Başlık 2: Biraz da Sait Nursi’nin Talebelerinden Feyzi (2)

Asıl adı Mehmet Fevzi Pamukçu 1912 yılında Kastamonu’da doğar,  askerlik görevini yaptığı esnada Nevşehirli Hacı Hayrullah Efendi, Seyyid Abdülhakim Arvasî ve Hüsrev Hoca efendi gibi âlimlerden tefsir ve hadis ilmi alır.

Asker olarak İstanbul’da olduğu dönemde Kastamonulu bir tanıdığı ona “Kastamonu’ya Bediüzzaman adında bir hoca gelmiş.” dediğinde o ismi ilk defa o gün duyar.

Mehmet Feyzi bir mürşit arayışına girer. O gece bir rüya görür. Rüyada ona “aradığın mürşit geldi. Onun yanına git” der, fakat o bu rüyaya pek aldırmadı. Aradan bir yıl geçer, yine bir gece rüyasında ona “beklediğin mürşidin yanına git” der. Sabah uyandığında bir yıl arayla birbirine benzer iki rüya onu hemen harekete geçirir. Hazırlanarak Nasrullah Camii çevresinde oturan dostlarına gider. Onlara buraya dışardan bir şeyh veya bir mürşit geldi mi diye sorar. Dostları ona Bediüzzaman diye bir zatın geldiğini söyleyerek evini tarif ederler. Feyzi Pamukçu, onu çağıran sese doğru yönelerek Bediüzzaman’ın evine doğru gider.

Bediüzzaman, onu karşısında görünce ayakta karşılar ve yıllardır beklediği bir can dostunu görür ona hasretle sarılır. Bediüzzaman ona: “Mehmet Feyzi kardeşim, seni bir yıl evvel çağırdım niye gelmedin? Senin bir yıl kaybın var” der. Bediüzzaman, Feyzi’ ye önce Hizbü’n-Nurî’yi ardından da Otuz İkinci Sözü okuması için verir. İşte Feyzi Risalelere ve Bediüzzaman’a getiren ve onu yıldızlaştıran bu Otuz İkinci Söz olur.

Otuz İkinci Sözü okuduktan sonra Bediüzzaman’la öyle bir bağ kurar ki ömrünün sonuna kadar ona olan bu bağlılığı devam eder. Böylece Mehmet Feyzi, Bediüzzaman’ı gerçek anlamıyla tanır ve hizmetine canla başla koşar. Bediüzzaman, bir yıl beklediği bu talebesinin önce adını değiştirir. Mehmet Fevzi olan adını Mehmet Feyzi yapar.

Bediüzzaman’ın insanlara seviyelerine göre muamelede bulunmasını ve onlara akıllarına göre hitap etmesini Mehmet Feyzi kendine hayat boyu prensip eder.

Mehmet Feyzi 1943 yılında Denizli Hapishanesi’nde dokuz ay, 1948’de de Afyon Hapishanesi’nde on ay Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile beraber hapis yatar ve her iki suçlamadan da beraat eder.

Afyon Mahkemesi kayıtlarına göre Mehmet Feyzi’nin kitaplığında ilmî ve kaynak teşkil eden 580 cilt kitabı olduğu tespit edilir. Bu da onun ne denli ilme meraklı ve âlim biri olduğunu gösterir. Kendisi Bediüzzaman’ın Ser Kâtibi olarak özel bir yere sahipti.

Ayrıca Mehmet Feyzi’nin Asiye Hanım’ın (Mülazımoğlu) dedesi Küçük Âşık’ın Mevlânâ Halid Hazretleri’nden miras aldığı cübbeyi Bediüzzaman Hazretleri’ne getirdiğinde cübbeyi yıkayıp suyunu kabristana döktükten sonra o cübbeyi şerefle Bediüzzaman’a giydirmesini hayatı boyunca en çok şeref duyduğu olay olarak anlatır.

Feyzi Kastamonu da 4 Mart 1989 tarihinde, Mi’rac Gecesi öncesi dilinde “Allah Allah” zikriyle Rabbi Rahim’ine kavuşur, Gümüçlüce mezarlığına defnedilir.[1]

Feyzi Efendi’den:

-Kim ne kazanmışsa edebe riayette. Kim ne kaybetti ise edebe riayet etmemekledir.

-Dünya=Rüya. Hem mana hem kafiye uygun.

-“Siyaset iyi bir şey değil kardeşim”.

 

 

[1]. https://www.yeniasya.com.tr/misbah-eratilla/bediuzzaman-in-ser-katibi-mehmet-feyzi-pamukcu_425341