BAŞLIK 2: MEVLANA’NIN RUBAİLERİ VE ŞERHİ (36)

Burada Mevlânâ, sevgiliden kastıyla Hakikat-i Mutlaka olan Allah’ı işaret eder. Kul ile Sevgili arasındaki münasebet bir “oyun” ve “imtihan” gibi görünse de, aslında bu oyun içinde kulun terbiye edilişi ve kemale erişi gizlidir.

RUBAİ VE ŞERHİ (AÇIKLAMASI)

1)“Ey sevgili! Kulunu öldürmek için hırçınlaşma gel!” Tasavvuf yolunda “öldürmek”, nefsin arzularını, benliğin iddiasını yok etmek demektir. Âşık, sevgili tarafından kırılmaya, sınanmaya razıdır; fakat O’nun gazabını değil, rahmetini talep eder. Hak, kulunu celâl tecellisiyle yakabilir, ama Mevlânâ burada cemâl tecellisini diler.

2)“Gel de bildiğin gibi gözümüzü boyamaya bak!” Sevgilinin cilvesi, kulun gözünü başka hiçbir şeye baktırmaz. O’na yönelen kulun nazarı Hak’tan gayrıya kapanır. “Göz boyamak” burada aldatmak değil, Hakikat perdesiyle cezbetmek anlamındadır. Allah, kulunun kalbini bazen cilveyle, bazen tecelliyle süsler.

3)“Ey her yerde düzenler öğrenmiş olan sevgili, gel!” Allah’ın her işinde bir hikmet, bir düzen vardır. Âşık, O’nun kâinattaki sanatına şahit olmuş, her yerde O’nun kudret ve tedbirini görmüştür. Âlemdeki düzenin kaynağı olan Sevgili ’den, kendi gönül âlemine de bir düzen vermesini ister.

4)“Bir düzen de benim için uydur!” Bu, kulun niyazıdır: “Ey Rabbim! Gönül tahtımı da âlemdeki nizam gibi senin hikmetinle düzene koy! Beni nefsimin dağınıklığından kurtar, beni aşkınla tertip et!” Çünkü hakiki düzen, ilâhî aşk ve marifet ile gelen iç huzur ve teslimiyettir.

SONUÇ: Mevlânâ bu rubaisinde, kulun Allah’a yalvarışını dile getirir: Gazaptan ziyade rahmetiyle yaklaşmasını, Cemâl tecellisiyle kalbi süslemesini, Âlemi düzenlediği gibi kulun gönlünü de nizama kavuşturmasını ister. Böylece tasavvuf yolcusu, kendi nefsi dağınıklığından çıkarak, Hakikat ’in düzenine teslim olur.