MEVLANA’NIN RUBAİLERİ ŞERHİ (11)

RUBAİ
-Bizim toplumumuzu ve yolumuzu tutanlar,
-Kalıbımızdan yüzlerce can fışkırdığını görürler.
-Meşrebimizden bir şerbet için,
-Öylesine sarhoş olur ki gecemizi gündüz görür.
ŞERHİ
1. “Bizim toplumumuzu ve yolumuzu tutanlar…”
Burada “biz” dediği, sıradan bir topluluktan çok irfan ehli, sûfîler, meşrebi aşk olanlardır. Bu ifade, tarikata veya hak yoluna giren, bir mürşid-i kâmilin veya hakikat yolcusunun haline bağlanan kişiyi ifade eder. Onların toplumu, görünüşte sıradan bireylerden oluşur ama İçyüzü nur halkasıdır.
2. “Kalıbımızdan yüzlerce can fışkırdığını görürler.”
“Kalıp”, burada maddî bedenimizi simgeler. Normalde insan bir tek canlıdır, tek nefese sahiptir. Ancak tasavvufî düşüncede, bir velinin varlığı yüzlerce, binlerce kalbe hayat verebilir. Sâdık bir sûfînin sinesinden fışkıran aşk ve irfan, başkalarına da can verir. O sadece nefes almaz; başkalarına da nefes olur, can olur, hayat olur.
3. “Meşrebimizden bir şerbet için…”
Meşreb, tasavvufta kişinin manevi eğilimini, Hakk’a yönelme tarzını ve onun yolundaki tat alış biçimini ifade eder. Bu şerbet, mecazî olarak tasavvufun tatlı sarhoşluğu, aşk-ı ilâhînin bir damlasıdır.
4. “…öylesine sarhoş olur ki, gecemizi gündüz görür.”
Bu sarhoşluk, mecazî anlamda bir yüz hâlidir. Gerçekten içki sarhoşluğu değil, aşkın sarhoşluğu… O kişi artık hakikatin nuruyla bakar, kalbin gözü açılır. Eskiden karanlık bildiği şeyleri şimdi aydınlık olarak idrak eder. Bu “gece-gündüz” tasavvufta sıkça geçen cehaletle marifet, gafletle uyanıklık, zulmetle nur arasındaki geçişi anlatır.
SONUÇ: Bu rubaide Mevlânâ, tasavvuf yolunun ve erbabının derinliğini anlatır. Onların iç dünyaları öyle bir sır ve aşk taşır ki, bir bakışlarıyla insanları dönüştürürler. Onlardan bir tat alan, dünyayı bambaşka görmeye başlar. Bu rubai, aynı zamanda tarikata intisap eden kişinin dönüşümünü, benlikten arınıp ilahî bir vecde ulaşma sürecini özetler.