BAŞLIK 2: BİRAZ DA MEVLANA’NIN RUBAİLERİ VE ŞERHİ (AÇIKLAMASI) (5)
-"Mercana can veren o söz yakutu,
-O renksiz şey, meğer cana ne renkler veriyor.
-İman kandilinin de ışığını mayalandırıyor o.
-Pek çok konuştuk ama ondan söz etmedik."
Mevlânâ'nın bu rubaisi, tasavvufî anlamda oldukça derin bir manaya sahiptir.
1 - "Mercana can veren o söz yakutu." Hak âşıkları için söz, yalnızca kelimelerden ibaret değildir. Hakikatten gelen, gönülden dökülen sözler can verir, ruhu besler. Bu tür sözler Allah’tan gelen ilhamla beslenmiş sözlerdir.
2 - "O renksiz şey, meğer cana ne renkler veriyor." Allah’ın varlığı, görünüşte "renksiz" ve şekilsiz olsa da, O’nun varlığının tezahürleri her yerde hayat verir. Gönlüne ilahi aşk düşen kişi, iç âleminde bin bir renkle, manevî hallerle bezenir. "Renkler vermesi", ruhsal uyanışı, aşkı ve cezbe hâllerini simgeler.
3 - "İman kandilinin de ışığını mayalandırıyor o." Kişinin kalbinde yanan iman kandili, sadece bilgiyle değil, hakikî tecrübe ve aşk ile olgunlaşır. O ilahî söz, gönül kandilinin ışığını artırır, derinleştirir ve onu aşk ile besler.
4 - "Pek çok konuştuk ama ondan söz etmedik." İnsan, boş ve süslü sözlerle çok konuşabilir ama esas olan, Hak’tan gelen sözü konuşmak, onun üzerinde tefekkür etmektir. Mevlânâ burada hem bir öz eleştiri hem de okuyucuya bir uyarı yapar. Gerçekten önemli olanı, yani Allah'ı ve O'nun aşkını konuşmaktır. Tasavvufta "sükût", bazen en yüce konuşmadır, ama eğer konuşulacaksa, o da Hak’tan olmalıdır.
Genel Tasavvufî Değerlendirme: Bu rubaide Mevlânâ, tasavvufun temel taşlarından biri olan sözün hakikatine ve aşkın ruhu diriltici etkisine dikkat çeker. Kalbi aydınlatan, ruhu besleyen, kişiyi hakikate taşıyan şeyin yalnızca bilgi değil, ilhamla, aşk ile yoğrulmuş sözler olduğunu ifade eder. Bu söz, Allah’tan gelir; bir kulun gönlünden dökülür; başka bir gönlü diriltir.
Bu yönüyle rubai, "söz “ün sıradan bir iletişim aracı değil, bir hakikat taşıyıcısı, bir can verici nefes olduğuna işaret eder. Aynı zamanda bizlere, konuşmalarımızda hakikati unutmamamız gerektiğini öğütler. Dışa değil, içe, şekle değil, öze yönelmeyi anlatır.