MEVLANA’NIN RUBAİLERİ (31)
RUBAİ
-Atımız yokluk diyarından aşk ile yola çıktı,
-gecemiz hep vuslat şarabiyle aydın.
-Bizim mezhebimizde yasak olmayan o meydan,
-yokluk sabahına kadar dudaklarımızı kuru bulamayacaksın
ŞERHİ (AÇIKLAMASI)
1)“Atımız yokluk diyarından aşk ile yola çıktı”
Tasavvufta “yokluk” (âdem), varlığın hakikî kaynağıdır. Kul, benliğini (nefsini) terk edip fâniliğe erdiğinde Hak yoluna açılır. Buradaki “at”, seyri ü sulukta salikin bineği olan aşkı simgeler. İnsan, yokluk makamına varıp benliğini geride bıraktığında ancak aşk ile Hakk’a yol alabilir.
2) “Gecemiz hep vuslat şarabiyle aydın.”
Gece, sûfînin zahiren karanlık görünen ama bâtınen nurlarla dolu hâlidir. Vuslat şarabı ise ilâhî aşkın verdiği sarhoşluktur. Bu sarhoşluk, dünyevî sarhoşluk gibi değil; kalbi diri kılan, gönlü nurlandıran bir hâl. Salik, gecesini Hakk ile beraberlikte geçirince karanlık da nur olur.
3) “Bizim mezhebimizde yasak olmayan o meydan,”
Mevlânâ’nın işaret ettiği “meydan”, hakikatin açıldığı, aşkın şarabının içildiği irfan meydanıdır. Bu aşk meclisinde şarap mecazdır: İlâhî aşkın içki gibi insanı sarhoş eden tecellisidir. Bu yol, zâhir şeriatla çelişmez; çünkü mecaz hakikate işaret eder. Tasavvufun “mezhebi”, aşkı ve Hak ile beraberliği yasak görmez.
4) “Yokluk sabahına kadar dudaklarımızı kuru bulamayacaksın!”
Sabah, fenadan bekaya doğuş anıdır. “Yokluk sabahı” ise nefsin yok olduğu, Hak nurunun doğduğu andır. Salik, o vakte kadar aşk şarabını yudumlamaya devam eder; dudakları hiç kuru kalmaz. Yani Hak zikrinden, aşkın coşkusundan ve vuslatın lezzetinden ayrılmaz.
SONUÇ: Bu rubai, tasavvufta “yokluk, aşk, vuslat ve beka” yolunu anlatır. İnsan benliğini terk edip aşk atına bindiğinde, gecesi Hak ile aydın olur; aşkın meclisinde sarhoş olur ve fenaya erip yokluk sabahına vardığında Hakk’ın vuslatıyla diri kalır.