
MEVLANA’NIN RUBAİLERİ VE ŞERHİ (24)
RUBAİ
-Ey sevinç gecesi, hep neşeli! Hep sen ol!
-Ömrün kıyamete kadar uzasın!
-İçimde dostun hayalinden öyle bir ateş var ki,
-ey üzüntü, eğer cesaretin varsa meydana çık!
ŞERHİ (AÇIKLAMASI)
1) “Ey sevinç gecesi, hep neşeli! Hep sen ol!” Buradaki “sevinç gecesi” hakikatte vuslatın ve cemâlin tecellisidir. Ârif, Hakk’ın feyziyle gönlünde doğan manevî bayramı kasteder. O gece, dünya karanlığının yerini ilahî nurla aydınlatan bir “manevî kandil gecesi”dir. O sevinç, dünya hazlarından değil, Hakk’a yakınlıktan doğar.
2) “Ömrün kıyamete kadar uzasın!” Bu dilek, dünyevî bir temenniden çok, “daimî huzur ve cemâl seyri”nin kesilmemesi duasıdır. Ârif, Hak’la buluşma zevkini öyle bir hal bilir ki, onun kıyamete dek, hatta ebediyyen sürmesini ister. Çünkü aşkın sevinci, zamanla kayıtlı değildir.
3) “İçimde dostun hayalinden öyle bir ateş var ki,” Burada dost, “Hak”tır. Âşıkın gönlünde, Allah’ın zikri ve hayali öyle bir aşk ateşi yakmıştır ki, bu ateş dünyevî dertleri ve nefsin arzularını kül etmiştir. Bu ateş, mecazî aşkın değil, ilahî aşkın ateşidir.
4) “Ey üzüntü, eğer cesaretin varsa meydana çık!” Hak aşkının ateşi, gamı ve kederi yakıp yok eder. Tasavvufta denir ki: “Aşkın ateşi düştü mü, gamın barınacağı yer kalmaz.” Bu meydan okumayla şair, gönlünde ilahî aşkın hâkim olduğunu, dünyevî sıkıntıların o ateşin yanında hiçbir kuvvet bulamayacağını ilan eder.
SONUÇ : Bu rubai, tasavvufî anlamda, aşkın sevinciyle gamın yok oluşunu, vuslatın coşkusuyla dünya kederlerinin silinişini ifade eder. Ârif, Hak aşkının neşesiyle daimî bir bayram içinde olur ve gönlünde Hakk’ın ateşi varken, gamın yeri kalmaz.