Başlık 2: Biraz da Said Nursi’nin Talebelerinden Refet Bey (3)
Refet Bey, 1886 yılında İstanbul-Beykoz’da dünyaya gelir, Refet Bey harbiye öğrencisiyken hafta sonları kuran hafızlarından ders almaya başlar. O yıllarda Bayezid Camii’ne giderek güzel sesli hafızları dinlemeyi çok severdi.
1906 yılında Harp okulundan mezun olduktan sonra Arnavutluk’a teğmen rütbesiyle tayin olur. İki veya üç yıl sonra gönüllü olarak Yemen’e ve Mısır’a gider. Orada savaşırken İngilizlere esir düşer. Esaret dönüşü İstanbul’a Merkez Komutanlığına yüzbaşı rütbesiyle tayin edilir. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya geçmeyip İstanbul’da kalır. Savaşın sona ermesinden sonra Sivas’ın bir ilçesinde askerlik şube başkanlığı yapar. Cumhuriyetin ilânından sonra 34 yaşlarında ordudan emekli olur, Bediüzzaman, ona yakınlığını, mektuplarını aldığı zaman söylediği “Rahatsızlıklarıma, hastalığıma şifa oldu” cümleleriyle ifade etmiştir.
Refet Bey, Eskişehir (1935), Denizli (1943) ve Afyon (1948) hapishanelerinde Bediüzzaman’la birlikte bulunarak birçok sıkıntıyı onunla birlikte yaşar. Refet Bey, Isparta’da olduğu yıllarda, bir gün kütüphane memuruyla âlimler konusunda görüşürken sözü Bediüzzaman’a getirir. Çok büyük bir âlim olduğunu, kendisini Mütâreke yıllarında tanıdığını, fakat şimdi nerede olduğunu bilmediğini ifade edince kütüphane memuru Bediüzzaman’ın Barla’da olduğunu söyler. Bu haber üzerine birden heyecanlanır. “Allah Allah! Ben o zatı mütareke yıllarından tanırım, hemen ziyaretine gideyim” der, bazıları görüşmenin mümkün olmadığını “Kapısında bu şahısla görüşmek yasaktır yazısı var mı?” diye sorar. “Yok” derler. “Öyleyse ben giderim” der. “Aman gitme, sonra seni mimlerler” diyerek bu görüşmeden vazgeçirmek isterler. Bu sözler çok tuhafına gitmişti. Ne demek istiyorlardı? Geçmişinde askerlik olan bir kişi öyle şeylere pabuç bırakacak değildi. “Ben mimi cimi bilmem. Öyle şeylere metelik verenlerden değilim” der.
Refet Bey, araştırmaları sonucunda ziyaretçileri Üstadla görüştüren Bekir Ağa’yı bulur. Ulaşım için kara yolu henüz açılmamıştı. Önünde göl veya patika yol seçenekleri bulunuyordu. Onlar patika yoldan gitmeyi tercih ederle. Bir gün sabah erkenden iki atla Barla’ya doğru yola çıkarlar. Saatler süren uzun bir at yolculuğundan sonra Barla’ya ulaşırlar. Hemen Üstadın evine indilerse de evde bulamazlar. Komşuları Üstadın Paşa Kayasına (Karakavak) gittiğini söylerler. Orada beklemeden hemen Paşa Kayasına giderler. Burada Üstad beyazlar içinde çay pişirmeye çalışıyordu. Hürmetle varıp ellerini öperler.
Refet Bey Risale-i Nur’la tanıştıktan sonra, bir taraftan Kur’an-ı Kerim’i öğretirken, diğer taraftan Kur’an’ın mükemmel bir tefsiri olan Risalelerin yazılması ve yayılması için çalışır. Nurlara büyük bir sadakatle bağlanan Refet Bey’in mektubundaki, “Risale-i Nur’un en bariz hâsiyeti, usandırmamak; yüz defa okunsa, yüz birinci defa yine zevkle okunabilir” şeklindeki sözlerine Bediüzzaman, “Pek doğru demiş” diyerek karşılık vermiştir,
Bediüzzaman’ın bazen “Nur Kumandanı”, bazen “Kur’an Aşığı” diyerek hitap ettiği Refet Bey, Üstadını birçok defa Barla’da ziyaret etmiştir. Bu ziyaretlerin dışında sıkı bir mektuplaşma da yaşanır. Birbirlerine çok sayıda özel mektuplar yazarlar. Refet Bey 2 Şubat 1975 yılında Ankara’da vefat eder, Karşıyaka mezarlığına defin ederler. [1]
[1] https://www.yeniasya.com.tr/elif/yuzbasi-refet-bey-1886-1975_106617