BAŞLIK 2: UZUNKÖPRÜ KİTAP GÜNLERİNE DAİR
Geçtiğimiz haftada Edirne’nin pirinç diyarı Uzunköprü’ye uzandım, bir kitap günleri
etkinliği nedeniyle. Kitapları, okuma sevdalılarıyla buluşturmayı hedefleyen kitap
etkinliği için bir pazar günü ikindiden sonra yola koyuldum. Bursa Karacabey’den
gelen Harun Kaya dostumla Tekirdağ’ın Hayrabolu ilçesi üzerinden geçerek
Uzunköprü’ye ulaştık Hayrabolu’dan geçerken ilçe de yeni kurulmuş olan OSB’yi
görünce heyecanlandım ve çok sevindim. Birçok firmanın fabrikasını buraya kurmuş
olması son derece kıymetli. Ülkemiz nüfusu büyükşehirlerde kümelendikçe büyük
şehirlerde hayat çekilmez bir hal almaya başladı. İnsanlar büyükşehirlere ekmek
kapısı için gidiyor. Dolayısıyla da büyükşehirlerde gereksiz bir nüfus şişmesi
oluşuyor. Nüfusu büyükşehirlere akıtmak yerine her yerde ölçeğine göre OSB’ler
kurulsa, insanlara ekmek kapısı açılsa çok daha verimli olur. Bu minvalde
Hayrabolu’da OSB kurulması oldukça yerinde bir karar olmuş.
Hayrabolu’dan yola devam ediyoruz. Trakya’nın geniş verimli arazilerini seyrede
seyrede. Bir süre sonra Çöpköy adında bir yerleşim yerine ulaştık. Bir dönem belde
imiş ve belediyesi varmış. Şimdilerde ise Uzunköprü’ye bağlı bir köy durumunda. Yol
kenarında yaşı yetmişin üzerinde olduğunu tahmin ettiğim bir köylüye rastladık. Ona
burası belediyesi olan bir belde mi? Yoksa köy mü? Diye sordum. Köylü amca
“eskiden belediyemiz vardı, şu anda belediye kapandı ve köy konumunda” diye
cevap verdi. Bu arada gözüm dut ağacına ilişti. Ağaçtaki dutlar beni ye dercesine
bana bakıyor ben de dutlara bakıyorum. Gayri ihtiyari amcaya “dutlardan yiyebilir
miyiz? dedim. Elbette dedi. Ve bizi evinin bahçesine davet etti. Harun Kaya ile daldık
dutlara. Dutlar öylesine lezzetliydi ki yemeğe doyamadık. Adının Mehmet olduğunu
öğrendiğimiz köylü amca bize bir poşet getirdi ve poşete dutlardan doldurmaya
başladık. Mehmet amca “arka bahçe de erik ağacı var, erikler yere dökülüyor. Gelin
biraz da erik toplayın” dediğinde biz kendimizi erik ağacının başında bulduk. Erik
ağacının dalları erikleri taşıyamaz haldeydi. Birçoğu da yerlere dökülmüştü. Elimize
tutuşturulan poşetleri erikle doldurduk.
Mehmet amca nereden gelir nereye gidersiniz diye sordu. İstanbul’dan geliyoruz,
Uzunköprü’ye gidiyoruz. Kaymakam bey orada bir “Kitap Günleri” organize ediyor
oraya gidiyoruz dedik. Kaymakam deyince bizim Muammer Bey mi? diye sordu.
-Evet dedik.
“Muammer Bey çok iyi bir insan, beni de ziyarete geldi. O zaman ona da bir poşet
erik götürün” dedi.
Elimizdeki poşetleri erikle doldururken bir yandan Mehmet amcayı dinliyoruz.
Koskocaman tarlanın içindeki büyükçe evde yalnız yaşadığını söylüyor. Geleni gideni
pek yokmuş. Biz gelince çok mutu oldu. Sevindi. Hanemi şenlendirdiniz diye bize dua
etmeye başladı. Biz de kendisine teşekkür ederek yolumuza devam etmek üzere izin
istedik.
Yol boyunca Harun Kaya ile birbirimize bakıyoruz. Hayat işte bu kadar dedik.
Kocaman arazi içinde yapa yalnız bir hayat. Sese muhtaç bir kimse, bolluk içinde
ama sesten mahrum. Mehmet amca yalnız yaşıyordu. Yalnızlık gerçekten zor bir şey.
Bunu ancak yaşayanlar bilir, yaşamayanlar bilmez. Gündüz belki bir şekilde sokaktan
geçenlerin sesini duyuyorsun, belki birisi selam veriyor ve onunla konuşuyor. Ama
gece öyle mi? Akşamın karanlığı belirmeye başladığında yapayalnızsın. Bir yandan
karanlık çöküyor, bir yandan da sessizlik. Karanlığı bastırırcasına çöken sessizliğin
bir an evvel son bulmasını istiyorsun. Bu durum bir gün değil, üç beş gün değil, her
gün böyle.
Mehmet amcanın bu durumu bizi son derece üzüntüye gark etti ama yapacak bir
şeyimiz de yoktu. Kendisiyle vedalaştık ve tekrar yola koyulduk.
