunun güneyinde yer alan İran ile Irak’a sınırları olan bir ilimiz. Coğrafi konumundan dolayı dağlık ve engebeli bir arazi üzerinde kurulmuş benzersiz tabii güzellikleriyle, zengin kültürel dokusuyla dikkat çeken görülmeyi hak eden bir yer. Özellikle de Zap Nehri, Zap Vadisi müthiş bir güzellik ortaya koyuyor. Bundan dört yıl önce de Hakkâri’yi ziyaret etmiştim ancak o ziyaretim sadece il merkeziyle sınırlı kalmıştı. Ancak bu kez Yüksekova, Çukurca, Esendere Gümrük kapısı gibi farklı yerleri de ziyaret ettim.
İstanbul’dan Türk hava Yollarının tarifeli uçuşuyla Van’a geldim. Yüksekova’daki havalimanı tadilatta olduğu için mecburen Van’a uçuş gerçekleştirdim. Van havalimanında Hakkâri Yüksekovalı dostlarımız bizi karşıladı. Önce Van’da güzel bir Van kahvaltısı yaptık. Akabinde birkaç ziyaret gerçekleştirip Yüksekova’ya doğru hareket ettik. Van ile Yüksekova arası iki saatlik bir yol. Van’ın Başkale ilçesinden sonra Başkale’nin kuzeyindeki Havil Dağları’ndan doğan ve Türkiye’nin en hızlı akan nehri olma özelliği taşıyan Zap Nehri yol boyu bize eşlik etti. Yeni köprü mevkiine geldiğimizde Yüksekova istikametine döndük ve Başkale’den beri bizi takip eden Zap Nehri’nden ayrıldık. Bu kez bir başka nehir bize eşlik etti. Yüksekova’dan doğup gelen Nehil Nehri. Kıvrımlı yollardan ilerleyerek Yüksekova’ya ulaştık. Konaklayacağımız otele geçip, dinlenmeye çekildim.
Ertesi günü il merkezine doğru hareket ettik. Gece ilçeye geldiğimiz için gün yüzüyle ortamı görememiştim. İl merkezine doğru yol aldığımızda Yüksekova’nın dağlara çevrili 2000 rakımlı bir yer olduğunu gördüm. Dağların tepesi beyaz örtü kaplıydı. Kar ilçeye biraz soğuğunu yansıtsa da çok güzel bir görüntü ortaya koyuyordu.
Nehil Nehri boyunca uzanan gidiş gelişli yoldan Doğu Anadolu Bölgesi'nin tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan il merkezi Hakkâri'ye doğru yol alıyoruz. Yol boyunca sağlı sollu Doğu’nun muzu olarak bilinen içeriğinde bulunan bileşenlerle yüksek besin değerine sahip ışkın, uşkun, uçkun ya da ışgın olarak bilinen bitkiyi satanlara rastladık. Yol boyu yemek için bir demet ışkın aldık. Latince "Rheum ribes L." olan ışkın otu, kaya çıkıntılarında yetişen çok yıllık otsu bir bitki. Dağ muzu ya da yayla muzu olarak da isimlendirilen ışkın, Türkiye dâhil olmak üzere birçok coğrafyada yabani olarak kendiliğinden yetişiyor. Türkiye florasında Doğu Anadolu Bölgesi’nde, 1000-4000 metre yükseklikte yetişen ve boyu 40-150 cm civarında olan ışkını çok zor şartlarda topladıklarını söyledi satın aldığımız kişi. Genelde ışkın satan çocuklara da rastladık yol boyunca. Okul harçlıklarını çıkarttıklarını söylediler. Yeni Köprü mevkiine geldiğimizde tünelden geçerek Van’dan gelen Hakkâri’ye giden yola döndük. Bu arada Yüksekova ile Yeni Köprü arasında bölünmüş yol yapılıyor. Çalışmalara da şahitlik ettim.
Van’dan gelen yol bölünmüş yol. Yüksekova’dan beri bizi takip eden Nehil Nehri Yeni Köprü mevkisinde Zap Nehri ile birleşiyor. Bu kez yol boyu bizi Zap Nehri takip ediyor. Hakkari’ye yaklaşık 30 kilometre kala yol birden bitiyor. Sebebiyse birkaç ay önce meydana gelen heyelan. Heyelan nedeniyle yol kapanmış, tabii bir baraj oluşmuş ve Zap Nehri yolu yutmuş. Bir süre valilik tarafından açılan alternatif yolla yolumuza devam ettik. Tekrar bölünmüş yola bağlandığımız noktada askeri birliklerin inşa ettiği demir köprü üzerinden geçtik ve Zap Nehri solumuzda kalacak şekilde bölünmüş yoldan Hakkâri istikametine devam ettik. Depin denilen ve dinlenme tesislerin olduğu manzaranın mükemmel olduğu yeri geçtikten kısa bir süre sonra il merkezine ulaştık. Doğruca soluğu valilikte aldık. Birkaç ay önce göreve başlayan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden okul arkadaşım olan Vali İbrahim Taşyapan’a hayırlı olsun ziyaretini tamamladıktan sonra yine siyasaldan okul arkadaşım İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Orçun Cüneyt Zor’u ziyaret ettik. Daha sonra da çok geç olmadan tekrar Yüksekova’ya döndük.
