MEVLANA’NIN RUBAİLERİ VE ŞERHİ (19)

RUBAİ

-Yalnızca seni düşünen, hep seni sayıklayan dost,

-Seni sevdalar arasında yalnız bırakmaz.

-Senin hayale suret veren o gönül evinde.

-Yüzlerce latif sevgililer filizlendirir.

Bu metin, derin bir tasavvufî aşkın ve ilâhî bağlılığın ifadesidir.

ŞERHİ ( AÇIKLAMASI )

1 ) "Yalnızca seni düşünen, hep seni sayıklayan dost" : Bu dost, zahirden çok bâtına yönelmiş, kalbini sadece bir tek sevgiliye, yani Hakk’a ayırmış âşıktır. O, dünya ile değil, gönlündeki manevi bağla yaşar. Her an seni anmakta, her nefeste senin adını içinden geçirmektedir. Bu sadakat ve teslimiyet hali, tasavvufta “zikr-i daim” (sürekli Allah'ı anma) mertebesine ulaşmış kişinin hâlidir.

2 ) "Seni sevdalar arasında yalnız bırakmaz" : O dost, başka sevdalarla gönlünü karartmaz. Dünyevî sevgiler, araya girip hakikî aşkı gölgelemez. Her ne kadar dışarıdan bakıldığında çeşitli sevgiler içinde gibi görünse de, hakikatte onun tek bir sevdası vardır: Sen! Çünkü o bilir ki, bütün gerçek sevgiler, Senin güzelliğinin bir cilvesidir. Bu yüzden hiçbir suret, onu senden uzaklaştıramaz.

3 ) "Senin hayale suret veren o gönül evinde" : Buradaki “gönül evi”, insanın iç âlemidir. Tasavvufta gönül, Allah’ın tecellî ettiği yerdir. “Hayale suret vermek” ise, aşkın gönülde şekillenmesini, sevgilinin ilâhî tecellîlerle gönülde varlık kazanmasını anlatır. Yani gönül, Allah’a duyulan aşkla yoğrulmuş ve O’nunla dolmuştur.

4 ) "Yüzlerce latif sevgililer filizlendirir" : Hakikî aşk ile dolmuş bu gönül artık yalnızca bir sevgi taşımaz; her varlıkta Allah’ın güzelliğini temaşa eder. Her güzelde O’nun tecellîlerini görür. Bu “latif sevgililer”, Allah’ın cemal sıfatından kaynaklanan zarif, temiz, ve mecaz olmaktan çıkmış ilâhî güzelliklerdir. Böylece âşık, her şeyde sevgilisini (yani Allah’ı) görür; kâinattaki her güzelliği O’na bağlar. Bu da aşkın kemâl mertebesidir.

Sonuç: Bu metin, sıradan bir sevgiliden bahsetmez. Buradaki “sen”, Mevlânâ'nın anlayışında “Hakk”tır, yani Allah. “Dost” ise, kendini Allah’a adamış, aşk yolunda benliğini eritmiş âşıktır. Aşkı öyle derindir ki, artık dış dünyadaki her şeyde sevgilisinin bir cilvesini görür. Gönlü, mânevî güzelliklerin doğduğu bereketli bir bahçeye dönüşür.