BİRAZ DA MEVLANA’IN RUBAİLERİ VE ŞERHİ (2)

Cevherimiz yakut renkli badeden değerlendi.
Elimizdeki kadeh elimizden feryada geldi;
O kadar çok mey üstüne mey içiyoruz ki,
Biz şarabın başına vurduk, şarap da bizim başımıza vurdu.
Bu rubai, zahiri anlamıyla bir içki meclisini anlatıyor gibi görünse de, tasavvufi bir yorumla bakıldığında çok derin bir manevi anlam taşır. İşte bu rubainin tasavvufî yorumu;
1 ."Cevherimiz yakut renkli badeden değerlendi."
Buradaki cevher, insanın özünü, ruhunu temsil eder. Yakut renkli bade ise mecazen ilahi aşkı, aşk şarabını anlatır. Yani insanın ruhani cevheri, Allah aşkıyla, manevi şarapla değer kazanmıştır. Gerçek değer, bu ilahi aşk ile ortaya çıkmıştır.
2. "Elimizdeki kadeh elimizden feryada geldi;"
Bu mısrada, kadeh artık dayanamaz hale gelmiştir; çünkü içinde dönen aşk öylesine yoğundur ki, mecazen kadeh bile feryat eder. Burada elimizdeki kadeh, kalbimizi veya aşkı taşıyan gönlümüzü temsil eder. Gönül, bu aşkın hararetiyle feryada gelmiştir.
3. "O kadar çok mey üstüne mey içiyoruz ki,"
Bu içilen mey, tasavvuf yolundaki sarhoşluk halini anlatır. Bu, mecazi bir içki değil; tefekkürle, zikirle, aşk ile içilen ilahi meydir. Dervişler bu manevi sarhoşlukla dünyadan geçer, nefsin zincirlerinden kurtulur.
4. "Biz şarabın başına vurduk, şarap da bizim başımıza vurdu."
Bu mısrada ise, ilahi aşkın baş döndürücülüğü ifade edilir. Aşka sarıldık, onunla mest olduk, ama o aşk da bizi sarstı, bizi eski halimizden kopardı. Bu hal, “cezbeye kapılmak ”tır. Aşkın coşkusuyla nefsimizi aştık, ama o coşku bizi de yerle bir etti. Kişi aşkı ararken, aşk da onu yakalar, değiştirir.
Bu rubaiyi Mevlana’nın “aşkın sarhoşluğu” ve “ilahi feyzin tecellisi” şeklinde anlamlandırmak mümkündür. Görünen anlamın ötesinde, içsel bir yolculuğun ve aşkın sarhoşluğunda yok oluşun halidir bu.