MEVLANA’NIN RUBAİLERİ VE ŞERHİ (18)
RUBAİ
-Benim öz benliğim bütünlük âleminin denizi haline gelince.
-Zerrelerin cemali bana aydınlanır.
-Aşk yolunda hep mum gibi yandığım,
-Bütün vakitlerin bir tek vakit olmasını özlediğimdendir.
Bu rubâîde Mevlânâ, vahdet (birlik) düşüncesini ve tasavvufî "fenâ fillah" (Allah’ta yok oluş) makamını dile getirmektedir.
ŞERHİ (AÇIKLAMASI )
1 ) "Benim öz benliğim bütünlük âleminin denizi haline gelince..." Bu ifade, bireysel varlığın sınırlarını aşarak, ilâhî hakikatte erimeye işarettir. Tasavvufta bu hâl, benlikten arınıp evrensel "birlik denizine" karışmakla tanımlanır. Yani "ben" olan kul, artık "O" olur; teklikte yokluk bulur.
2 ) "Zerrelerin cemali bana aydınlanır." Benlik ortadan kalkınca, kâinattaki her varlıkta tecelli eden ilâhî güzellik görünür olur. Çünkü artık göz, perdeyi kaldırmış, ilâhî nazarla bakar. En küçük zerrede bile cemal (ilâhî güzellik) görünür hale gelir.
3 ) "Aşk yolunda hep mum gibi yandığım..." Aşk, Mevlânâ’da yakıcı ve dönüştürücü bir kudrettir. Mecnun gibi, aşkla yanmak, yakılmak bir vuslat hazırlığıdır. Mum gibi yanmak, benliği tüketmektir ki, ışık bu yokluk hâlinden doğar.
4 ) "Bütün vakitlerin bir tek vakit olmasını özlediğimdendir." Zamanın ve mekânın anlamını yitirdiği bir haldir bu. Derviş, zamandan da sıyrılır; çünkü hakikate ermek o an da olur. Geçmiş, gelecek yoktur, sadece aşkın "o anı" vardır. O an da, Hakk’ın huzurunda kaybolan bir vecd halidir.
Sonuç: Bu rubai, Mevlânâ’nın vahdet-i vücut (varlığın birliği) anlayışını, aşkın yakıcılığıyla benlikten arınma ve her şeyde Hakk’ı görme hâlini ifade eder. Zerrelerdeki cemal, artık perde arkasında değildir; çünkü bakan göz, yoklukla cilalanmıştır. Benlik yoksa Hakkı görünür olur.