MEVLANA’NIN RUBAİLERİ (25)

RUBAİ

-Ey güneş gibi eşsiz sevgili gel!

-Sensiz bağın da yaprakların yüzleri sarıdır gel!
-Âlem sensiz bir toz topraktan başka nedir?
-Bu eğlence derneği sensiz pek soğuk gelir!

Bu rubai, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin aşk ve ilahî vuslat özlemini dile getirdiği derin bir yalvarışıdır.

1 ) Ey güneş gibi eşsiz sevgili gel! : Burada “güneş” mecaz olarak kullanılmıştır. Mevlânâ’nın kastettiği sevgili, zahirde insan suretinde bir âşık olabilir; fakat derinde bu sevgili, ilahî varlık, yani Allah’tır. “Güneş” gibi denilmesi, onun hem ışık saçan, hem can veren, hem de vazgeçilmez oluşunu vurgular. O sevgili gelmediğinde dünya karanlıkta kalır; her şey sönük ve anlamsızdır.

2 ) Sensiz bağın da yaprakların yüzleri sarıdır gel! :Sevgiliden uzak kalmış bir bağ (yani dünya ya da gönül), artık canlılığını yitirir. Yaprakların sararması hem mecaz hem hakikat içerir: Gönül yeşilliğini, tazeliğini kaybetmiş; kederle solmuştur. Sevgilinin varlığı, bu bahçeye bahar gibi gelir, yokluğu ise sonbahar ve kuraklık getirir.

3 ) Âlem sensiz bir toz topraktan başka nedir? : Sevgilinin olmadığı bir dünya, ruhsuz, anlamsız ve çorak bir yerdir. Mevlânâ burada sofi bakışı yansıtır: Maşuk (sevgili) olmadan kâinatın varlığı bile bir hiçtir. Yani var olan her şey, ancak Onunla varlık kazanır. İlâhî aşk yoksa âlem kuru bir çerçeveden ibarettir.

4 ) Bu eğlence derneği sensiz pek soğuk gelir! : Dıştan neşeli ve canlı görünen topluluklar, içten sevgili olmadan anlamsızdır. Sofi çevrelerde “sohbet meclisi” önemlidir; ama o mecliste aşk, aşkın kaynağı ve vuslat umudu yoksa o toplantı sadece bir kalabalıktır. Sevgilinin ruhu, o meclise sıcaklık, neşe ve anlam katar.

SONUÇ: Bu rubai, Mevlânâ’nın aşk anlayışının özüdür. Sevgili olmadan dünya bomboş, gönül kederli, hayat tatsız ve anlamsızdır. Aşk, varlığı anlamlandırır. Mevlânâ’nın sevgiliye olan bu yakarışı, hem beşerî aşkın yoğunluğunu hem de ilâhî aşkın ihtiyacını dile getirir. Bu dört mısra, bir vuslat duasıdır aslında: “Ey canımın güneşi, sensizliğe dayanamıyorum; gel artık!”