Kısa bir süre sonra da Uzunköprü’ye ulaştık. Uzunköprü’ye bu ismi veren ilçe de
bulunan ve 1424 yılında yapımına başlanıp 3 yılda bitirilen 360 gözlü ilk köprünün
Sultan 2. Murat tarafından yeterli bulunmayıp yıktırılıp yerine yeniden yaptırılan,
günümüzde hala ayakta kalan Uzunköprü.
1.392 metre uzunluğunda, 6,80 metre genişliğinde ve 174 kemeri bulunan
Uzunköprü, Osmanlı’nın Balkanlar'a yapacağı fetihlerde tabii bir engel olarak
karşılarına çıkan Ergene Nehri'ni aşmak için kurulmuş.
Uzunköprü Osmanlı Devleti tarafından Rumeli'de kurulan ilk Türk şehridir. Sultan 2.
Murat tarafından 1427 yılında Ergene şehri adıyla kurulmuştur. Gelibolu'ya sefere
çıkan Sultan 2. Murat, ordusunun yağan yoğun yağmurlar yüzünden yaşanan
taşkınlardan Ergene nehrini geçememesi ve ahşaptan yapılan geçici köprülerin
sellere karşı dayanıksız olması nedeniyle nehrin üzerine taştan bir köprü yaptırmaya
karar vermesiyle bugünkü köprü ortaya çıkmıştır. Bu köprü dillere destan bir
köprüdür. Hala dünyanın en uzun köprüsü konumundadır. Bugünlerde köprü bir
restorasyon geçiriyor. Yıllar önce de Uzunköprü’ye gelmiştim. O zaman ilçe de
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden dönem arkadaşım Kemal Yıldız
kaymakam idi. O zaman Uzunköprü açıktı ve üzerinden geçmiştim. O dönemde
köprünün UNESCO Dünya Kültür Geçici Miras Listesine kaydedilmesi gündemdeydi.
2015’teki girişimler olumlu sonuç verince UNECSO Dünya Kültür Geçici Miras’ına
dahil edilen dönemin baş mimarı Muslihiddin tarafından yapılan Uzunköprü, yıllara
meydan okumaya devam ediyor.
Bu sefer restorasyon da olduğundan göremediğimiz ve üzerinde yürüyemediğimiz
köprü umarım en kısa zaman da tekrar açılır.
Harun Kaya ile Meriç Nehri’ni görebilir miyiz diye Meriç Nehri kıyısındaki Eskiköy’e
gittik. Ancak Jandarma engeliyle karşılaştık. Tarım ile uğraşanlar ile balıkçılık
yapanların belgeleriyle geçiş yapabildikleri Meriç Nehri kıyısına biz geçiş iznimiz
olmadığı için ulaşamadık. Meriç Nehri Yunanistan ile sınırımızı belirliyor. Meriç
Nehri’ni çok yakından göremedik ancak Ergene Nehri havzasında gözün görebildiği
her yere ekilmiş çeltikleri görebildik. Sular içinde çeltik tarlaları Edirne’nin,
Uzunköprü’nün pirinç ambarı olduğunu gösteriyordu.
Türkiye’de çeltik tarımı orta Anadolu’da Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarında
yapıldığı gibi Balıkesir Gönen’de ve Ergene havzasında Edirne ili sınırlarında
yapılıyor. Daha önce hem Uzunköprü’de hem de Tosya’da çeltik fabrikasını gezerek
tarladan hasat edilen çeltiklerin pirince dönüşünü izlemiştim.
Çeltik tarımı gerçekten zor ve zahmetli. Aslında kolay olan pek bir şey yok. Kitap
Etkinliği açılışında ilçe kaymakamı Muammer Köken yaptığı konuşmada bugün artık
teknoloji kullanılarak çeltik ekimi ve ilaçlamasının droneler ile yapıldığını söyleyince
çok sevindim. Tarım alanında makineleşmenin de ötesinde teknolojik imkanlar da
kullanılmaya başlanmış olması ülkemiz açısından son derece kıymetli ve anlamlı bir
durum.
Artık teknoloji çağındayız ve bizlerde teknolojinin bütün imkanlarını günümüz
şartlarında en iyi şekilde kullanarak her türlü üretimimizi maksimum seviyeye
çıkarmamız gerekir. Dünya ile rekabet edebilmemiz için bu şart.
İlçe de beş gün boyunca süren kitap günleri etkinliği öğrenciler ve halktan büyük ilgi
gördü. Yazarların gün boyu kitaplarını da imzaladığı kitap günleri okuyucuyu birçok
yayınevinin eserleriyle buluşturdu. Farklı etnik kökenler ile ekonomik statüsü farklı
olan insanların yaşadığı Uzunköprü’de bu yıl ikinci defa bir kitap etkinliği organize
edilmiş olması ilçe halkının kitaba olan ilgisini ortaya koyuyor.
Kitap sevdalısı ilçe kaymakamı Muammer Köken ve ilçe milli eğitim müdürü Erdem
Mısırlı’yı ilçede organize ettikleri böylesi anlamlı bir etkinlik için kutluyor ve tebrik
ediyorum. Yazımı Türk edebiyatının önemli kalemlerinden “Yedi Güzel Adam”dan biri
olan şair ve yazar Nuri Pakdil’in bir sözü ile tamlıyorum.
“Okumadığın gün karanlıktasın.”