BAŞLIK 2: ZEYTİNCİNİN FERYADI
Zeytin, içerdiği vitamin ve mineraller bakımından çok zengin bir besin kaynağı olarak bilinmekle birlikte, yüzyıllardır bütün toplumlarda şifa veren bir meyve olması yönüyle de ön plana çıkan bir ürün. Bugün dünyamızda üç bin beş yüz, dört bin yaşlarında zeytin ağaçları var. Çok uzun bir süre yaşayabilen bir ağaç zeytin ağacı. Bu yönüyle bereketin timsalidir. Zeytin ağacı bir yandan da barışın sembolüdür. Bu sebeple “zeytin dalı uzatmak” deyimi ortaya çıkmıştır. Rabbimizin kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’inde üzerine yemin ettiği iki meyveden biri zeytin ağacı. Bu yönüyle de kutsal kabul edilir.
Son derece kıymetli ve kutsal sayılan zeytin genel olarak sonbahar mevsiminde olgunlaşır ve toplanmaya başlar. Ülkemizde her zeytin hasadı döneminde zeytinle ilgili bazı sorunlar gündeme gelir. Bu senede yağışların bol olmasıyla bütün meyvelerde olduğu gibi zeytinde de bolluk ve bereket söz konusu. Adeta ağaçların dalları kırılırcasına meyve dolu. Bu durum sadece bizde değil bütün zeytin üreticisi ülkelerde böyle. Zeytin normal şartlarda toplaması zahmetli bir ürün, bu sene zahmet biraz daha katlandı. Ancak üreticimiz bin bir türlü zahmete katlanarak zeytini ağaçtan toplayıp sofralarımıza ama zeytin ama zeytinyağı olarak gelmesini bir şekilde sağlıyor. Çiftçimize ne kadar teşekkür etsek ne kadar hak versek azdır. Ancak her ne hikmetse sofralara sunulan son derece kıymetli ürün zeytinin toplanma aşamasında hep çiftçiler, üreticiler mağdur edilmektedir.
Ülkemizde uygulanan yanlış tarım politikaları sebebiyle üretici her daim mağdur ve zarar eder pozisyonda, tüketici de maalesef gereğinden fazla fahiş fiyata tüketerek mağdur edilmekte. Peki kazançlı olan kim? Üretici ile tüketici arasındaki simsarlar, tüccarlar vs. tabiatın bize büyük bir bereketle sunduğu zeytini üreten bin bir türlü zahmetine katlanan insanlar plansızlık ve stratejisizlik yüzünden mağdur ediliyor. Üreticiler ürün bolluğu nedeniyle sevineceğine üzülüyor. Zeytin toplama aşamasına gelinceye kadar verilen emek, harcanan paranın karşılığı genellikle ürün toplanma zamanında alır çiftçiler. Ancak bu sene yapılan masraflar, emekler adeta çöp olmak üzere. Zeytinde toplama yevmiyelerini bile karşılamayan bir fiyat söz konusu. Zeytine tüccarın verdiği fiyat deve de kulak kaldı. Geçen senelerden daha düşük. Bunun temel sebebi arz talep dengesinde arzın yüksek olması. Ürün bol olunca alım fiyatı da düştü. Bu piyasa dengesi açısından belki doğru bir yaklaşım ancak ürüne yapılan masraflar, maliyetler geçtiğimiz yılların kat be katı. Dolayısıyla arz talep dengesinde zeytinin fiyatının düşmesi maliyetleri dahi karşılayamaz durumda.
Hal böyle olunca üretici isyanda. Ülkemizin farklı noktalarında genellikle de Ege Bölgesi Manisa, Aydın ve Muğla da zeytin üreticileri isyan ediyor. Kimileri eylem yapmaya başladı. Ürünümüze verilen fiyatlar bizi kurtarmaz. Bize destekleme yapılmalı gibi serzenişler duyuyoruz. Çiftçiler kendi çapında haklılar. Çünkü bizde ciddi anlamda bir tarım politikası yok. Planlama yok. Ürünün nasıl değerlendirileceği noktasında hiçbir çalışma yok. Ülkemizde zeytinyağı özelinde ihracat varsa da genel de dökme olarak yapılıyor. Bazen devlet iç piyasa da fiyatı dengelemek adına dökme zeytinyağı bile ithal ediyor. Bu sene ithal değil ihraç etmemiz lazım ancak dökme ihraç etmek bize bir şey kazandırmaz. Ambalajlama ve markalaşma yaparak ürünü katma değerli hale getirmeliyiz.
