MEVLANA’NIN RUBAİLERİ VE ŞERHİ (23)

RUBAİ

-Ey tan yeli, yolda o ateş yürekliye rastlarsan bize de haber ver.
-O öyle ateş dolu, sevda dolu bir gönül ki,
-Ateşinden yüzlerce mermer taşlarını yaktı.
-Onu gördün mü?

ŞERHİ (AÇIKLAMASI)

1 ) “Ey tan yeli, yolda o ateş yürekliye rastlarsan bize de haber ver. Burada mürit (Hak yolcusu), gönlünü aşk ateşiyle yakan bir mürşit arayışındadır. “Tan yeli”, sabahın nefesi gibi taptaze bir işaret, manevi bir haberciyi simgeler. Mürit, o haberciden ister ki kendisini yanmış bir gönül sahibine yöneltsin. Çünkü mürit, tek başına yol alamayacağını, mutlaka bir rehbere ihtiyaç duyduğunu bilir.

2 ) “O öyle ateş dolu, sevda dolu bir gönül ki…” Mürşit, gönlünde ilahî aşkın ateşini taşır. Onun kalbi, Allah sevgisiyle yanmaktadır. Bu ateş, yalnızca kendisini değil, çevresindekileri de ısıtır, aydınlatır. Mürit, işte böyle bir mürşidi bulduğunda kendi yolunu da bulmuş olur.

3 )“Ateşinden yüzlerce mermer taşlarını yaktı. Buradaki “mermer taşları”, katı nefisleri ve taşlaşmış kalpleri simgeler. Hakiki bir mürşidin gönlünden yayılan aşk ateşi, müritlerin nefsini yakar, onları arıtır ve saflaştırır. Katı kalpleri eritir, benliği yok eder. Bu, tasavvufun temel hedefidir: nefsi yakmak, kalbi arındırmak, kulun Hak ile buluşmasına vesile olmak.

4 )“Onu gördün mü?” Bu soru, müridin en derin arayışını dile getirir. O, yanmış gönlü bulmakla aslında yolunu, rehberini ve nihayet Hakk’ı bulmak istemektedir. Çünkü tasavvufta mürşit, müridi için Allah’a giden yolda bir aynadır; kendi ateşiyle yol gösteren bir meşaledir.

Sonuç: Mevlânâ’nın bu rubaisi bize şunu anlatır: Hak yolcusu için en büyük ihtiyaç, aşk ateşiyle yanmış bir gönüle sahip mürşidi bulmaktır. Böyle bir gönül, karanlıkta kalan yolcunun ışığıdır. Onu bulan kişi, kendi kalbini de aşk ateşiyle tutuşturur ve Hak yolunda ilerler.