BAŞLIK 2: CANİK DAĞLARI’IN ETEĞİNDE ZAMANSIZ BİR ŞEHİR “NİKSAR”

Dünyadaki ilk dikey milli su değirmenlerinin kullanıldığı, ilk endüstri başkenti olarak bilinen ve eşsiz jeolojik mirasıyla dikkat çeken Niksar, tarihin, kültürün ve tabiatın gizemli bir şehridir. Meşhur seyyahımız Evliya Çelebi’nin “Cennet bu memleketin ya altında ya da üstünde olmalı” diye tarif ettiği Niksar’a birkaç defa gittim. Geçenlerde de İstanbul’da düzenlenen 7. Tokat Günleri’nde yeniden o günleri bana hatırlatan Niksar’ı bu kez İstanbul’da gezdim ve gördüm.

İlçenin şu anki kaymakamı Kadir Perçi ile sohbet ederken yıllar öncesine gittim. İlk ziyaret ettiğim dönem de ilçenin kaymakamı İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden okul arkadaşım Selami Kapankaya idi.    

Tabiat, kültür ve tarihi zenginliğin kaynaştığı, Eski Çağlarda antik dönemin, Danişmend ve Selçuklu döneminde “Danişmend İli”nin önemli merkezlerinden olan Niksar, Kelkit Nehri ile Canik Dağları’nın kucaklaştığı, Kelkit vadisinin genişlediği Niksar ovasının kuzeybatısındaki yamaçlarda kurulmuş eşsiz güzellikte bir şehir.

Evliya Çelebi’ye ve diğer bazı kaynaklara göre, şehrin asıl adının “iyi hisar” anlamına gelen “Nik-hisar” olduğu daha sonra söylenişlerde kısaltılarak, “Niksar” şeklini aldığı ifade ediliyor.

Niksar’a yolunuzu düşürmeniz için çok bahane var. Adeta da yok, yok bu şehirde. Pers İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra I. Mithridates’in M.Ö. 301’de Pontus Krallığına bağlı bir yerleşim yer olarak kurduğu Kabeira, bugünkü Niksar’in bilinen ilk kuruluş aşamasıdır. Şehirde ta o zamanlarda yapılmış bir kale var, adı Niksar Kalesi. Altı köşeli, üç kapılı; iç, orta ve dış surlardan oluşan kale, Türkiye’nin ikinci büyük kalesi olarak anılır. Kale içinde medrese, iki hamam, iki mescit, kilise ve hapishane kalıntıları bulunuyor.

Kültür ve tarih kokan bir şehir Niksar. Anadolu’da günümüze kadar gelebilen ilk ve en eski medreselerden biri olan ve 1158’de Niksar Kalesi’ne inşa edilmiş Yağıbasan Medresesi, Danişmendliler Beyliği döneminde Danişment Ahmet Gazi’nin torunu Nizameddin Yağıbasan tarafından yaptırılmıştır. Bu medrese Anadolu’da tıp eğitimi verilen ilk medresedir.

Yapım tarihi tam olarak bilinmeyen ancak Roma ya da Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilen, Osmanlı Dönemi’nde kullanılmış ve günümüzde de hala kullanılan Leylekli ya da diğer adıyla Yılanlı Köprü şehirde ilgi çeken bir tarihi yapı. İsmini kemerinde ağzında yılan tutan bir leylek figüründen alan bu köprü adeta Niksar’ın gözlerine kulaklarına kurulmuş gibidir. Bu köprüden geçenler sadece su ehli insanlar değildir. Sevinçli haberler, acılar, söylentiler, dedikodular, türküler, şehrin karanlığı ve ışıkları da bu köprüden geçer. Yıllara meydan okuyan, geçmişi günümüze bağlayan ve tarih kokan Leylekli (Yılanlı) Köprü ile şehre girmez ya da şehirden çıkmazsınız. Bu köprüyle şehre buyur edilirsiniz.

Bir yaz sıcağında buz gibi esintisiyle içinde bir Cuma Namazı kıldığım 1145 yılında inşa edilmiş Niksar Ulu Cami, dikdörtgen planlı Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerini taşımaktadır. Çepnizade Hasan Bey tarafından inşa ettirildiği bilinen ulu Cami, Anadolu’daki ulu camilerin en eski örneklerinden biridir. Şehirdeki bir başka cami ise Çöreğibüyük Cami. İlçe merkezinde, Cahit Külebi caddesinde yer alan bu cami İlhanlılardan kalan en önemli eser. 13. yüzyıl da Ebu Sait Bahadır Han zamanında tekke ve zaviye olarak inşa edilmiştir. Evliya Çelebi’nin Niksar’ın yedi büyük tekkesinden bir olarak gördüğü bu eser, 1939 ve 1942 depremlerinde yıkılmış ve 1957 yılında restore edilerek tekke bölümü kaldırılarak sadece cami olarak inşa edilmiştir. Caminin en ilginç yanı portaldaki diz çökmüş ceylan rölyefi. Camiye, Çöreğibüyük denmesinin nedeni, portal alnında bulunan çöreği andıran kabartma rozetlerdir.