Burada çiftçi kesiminin de kabahati var. Yıllardır bu ülke de çiftçiler, tarım alanında üretim yapanlar kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Ben uzun zamandır çiftçilerin üretim kooperatifleri kurması gerektiğini söylüyorum. Bunu duyan eden yok. Duyanlarda önümüze kötü örnekleri koyuyor, biz birlik olamayız diyorlar. Olamazsanız o zaman işletmelere, tüccarlara yem olursunuz. Çiftçiler her ne üretiyor olurlarsa olsunlar mutlaka birlik içinde olmaları gerekir. Hayvancılık yapanlarda aynı şekilde birlik içinde olmalı. Her ilimizde yüzlerce kooperatifler kurulmalı öyle ki; bu kooperatiflerin yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce üyeleri olmalı. Ancak bu şekilde çiftçiler kendilerini koruyabilirler. Bu güçlü kooperatif yapıları, devletinde ihtiyaçlara göre doğru plan ve strateji izlemesi yönünde çalışma yapmasını sağlarlar. Ülke olarak her ne üretiyor olursak olalım dış piyasaya, ihracata katma değerli ürün satmaya çalışmalıyız. Zeytin için bu daha da elzem bir durum. Özellikle dökme zeytinyağı satacağımıza harika yapılmış ambalaj içinde ürünümüzü daha katma değerli bir şekilde dış ülkelere satabiliriz. Bizim ürettiğimiz ürünü ihraç ediyor olmamız gerekiyor. Bunun için dışarıda kendimize yeni pazarlar bulmamız gerekir. Ticaret Bakanlığı bu anlamda üreticiye yol göstermeli, rehberlik etmelidir.
Zeytinin bizim için anlamı çok yüksek. Sadece sofralarda tüketilen bir ürün olarak bakmamak gerekir. Aynı zamanda Anadolu kültürünün bir parçası zeytin. Ege kıyılarından Akdeniz'e, Çanakkale’den Hatay’a, Marmara'dan Güneydoğu'ya, Mezopotamya içlerine kadar uzanan coğrafyamızda zeytin ağacı yalnızca bir meyve veren ağaç olarak görülmez, aynı zamanda, insanın toprağa tutunmasının bir simgesidir. Bereketin sembolüdür. Asırlık zeytin ağaçları Anadolu’nun dört bir yanında toprağa sağlamca tutunarak yıllara meydan okuyarak ben buradayım der bize. Bizden sadece kendisine bakmamızı ister. Bana bakarsanız yaşımın ilerlediğine hiç bakmam size meyve veririm der. Kültürel bir olgudur adeta zeytin ağacı. Böylesi anlamlı ağacın meyvesini dalında bırakmak ona ihanet olmakla birlikte ülke ekonomisine büyük bir darbedir. Şimdilerde üreticilerden bunu duyuyoruz. Bu sene bu şartlarda zeytin toplamayacağız, dalında kalacak. Bu durum gelecek yıllar içinde büyük tehlike, ağacı bize küstürür.
Peki üretici neden bu hale geliyor. Neden piyasalarda hep üretici kaybediyor? Zeytinde inanılmaz rekoltenin olduğu ve bereketin geldiği bu yılda üretici kazanamıyor? Bazen de bunun tersi oluyor ürün az olduğunda bu sefer tüketici pahalı zeytinyağı tüketmekle karşı karşıya kalıyor. Zeytinyağını alamıyor sadece seyretmekle kalıyor. Bir de zeytinyağına hile, tağşiş yapan sahtekâr üreticiler var onlarda işin ayrı bir tarafı. Velhasıl nereden bakarsak bakalım bu sene zeytin üreticisi diğer meyvelerde olduğu gibi çok üzülecek.
Eğer tarım politikamızı ciddi bir şekilde gözden geçirmez isek kırsalın geleceği, gıda güvenliği ve egemenliği konusunda büyük problemler bizi bekliyor olacak. Ve özellikle zeytin ağacının altında kurulan binlerce yıllık kültür, birkaç yıllık yanlış piyasa düzeni ve yanlış politikalar uğruna kurban edilmiş olacak. Eğer üretici yani çiftçi kazanamaz ise üretmez, böylece işin acı bir yönüyle de karşı karşıya kalacağız. Herkes kendine şu soruyu sormaya başlayacak yarın bu ülkenin zeytinini kimler yetiştirecek? Binlerce yıldır insanlığa hem besin hem şifa kaynağı olan zeytin ağaçları yerinden söküldüğünde…
Unutmayalım zeytin ağacı binlerce yıl yaşıyorsa onun etrafında olanlarda mutlu ve huzurlu şekilde yaşayabilmeli. Ağaca bakarak hüzün içinde olmamalı.
Bolluğun, bereketin, adaletin, sağlığın, barışın, arınmanın ve yeniden doğuşun simgesi olan zeytin ağacı aynı zamanda insanlar arasında barışın da sembolüdür. Tabiat ile barış içinde insan faaliyetlerinin sembolü olan zeytin, tane tane damla damla sağlık sunmaya devam etsin istiyorsak üreticisini korumak zorundayız.