BAŞLIK 2: BİRAZ DA MOLLA AHMED-İ CEZİRİ
Molla Ahmed-i Cezîrî, yaklaşık 1570 yılında, Cizre şehrinde doğar. Cizre o dönemde önemli bir ilim ve tasavvuf merkeziydi. Ailesi dindar ve ilme değer veren bir aileydi. Küçük yaşta medrese eğitimine başlar, Kur’an, tefsir, hadis, fıkıh ve kelam ilimlerinde yetişir.
Genç yaşta büyük bir zekâ ve kabiliyet gösterir. Bölgedeki medreselerde eğitim görür, Arapça ve Farsçayı ileri seviyede öğrenir. Dönemin önemli İslami kaynaklarını okuyarak kendini geliştirir.
Tasavvuf yoluna yönelir, özellikle vahdet-i vücûd anlayışından kendini yetiştirir. Bu düşünce sisteminde, varlığın hakikatinin Allah’a ait olduğu ve tüm varlıkların O’nun tecellisi olduğu kabul eder. Onun düşünce dünyasında özellikle şu büyük sûfîlerin etkisi görülür:
Muhyiddin İbnü'l-Arabî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Hafız-ı Şirazi
Cezîrî sadece bir şair değil, aynı zamanda bir âlim ve müderris idi. Cizre ve çevresindeki medreselerde ders verir. Fıkıh ve kelam alanında yetkin olmakla birlikte, onu asıl meşhur eden yönü tasavvufi şiirleridir.
Şiirlerinde, İlahi aşk, İnsan-ı kâmil, Nefis terbiyesi, Hakikat arayışı, Vahdet-i vücûd. Temaları öne çıkar. Onun şiirinde aşk, mecazi aşktan başlayıp hakiki aşka (Allah aşkına) yükselir. En önemli eseri Divan’ıdır.
-Klasik Kürt edebiyatının en önemli divanlarından biridir.
-Aruz vezniyle yazılmış gazel ve kasidelerden oluşur.
-Kürt medreselerinde yüzyıllar boyunca okutulmuştur.
Dili ağır ve sanatlıdır. Arapça ve Farsça terkipler yoğun biçimde kullanılmıştır. Cezîrî’nin yaşadığı dönem, Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti arasındaki siyasi mücadelelerin yoğun olduğu bir zamana rastlar. Cizre Emirliği bu iki güç arasında zaman zaman denge siyaseti izlemiştir. Ancak Cezîrî siyasi olaylardan çok ilim ve tasavvufla ilgilenmiş, eserlerinde siyasî polemiklere yer vermemiştir.
Yaklaşık 1640 yılında, doğduğu şehir olan Cizre’de vefat eder. Kabri Cizre’dedir ve bölge halkı tarafından ziyaret edilmektedir.
GÜZEL SÖZLERİ
“Aşk ateştir; gönül o ateşte yanmadan hakikate eremez.”
“Gönlünü temiz tut ki, içinde Hak tecelli etsin.”
“Âşık olanın dili susar; hâli konuşur.”
“Aşk bir denizdir; akıl o denizde bir damla bile değildir.”
“Hakikate varan yol, nefsini terk etmekten geçer.”