BAŞLIK 2: ADANA’NIN SİMGESİ TAŞ KÖPRÜ
Birçok defa ziyaret ettiğim güneyin incisi Torosların ardından Akdenizle buluşan bir dönem Çukurovası’ndaki pamuğu ile bilinen Adana’nın ortasından bir nehir geçer. Şehri iki parçaya ayıran bu nehir, Kayseri Pınarbaşı’ndaki Tahtalı Dağları’ndan çıkarak Adana’ya 80 km kala Aladağ ilçesinin Akinek Dağı yamaçlarında Zamantı suyuyla birleşen Seyhan Nehri. Adana’nın güzelliğine ayrı bir güzellik katan Seyhan Nehri’ne hangi açıdan bakarsanız bakın görkemli akışıyla hoş seda bırakır geçtiği güzergahlara.
Seyhan Nehri üzerinde bir ip gibi uzanan 300 metre uzunluğundaki efsanelere konu olan bir Taşköprü var. Yapılışı ile ilgili farklı bilgiler bulunsa da Adana Arkeoloji Müzesi’nde köprüye ait bir yazıt bulunuyor. Bu yazıtta Auxentius’un imzası yer alıyor. Bazı yazarlar, köprünün M. S. 117-138 yılları arasında Roma İmparatoru olan Hadrianus döneminde yapıldığını söyleseler de bu Taşköprü, 4. yüzyılda dönemin Roma İmparatoru I. Theodosius zamanında yapılmıştır.
Dünyanın hala kullanılan en eski köprülerinden biri olan Taşköprü, Roma döneminin mühendisliğinin zirvesini temsil eder. Yüzyıllar boyunca Harun Reşit'ten Osmanlı'ya ve Cumhuriyet'e kadar birçok tadilat gören köprü stratejik ve ticari önemini korumuş, şehirle bütünleşmiş tarihi bir eser olma özelliğini koruyor hala.
Köprü aslında 21 gözlü olmasına rağmen, zamanla nehir ıslahı sırasında 7 gözü toprak altında kalmış ve günümüzde sadece 14 kemer gözü ile hizmet vermeye devam ediyor. Uzunluğu ise 300 metre genişliği ise 11.40 metredir. Köprü ilk yapıldığında yarı yarıya daha dar iken zamanla genişletilmiştir. Köprü üzerinde yürüyerek karşıdan karşıya geçiş yapmak büyük bir keyif. Nehrin batı kıyısında görkemiyle insanı karşılayan Sabancı Merkez Camisi bölgenin en büyük camilerinden biri. Caminin bulunduğu alanın etrafı keçiboynuzu ağaçlarıyla kaplı.
Roma köprülerinin karakteristik özelliklerini taşıyan, yüksek mühendislik ürünü olan Taşköprü, bakıldığında sadece bir geçiş noktası değil, aynı zamanda Roma İmparatorluğu'ndan Osmanlı'ya ve günümüze kadar Adana'nın hem mimari hem de tarihi kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Adana’ya gelen herkesi selamlayan Taşköprü
İmparatorluğun geniş topraklarındaki hakimiyetin zorlaştığı bir dönem de inşa edilen Taşköprü yüzyıllarca Avrupa ile Asya arasında önemli bir bir işlev görmüştür.
Harun Reşit zamanında köprüyü bazı eklentiler yapılarak Adana Kalesi’yle birleşmesi sağlanmış, 9. yüzyılın başında Harun Reşit’in oğlu olan 7. Abbasi Halifesi Memun döneminde tadilat geçirmiştir. Yine III. Ahmet, Kel Hasan Paşa ve Adana Valisi Ziya Paşa tarafından da farklı zaman dilimlerinde bakım gören Taşköprü, 1949 yılında da bir tadilat görmüştür. 2006 yılında yeniden bir restorasyon çalışmalarına tabi tutulan köprü bugün dünyada kullanılan en eski köprü olma özelliğini taşımaya devam ediyor.
Seyhan Nehri üzerinde bütün ihtişamıyla yükselen Taşköprü, yalnızca bir tarihi eser ve mühendislik harikası değil; aynı zamanda yüzyıllardır anlatılagelen efsanelerin ve hikayelerin mekanıdır. Aşk hikâyeleri yanı sıra efsaneyi olaylara konu edinilen Taşköprü zamanın sesiz şahidi olarak ayakta durmaya devam ediyor. Köprüye atfedilen birkaç hikâye ve efsaneyle yazımı tamamlamak istiyorum.
Rivayete göre zamanın Roma valisinin kızı ile köprünün baş ustası arasında yaşanan imkânsız aşk, köprünün ortasında buluşmayla taçlanmış ve o günden sonra bu nokta “Âşıklar Taşı” olarak anılmaya başlanmış. Yine mitolojik efsanelerde yer alan bir anlatıya göre Seyhan ve Ceyhan nehirleri, kavuşamayan iki kardeştir. Tanrılar, bu bağı hatırlatmak için Taşköprü’yü inşa ettirmişler.
Bir başka efsane ye göre büyücülerden biri Adania denilen kentin kralına bir kehanette bulunmuş:
“Senin güzeller güzeli kızını bir yılan sokup öldürecek.”
Kralı almış bir telaş ve bu telaş sonucu kızını kentin önünden akan nehrin ortasındaki bir adaya göndermiş. Yılan oraya ulaşamaz diye düşünmüş. Ancak gelin görün ki yılan, üzüm dolu bir sepetin içinde adaya ulaşmış ve kızı sokup öldürmüş. Efsane bu ya, kral da ölen kızının hatırasına nehrin iki yakasını birleştiren bir köprü yaptırmış. Köprünün adını da kullandığı yapı malzemelerini çağrıştıracak şekilde Taşköprü koymuş. Ama sadece köprü yaptırmakla kalmamış, kızının anısı sonsuza kadar yaşasın, köprü yıkılırsa bir daha yapılsın diye, köprünün ayaklarının birinin içerisine hazine yerleştirmiş.
Üstelik “Her kim ki köprüyü yeniden tadilat yapmak isterse bu altınları kullansın ama tadilattan sonra yerine yeni altınlar koysun” diye vasiyette bulunmuş.
Daha nice farklı efsaneler anlatılır bu Taşköprü için. Efsaneler doğrudur değildir bunu bilemeyiz ama bildiğimiz bir şey var ki kebabıyla, narenciyesi ve yazın kavurucu sıcağıyla bilinen Adana’nın yüzyıllardır sembolü haline gelen Taşköprü kim bilir daha nice yüzyıllar ayakta kalarak dünyanın kullanılan en eski köprüsü olma özelliğini sürdürecek.