BAŞLIK 2: BİRAZ DA KEREM İLE ASLI

İran’ın İsfahan şahlarından birinin hiç çocuğu olmuyordu. Şahın hazine nâzırı vazifesini gören keşişin de çocuğu olmamaktaydı. Nihayet, epey duadan ve adaktan sonra şahın bir oğlu, keşişin de bir kızı dünyaya geldi. Şahın oğluna Ahmet Mirza, keşişin kızına da Kara Sultan adı kondu. Babalarının niyeti büyüdüklerinde çocukları birbirleriyle evlendirmekti. Ancak keşiş sonradan bu kararından vazgeçti ve İsfahan’dan üç gün uzakta bulunan Zengi köyüne giderek şahın hizmetinden ayrıldı. Aradan yıllar geçti, iki genç de büyüdüler. Bir gün Ahmet Mirza’nın en yakın arkadaşı Sofu, Ahmet Mirza’yı ava götürdü. Avlanırken bir şahin vurdu, bu şahin bir bahçeye düştü avını almak için oraya giren Ahmet Mirza elinde nakış işleyen bir kız gördü ve görür görmez ona vuruldu. Konuştular, ilk işleri adlarını değiştirmek oldu. Ahmet Mirza Kerem ismini, Kara Sultan da Aslı Han adını aldılar.

Bu olay üzerine Kerem, yemeden, içmeden kesildi. Bir koca karı oğlanın sırrını öğrenip babasına bildirdi. Babası da keşişten kızı istedi. Din ayrılığından dolayı bu işe yanaşmayan keşiş, şahtan zaman istedi ve kızı alıp bulunduğu yerden kaçtı. Bunu öğrenen Kerem de Sofu kardeşi alıp onların peşlerine düştü. Her uğradıkları yerde atlarını bağlayıp her yere giriyorlar, keşiş hakkında bilgi alıp yeniden yollara düşüyorlardı. Hemen hemen bir kovalamacadan ibaretti. Zengi, Hoy, Genç, Revan, Gürcistan, Kars, Oltu ve Adıyaman gibi birçok yerleri dolaştılar. Başlarına birçok macera geldi. Nihayet Kayseri de izlerini buldular. Keşiş, zindancı başı’ lık ediyor, kızın anası ise diş çekiyordu.

Kerem dişini çektirmek için kızın annesine gider dişinin ağrıdığını söyler o sırada Aslı kızı görme imkânı bulur. Aslı onu görünce boynuna sarılıp Müslüman olur. Fakat keşişin Kayseri beyine müracaatı üzerine evde geceleyin pusu kuran beyin adamları, Kerem’le Sofu gelince onları yakalayıp hapse attırır. Kayseri beyin Hassene Hanım adında akıllı bir kız kardeşi vardı. İşi halletmeyi üzerine aldı. Kerem ile Sofuyu zindandan çıkartır kırk kızı süsleyip gül bahçesine salar. Aslı Han’ı da aralarına karıştırdı. Kerem’i bahçeye getirirler. Aslı bahçeye giren Keremi görür görmez gözünü ona diker. Kerem de diğer güzelleri görmez gözünü aslıya diker. Bunu gören keşiş yine kızını alıp oradan da Halep’e kaçarlar. Kerem ile Sofu onları tekrar aramaya başlarlar izlerini Halep’te bulurlar ve Halep paşasına durumu anlatırlar, Halep Paşası araya girer keşiş düğüne razı olur. Keşiş kızı Aslı Han’a sihirli bir düğün elbisesi yaptırır, düğün gecesi Kerem düğmelerini çözüp eteğe geldikçe yukarıdan gene düğmeler iliklenirdi. Tan ağarırken Kerem öyle ateşli bir hale geldi ki ağzından alev çıktı. Yandı, kül oldu. Aslı kızgın küllerini toplarken süpürge ettiği saçları tutuştu, o da yandı kül oldu.[1]

KEREM İLE ASLI ANAONİM

-İnsanoğlu nasıl tedbir alırsa alsın, Hakk’ın takdiri ne ise o olur.

-Ellere yaz, bahar, çayır, çimendir. Niçin bize yağmur ile kar gelir.

-Bir yârim yoktur ki halimden bile, ağlayıp gözyaşım sile.

-Beni aşka salan yardır, vücudumda yanan nardır.

-Benim işim ah u zardır derttir, hasrettir firkattir.

 


[1]https://www.nkfu.com/kerem-ile-asli-hikayesinin-kisaca-ozeti-karakterleri-hakkinda-bilgi/