Çarşamba gününü Yüksekova’da geçirdik. İlçe kaymakamı Mustafa Akın’ı ziyaret ettikten sonra İran sınırımız olan Esendere’ye geçtik. Burada görev yapan jandarma uzman çavuşlarla sohbet ettik. Burada benim için hoş bir sürpriz oldu. Manisa Salihlili ve Somalı iki uzman çavuş ile karşılaştım. Sarmaş dolaş olduk bir anda. Yine Esendere gümrüğünde çalışan bir başka Somalıyla da karşılaştık. Gümrük müdürümüzle tanışıp hoş sohbette bulunduk. Bölge hakkında bilgiler aldık. İran’dan gelenlerle görüştüm. Türkiye’ye alışverişe gelmişler. Her ne kadar savaş nedeniyle İran’dan gelip gidenler azalsa da hala gelip gidenler oluyormuş. Karşılıklı vize olmayınca tıpkı Kapıkuledeki gibi burada da bir ticari hareketlilik oluyormuş. İran’dan gelip ellerinde birkaç tane yağ ile gümrüğe doğru yönelenlere sordum fiyatlar nasıl diye, Türkiye şimdilik daha ucuz dediler.
Savaş olmadan önce bölge de ciddi hareketlilik olduğunu bizden ve İran’dan günü birlik gelip gidenlerin olduğunu öğrendim.
Perşembe günü yönümüzü Çukurca’ya çevirdik. Daha önceden Çukurca’ya gitmek bir hayaldi. Terörle anılan bu yer aslında turizm açısından son derece kıymetli bir yer. Çukurca’ya gitmeden önce bölge hakkında biraz bilgi edindim. Bununla birlikte valilik ziyaretimde rafta gördüğüm ve 2004 yıllarında Çukurca Kaymakamlığı yapmış olan Ünal Çoşkun’un kalem aldığı “Sınırdaki Cumhuriyet” kitabını bir günde okuyarak o yıllarda ilçenin durumunu ve terör dolayısıyla yaşananları beynime kazıdım. Bu kitabı bölgeyi tanımak adına herkesin okuması lazım. Başta siyasetçiler, ilim erbabı, sivil toplum kuruluşları temsilcileri velhasıl 86 milyon okumalı. Bir zamanlar terörün merkezi olan Çukurca şimdilerde yerli turistlerin ziyaretiyle şenleniyor.
Sabah erken saatte yola koyulduk. Çukurca’ya Depin denilen yerden devam edilerek çetin dağların arasından Zap Nehri boyunca kıvrım kıvrım uzanan yoldan ilerleyerek ulaşılıyor. İlçeye yaklaştıkça güzellik artıyor. Haşin dağların bazısı kalemle çizilmiş gibi. Beytüşebap, Şırnak yol ayrımına geldiğimizde dört yıl önce Hakkari’ye Şırnak tarafından geldiğim yol olan bu yolu hatırladım ve dört yıl önceki seyahatim gözümün önüne geldi. Zap Nehri çok hırçın ve haşin akıyordu, önüne geleni silip süpürür gibi. Bazı noktalarda nehir daralıyor o andaki akışını görmek lazım. İyice hırçınlaşıyor şelaleyi andırır gibi yükselip alçalan bir akışı söz konusuydu. Doğanlı, Taşbaşı, Geçimli ve Narlı köylerinden geçtik. Taşbaşı adına nispetle dağlardaki taşlar sanki insanın üzerine gelecek gibi duruyordu. Köy içinde de taş yapılar göze çarpıyordu. Narlı Köyü Kaynaklı mezrasında menengiç ağaçları aşılama projesinin uygulandığını gördüm ve çok sevindim. Yol boyunca korucuların nöbet tuttuğu küçük kurşun geçirmez taş yapılara rastladık.
Çukurca’ya yaklaştıkça tabiat bir başka güzelleşiyor yeşilin her tonunu görmek mümkün. Yol boyu mini şelaleyi andıran sular gürül gürül akıyor ve Zap Nehri’ne katılarak nehri daha bir coşkuya boğuyordu.