Tarih kokan Niksar’da önemli tarihi eserlerden biri Taş mektep diğeri ise Tarihi Talazan Köprüsü. Eski Hükümet Konağı yanında yer alan Taş Mekteb’in tam olarak ne zaman inşa edildiği bilinmese de inşa tekniği ve mimari özellikleri bize 19. yüzyıl da yapılmış olacağını söylüyor. Dikdörtgen şeklinde, tek derslikli ve giriş revakı dört bölümlüdür. Niksar-Erbaa yolunda Kelkit Nehri üzerinde bulunan Talazan Köprüsü ise 13. yüzyılın ilk çeyreğinde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Niksar’dan tarih ve kültür şehri olarak bahsetmiştim. Şehirdeki yapıları anlatmakla sayamayız. Bu tarihi yapılardan biri de M.Ö. 2-3 yüzyıl aralığında yapılmış olan Roma Arsenali’dir. Roma İmparatorluğu döneminde yapılan bu eser Niksar’ın konumunun askeri olarak da ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Burası kışla ve silahlık olarak kullanılmış. Yer altındaki yapı, iki galeriden oluşan toplam üç mekâna sahiptir. Tonoz örtülü odalar, horasan harcıyla kaplanmış zeminler, tuğla kemerli girişler ve havalandırma bacaları ile dikkat çeker. Yaklaşık kırk metre uzunluğu ve dört metre yüksekliği vardır.

Danişmendliler’in başkenti olan Niksar’da, Danişmendliler’in kurucusu olan Melik Danişmend Gümüştekin Ahmet Gazi’ye ait türbe ve Kırkkızlar Kümbeti, Hacı Çıkrık Türbesi (Atabey Şahinşah Türbesi), Hacı Çabuk Türbesi ve Hüseyin Gazi Türbesi    gibi yapılarla da görülmeyi hak ediyor. Bunlara ilaveten 2. Abdülhamit döneminde Niksar eşrafından Hacı Abdurrahman Efendi tarafından yaptırılmış ve bir dönem Hükümet Konağı olarak da kullanılan konakta ilginç ve tarihi yapılar arasında gelir.  Ayrıca Niksar Kalesi’nin eteklerinde neredeyse bütün mahallelerde geleneksel mimarinin izlerini taşıyan, ahşap Niksar Evleri görülmeyi hak eden yapılar. Çoğunlukla iki-üç katlı olan bu evler Anadolu’nun diğer şehirlerindeki benzer evler gibi insana nostalji yaşatıyor.

Niksar elbette sadece tarih ve kültürden ibaret değil, tabiatı da bir o kadar güzel ve insanı büyüleyici özellik taşıyor. Jeoturizm varlıklarıyla da kendisine hayran bıraktıran Niksar, bir bakıma dünyada ender bulunan “fay boyu volkanizması”nın ürünleriyle de turizm meraklılarını kendisine davet ediyor. Efkerit Yaylası ve burada bulunan Luvi mağaraları görenleri hayrete düşürüyor. M.Ö. 3000’li yıllarda Anadolu’nun en eski halklarından olan Luviler tarafından yapılmış tabii kaya oyukları ilk dönemlerde barınak ve tapınak olarak kullanılmış. İlerleyen dönemlerde özellikle Hristiyanlığın yasaklandığı anlarda rahipler için gizli ibadethane ve inziva yeri olmuştur. Efkerit mağaraları hem tabii yapısıyla hem de çok katmanlı tarihi geçmişiyle Niksar’ın en dikkat çeken noktalarından biridir.

Yazıma başlar iken Niksar Dünyanın ilk endüstri kenti demiştim. Amasyalı Coğrafyacı Strabon, “Geographika” isimli eserinde Anadolu’daki ilk su değirmenlerinin M.Ö. 1. yüzyılda Niksar’daki Kelkit Nehri (eski adıyla Lykos) üzerinde inşa edildiğini yazar. Bu değirmen, belgelerle ispatlanmış en eski su değirmenidir.

Niksar’dan bu kadar bahsettikten sonra Niksar denilince akla ilk gelen Niksar Ayvaz suyundan bahsetmemek olmaz. Benim de Türkiye’de en çok sevdiğim iki sudan biri Niksar Ayvaz suyu. Diğer su ise Munzur suyu. 1400 yıldır şifa dağıtan Ayvaz suyu       tabii mineralli bir sudur. Meşhur seyyahımız Evliya Çelebi seyahatnamesinde Ayvaz suyu için bakın neler söylüyor. “Şehrin kıble tarafında, haylice mesafede güzel ve küçük binalı bir ılıca vardır. Suyu çok faydalıdır. Gayet güzel ve lezzetli hayat suyudur. Birçok hastalığa faydalı olduğundan dört taraftaki memleketlerden Temmuz’da bir araya nice bin aile gelip tedavi için yıkanır, suyundan içip memleketlerine dönerler. Meşhur ve güzel bir ılıcadır.”  

Kaz Dağları’ndan sonra oksijeni en bol olan Çamiçi Yaylası, her derde deva meşhur cevizi, yaprağın başkenti olan Gökçeli Beldesi asma yaprağıyla ve “Aşgana”sıyla Niksar sizleri bekliyor.