BAŞLIK 2: BİRAZ DA İBNÜ-L HUMAM (Usul ve Kelam Âlimi)

1388 de İskenderiye’de dünyaya gelir. Dedesi Abdülhamid ve büyük dedesi Mesud, aslen Sivaslı olup kadılık yapmışlardır. Babası’da, İskenderiye’de kadılık görevi yaptığı sırada, ilk derslerini babasından alır. İbnü’l-Hümâm, on yaşında iken babasının ölümü üzerine anneannesinin gözetiminde yetişir. Onunla birlikte Kahire’ye giderek Şehâbeddin el-Heysemî’nin yanında Kur’ân-ı Kerîm’i ezberler, İbnü’z-Zerâtîtî ve Zeynüddin Abdurrahman et-Tefehnî’den kıraat dersleri alır. Bir ara İskenderiye’ye dönerek burada öğrenimine devam eder, ardından tekrar gittiği Kahire’de uzun süre kalır. Kendisinden çok faydalandığı hocası Abdurrahman et-Tefehnî ile birlikte Kudüs’e, fıkıh usulü okuduğu Ebü’l-Velîd İbnü’ş-Şıhne ile birlikte  (1411) yılında Halep’e giderek bir süre bu şehirlerde tahsilini sürdürdükten sonra tekrar Kahire’ye döner.

Öğrencilik yıllarında çeşitli sıkıntılar ve müzmin hastalıklarla mücadele eden İbnü’l-Hümâm tahsilini tamamladıktan sonra ilim ve öğretimle meşgul olur. (1425-26) yılında Eşrefiyye Medresesi’ne müderris olarak tayin edilir ve  (1430) kendi isteğiyle ayrılıncaya kadar bu görevde kalır.(1443) getirildiği Şeyhûniyye Hankahı’nın şeyhliğinden de (1454) kendi isteğiyle ayrılır. Bu arada Mansûriyye ve Kubbetü Sâlih medreselerinde hocalık yapar, ve (1454-1456) yıllarında yaptığı hac ziyaretleri sırasında Mekke ve Medine’de çeşitli âlimlerle ilmî müzakerede bulunur ve İbnü’l-Hümâm  (29 Temmuz 1457) tarihinde Kahire’de vefat eder ve İbn Atâullah el-İskenderî’nin Karâfe’deki türbesine defin edilir.

Kaynaklarda İbnü’l-Hümâm’ın güzel sesiyle mûsiki icra ettiğine dair verilen bilgiler onun sanatkâr bir kişiliğe sahip olduğunu göstermektedir. Tasavvufa olan alâkası sebebiyle seçkin sûfîlere verilen “şeyhü’ş-şüyûh” ve “şeyhü’l-ârifîn” unvanlarıyla anılmıştır.[1]

İbn-i Hümâm, çok tevazu sahibidir. Bir gün Alâüddîn el-Buhârî’nin ilim meclisine gelir ve meclisin en arka kısmında oturur. Bu durumu fark eden Alâüddîn, yerinden kalkıp yanına gelir ve “Senin yerin burası değil, başköşeye buyurun, bu kadar tevazu ya lüzum yoktur der. Zira bizler senin derecen ile şeref duyarız. Meclislerde başköşeye teşrifini isteriz” der.[2]

 

[1].Ferhat KOCA. https://islamansiklopedisi.org.tr/ibnul-humam

[2] https://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Islam-Alimleri-Ansiklopedisi/Detay/IBN-I-HUMAM/3008