Nihayet Urartu Medeniyeti’nin ilk yerleşim yerlerinden biri olarak bilinen Abbasiler döneminde "mir" adı verilen Türkiye-Irak sınırına yakın mesafedeki Çukurca’dayız. Bir zamanlar Yahudi ve Nasturiler ile birlikte Ermenilerin çokça bulunduğu Çukurca ya Kürtçe’de “Çele” deniliyor. Rakımı yüksek olmaması nedeniyle kışları görece olarak ılıman geçen Çukurca, baharla birlikte az miktarda bulunan beyaz gelinlik yerini yemyeşil bir bitki örtüsüne teslim ettiğini gördük. İlçe toprakları çok verimli incir ve nar başta olmak üzere birçok meyve yetişiyor. İlçenin en çok öne çıkan ürünü %100 yerli tahini. Buradaki tahin sadece Türkiye’de değil dünyaca meşhur. Üreticiler her yere gönderiyor ürettikleri tahini.
İlçeye ulaştığımızda ilk olarak taş yapı olarak inşa edilmiş bir bina da hizmet veren Zap lokantasında yemek yedik. Yemek menüsü de yöresel, ilçeye hastı. Devin adı verilen yöredeki otlarla pirinç eklenerek pişirilen bir nevi ayran çorbasından içtik ki ben bu lezzeti çok beğendim. Ardından yörede “tırşık” olarak bilinen bizimse içli köfte olarak bildiğimiz yemekten yedik. Kemik suyuyla servis edilen sumak ekşili tırşık da gerçekten çok lezzetliydi. Son olarak yaprak sarması yedim oda inanılmaz lezzetteydi. Biz lokantaya girdiğimizde İstanbul başta olmak üzere farklı bölgelerden gelen yerli turistlerle karşılaştık. Tarihi, kültürel ve tabii dokusuyla görülmeyi hak eden Çukurca’ya gezmeye gelmişler. Yemekten sonra önce ilçe kaymakamı Emre Cebeci’yi ardında da Belediye başkanı Nazmi Demir’i ziyaret ettik. Hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Belediye ziyareti sonrasında ilçede restore edilen Ermenilerden kalma 700-800 yıllık taş evleri gezdik. Restore edilen taş evlerden biri kütüphane, misafirhane ve cafe olarak kullanılmaya başlanmış. Dağın yamacındaki Ermeni taş evleri gerçekten görülmeye değer.
2004 de bölgede görev yapana kaymakam Ünal Çoşkun kitabında bu bölgede Yahudilerin ve Nasturilerin yaşadığından sıklıkla bahsediyor. Buradaki terör eylemlerini kaşıyanlarda genel olarak bunlarmış. Dağın hemen yamacına kurulmuş ilçe Irak’ın komşusu. Dağın öbür tarafı Kuzey Irak. Dağ bir anlamda iki ülke arasındaki sınırı teşekkül ettiriyor. Terör dönemlerinde Kuzey Irak tarafından gelenler oluyormuş. İlçe gerçekten beni çok etkiledi. Tabii güzelliği bir tarafa binlerce yıllık tarihi ve kültürel yapısı sebebiyle mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Her şeyin ötesinde terör sonrası yüzleri gülen halkının misafirperverliği ise bir başka güzellikti. Ayrıca ilçe de bulunan tabii mineralli termal sular, sağlık turizmi açısından da son derece kıymetli ve önemli.
Çukurca dönüşünde Depin’de yediğimiz ızgara Alabalık ise tarifsiz mükemmel bir lezzetti.
Hakkâri'nin eşsiz tabii güzelliklerinden biri olan Cilo Dağları’nın yüksek zirveleri trekking ve doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için ideal bir destinasyon. Yine Pers, Roma ve Osmanlı dönemlerine ait izler taşıyan şehir merkezindeki Hakkâri Kalesi görülmeye değer bir kale. Zamanımız çok olmadığından gidemediğimiz Zernek Şelalesi de mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer.
Yöresel yemekleriyle de dikkat çeken Hakkâri doğunun parlayan yıldızı özellikle Yüksekova geleceğin Türkiye’sinin Paris’i. Buralara mutlaka gelmelisiniz ve görmelisiniz. Ülkemizin güzellikleri bütün dünyaya parmak ısıttıracak güzellikte.
Beş gün boyunca Hakkari’de bizi misafir eden Azer Atak, Dilgeş Atak kardeşlerime ve ailesine kalbi teşekkürlerimi iletmeyi bir borç bilirim. Sağ olsunlar var olsunlar. Yine bizi makamında ağırlayan valimiz İbrahim Taşyapan’a, ilçe kaymakamlarına Çukurca belediye başkanı Nazmi Demir’e bize gösterdikleri ilgiden dolayı ayrıca teşekkür ederim.