BAŞLIK 2: BİRAZ DA MEVLANA’NIN RUBAİLERİ VE ŞERHİ (7)

Önce beni çok sevdi okşadı, sonra da binlerce üzüntü içinde eritti beni.
Bana sevgisinin mavi boncuğunu verdi ama ben benliğimden geçip de o olunca (onda yok olunca) bırakıp kaçtı beni.
Tasavvufî Yorum:
1 .“Önce beni çok sevdi, okşadı…”
“Tasavvuf yolunda ilk hâl "cezbeye kapılma", yani Allah'ın kuluna bir lütufla yönelmesidir. Kul, ilahi tecelliyle sükûnet bulur, kalbinde sevgi coşar. Bu dönemde kul, rahmetin tatlılığı içindedir, aşkın cezbesiyle sarhoş olur.
“Okşamak”, Allah’ın kulunu şefkatle kalbine çekmesi, ona yakınlık göstermesi anlamındadır.
2 .“…sonra da binlerce üzüntü içinde eritti beni.
Kul, aşkın asıl talebiyle, yani benliğinden geçip Allah’ta fani olma yolculuğuyla yüzleşir. Bu yol, nefis terbiyesi ve sabırla doludur. “Üzüntüler” nefisle yapılan mücadelenin, içsel yangının, ayrılık ve hicranın ifadesidir. Aşk önce okşar, sonra yakar. Çünkü yakmadan kemal olmaz. Bu yanışta kul, benliğinden, arzu ve isteklerinden arınır.
3 .“Bana sevgisinin mavi boncuğunu verdi…
”Tasavvufî anlamda bu, aşkın bir nişanesi, bir işarettir. Kul, kendisine ilahi aşkın bir emaresi verildiğinde, artık onunla yol almaya başlar. Bu, Allah’ın kuluna verdiği bir mürşid, bir hal, bir halvet, bir vuslat anı olabilir.
4 .“Ama ben benliğimden geçip de o olunca, bırakıp kaçtı beni.
”Bu son mısra, yani "benliğinden geçip Allah’ta yok olma" makamını anlatır. Tasavvufun en yüksek mertebelerinden biri olan bu hâlde kul, “ben” demez artık; her şeyde sadece Allah’ı görür. Ancak bu hâl geçici bir hâl olabilir. Aşkın o sarhoşluğu, o vecd hâli çekilir. Kul tekrar halkın içine döner, ama artık eskisi gibi değildir. Allah âdeta "benliğini bıraktın, şimdi seni halkla terbiye edeceğim" dercesine kulunu kendi hâline bırakır.