
MEVLANA’NIN RUBAİLERİ VE ŞERHİ (33)
RUBAİ
-Ey gönül! Dostun hayalinin nakşı bizimle beraber oldukça,
-Bizim için bütün ömür bir temaşadır.
-Gönlün arzusu o noktaya erişince,
-Bir diken parçası bin hurmadan daha güzeldir.
RUBAİ VE ŞERHİ.
1) "Ey gönül! Dostun hayalinin nakşı bizimle beraber oldukça, bizim için bütün ömür bir temaşadır."
Tasavvufta "Dost", Allah’tır. Gönül, Allah’ın tecellilerinin aynasıdır. Bir salik (manevî yolcu), gönlünde dostun hayalini, yani Allah’ın cemalini ve isimlerinin nakşını taşıdığında, artık dünya hayatı onun için sıradan bir ömür değil, ilahî bir seyir ve temaşadır. Bu temaşa, zahir göze değil, basirete yöneliktir. Allah’ın her varlıkta tecelli eden güzelliğini gören mürit için, günler ve yıllar farklı bir anlam kazanır.
Çünkü onun ömrü artık sadece yaşamak değil, Hakk’ın tecellilerini seyretmekten ibarettir. Böylece ömür, fanilikten kurtulur, sonsuz bir seyir hâline dönüşür.
2) "Gönlün arzusu o noktaya erişince, bir diken parçası bin hurmadan daha güzeldir."
Gönlün arzusu, hakiki aşkın merkezine, yani Allah’a ulaştığında artık dünyevî nimetlerin hiçbir kıymeti kalmaz. Hurmalar, dünya nimetlerini; diken ise görünürde değersiz, zahiren acı olan şeyleri simgeler. Fakat âşık, hakikate erdiğinde diken bile ona hurmadan güzeldir. Çünkü o diken, sevgilinin yolunda ayağa batarsa, vuslatın delili olur. Tasavvufta "aşkın mihneti, nimetten üstündür" denmiştir.
SONUÇ:Hak yolcusunun gözünde acı, eğer Allah için çekiliyorsa, dünyevî tatlılıklardan çok daha kıymetlidir. Bu anlayış, tasavvufta rıza makamına işaret eder. Kul, Allah’tan gelen her şeye razı olunca, diken bile onun için gülden tatlı olur.