MEVLANA’NIN RUBAİLERİ (15)
Bu rubai, Mevlânâ’nın kaderin döngüsünü temsil eden “çarh (felek/gökyüzü)” kavramı üzerinden insanın yaşadığı acılarla olgunlaşmasını ve sonunda manevî kemale erişmesini anlatan etkileyici bir ifadesidir.
RUBAİ
-Ey çarh! Türlü kötülüklerle, düzenlerle gönlümün sefasını kaçırdın,
-Bana ne oyunlar ettin!
-Ama bir gün beni felek’in sofrası başında,
-Dolunay gibi olgun ve kasesi dolgun göreceksin!
ŞERHİ
1. "Ey çarh! Türlü kötülüklerle, düzenlerle gönlümün sefasını kaçırdın..."
“Çarh” kelimesi burada gökyüzü, kader veya zamanın dönüşü anlamında kullanılır. Mevlânâ, çarhı muhatap alarak ona bir serzenişte bulunur. Zamanın çetin sınavları, hayatın zorlukları ve çeşitli musibetlerle gönül huzurunun bozulduğunu ifade eder. Bu şikâyet, aslında insanın dünyada karşılaştığı imtihanların ve nefsî çilelerin bir yansımasıdır.
2. "Bana ne oyunlar ettin!"
Bu ifade, çarhın oynadığı entrikalara, insanı yanıltan düzenlerine bir isyan niteliğindedir. Buradaki “oyunlar”, kaderin insanın önüne çıkardığı tuzakları, hayal kırıklıklarını ve zahiri başarısızlıkları simgeler. Mevlânâ, bu çilelerin bilincindedir ama şikâyeti sabırla ve farkındalıkla dile getirir.
3. "Ama bir gün beni felek’in sofrası başında..."
“Felek’in sofrası” tabiri, yüksek mertebelerde, hakikat sofrasında bulunmayı temsil eder. Bu, zahmetin rahmete dönüşeceği anı simgeler. Mevlânâ der ki: “Sen şimdi beni sıkıntıya düşürüyorsun ama ben bu sıkıntılarla pişiyorum. Gün gelecek, sen beni bir kemal sofrasının başında göreceksin.”
4. "Dolunay gibi olgun ve kâsesi dolgun göreceksin!"
Burada “dolunay”, insanın iç ve dış bütünlüğe, kemale erişmiş hâlini simgeler. Ay nasıl hilalden dolunaya ulaşırsa, insan da zamanla olgunlaşır. “Kâsesi dolgun” ifadesi ise, iç âlemin, irfanın ve ilahi feyzin doluluğudur. Mevlânâ, zahiri acıların onu olgunlaştırdığını, manevi bir dolulukla kemal noktasına taşıdığını bildirir.
Sonuç: Mevlânâ burada çarhı (zamanı/kaderi) hem bir şikâyet hem de bir terbiye edici olarak görür. Her darbe, her çile aslında onu dolunay gibi kemale ulaştıran bir süreçtir. Bu rubai, acıların hakikate giden yolda nasıl bir nimete dönüşebileceğini tasavvufî bir derinlikle anlatır.