Başlık 2: Biraz da İbnü’ I-Heysem
(Ortaçağın en büyük Fizik-Matematik-Astronomi ve Filozofu)
965 yılında Basra’da doğar, bir ara Büveyhîler yönetimindeki Basra’da vezir ünvanıyla divan görevlisi olarak çalıştıysa da ilmî araştırmalarını engelleyen bu görevden bir süre sonra ayrılır. Fâtımî Halifesi Hâkim-Biemrillâh’a, “Mısır’da olsam Nil nehri üzerine baraj yaparak taşmaları önlerdim” dediğinin ulaştırılması üzerine Mısır’a davet edilir. Fakat Yukarı Mısır’da bulunan Asvan ve çevresinde araştırma ve ölçümler yaparak projesini gerçekleştiremeyeceğini anlar ve halifeden özür diler. Halife çok kızmakla beraber ona divanda bir görev verir.
Küçük yaştan beri insanların farklı inançlara sahip olmasına, her kesimin kendi görüşüne sıkıca bağlanmasına hep şüphe ile bakmış. Çok iyi biliyordum ki hakikat tektir. Aklî bilgileri kavrayacak düzeye gelince gerçeğin kaynağını aramaya başlar. Hakikat doğrudan amaçtır, onu arayan kimse onun varlığından başka hiçbir şey ilgilendirmez. Bütün bunları dikkate alarak farklı düşünce ve inançları, çeşitli ilim ve dinleri araştırmaya koyulur. Bunlar bana fazla bir şey vermediği gibi gerçeğe ulaşmak için bir yöntem, kesin bilgiye kavuşturacak yeni bir anlayış da kazandırmadı. Gerçeği bulmak için duyu verilerinden hareket ederek aklî bilgiye ulaşmak gerektiğini anlar”. Daha sonra o, Aristo külliyatı üzerinde çalışarak ilmî formasyon kazanır, özellikle matematik, fizik ve metafizik alanında yoğunlaşır.
Bugünkü fotoğraf makinesinin esasını teşkil eden- karanlık oda deneyini ve gölgelerin niteliklerini dikkate alan daha başka deneyleri düzenlemiştir. İster kendisi ışık kaynağı olsun, isterse ışığını diğer bir ışıklı nesneden alsın her kaynaktan çıkan bütün ışıkların doğrusal çizgilerde yayıldığını belirlemiştir. Gözün yapısını, görmenin mahiyetini ve görme bozukluklarının sebebini bugünkü bilgilere çok yakın şekilde açıklamıştır. Onun görme konusundaki en büyük başarısı, öncelikle ışığın gözden çıktığını savunan göz ışın kuramını yıkıp ışığın nesneden geldiğini kanıtlamasıdır. Böylece görmenin hem fiziksel olduğunu hem de nesneden göze ulaşan ışınlar aracılığıyla oluştuğunu matematiksel ispatlarla ortaya kor.
İbnü’l-Heysem, optik kırılmayı açıklamak için mekanik analojilere başvurmuş ve ışığın kırılmasını, fırlatılan bir taşın direnci daha çok veya daha az başka bir ortama geçerken hareketinde meydana gelen değişmeyle karşılaştırmıştır. Ona göre ışık saydam nesnelerde çok büyük bir hızla hareket eder ve hızı, az yoğun ortamlarda çok yoğun ortamlara göre daha fazladır. Bu gözlemler sonucunda ışığın hızının, geçmesine izin veren saydam ve engelleyen mat ortamlarda azaldığını ve matlığın arttığı oranda büküldüğünü belirlemiştir.
İbnü’l-Heysem’in teorileri bilim dünyasında çok etkili olmuş ve kendisi Doğu’da ve Batı’da XVII. yüzyıla kadar optikte otorite kabul edilmiştir. Onun bu başarısının altında yatan en önemli husus kendisinden önceki bilim adamlarının düştükleri yanlışlara düşmemesi, yani bir teoriyi kabul edip diğerini çürütmek yerine orijinal fikirler üretmeye çalışmasıdır, 1040 yılında rahatsızlanan İbn’l- Heysem Kahire’de vefat eder.[1]
İbnü’ I-Heysem’in Sözü
Evren bütün değişmelerine rağmen bir düzen ve bütün ayrıntılarına rağmen bir ahenk içindedir.
[1] .Hüseyin Gazi TOPDEMİR.https://islamansiklopedisi.org.tr/ibnul-heysem